Hadi açın da görelim...

loading
21 Ekim, Çarşamba
£

10.28

9.28

$

7.82

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Hadi açın da görelim...

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı, Başbakan Ersin Tatar, “Maraş’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetiminde eski sakinlerinin yerleşimine açılması yapılan teknik ve yasal çalışmalarda önemli mesafe alındığını” açıklamış.

Dün Mağusa'da bir grup vatandaşla bir araya gelen Başbakan "Maraş’ın açılması ile yıllardır atıl durumda kalan bir yerin ülkeye ve insanlığa kazandırılacağını, bunun hem ekonomik hem de siyasi olarak Kıbrıs Türkü’ne önemli fayda sağlayacağını” da söylemiş.

Kuşku yok ki Başbakanın mensubu bulunduğu cenahın yıllardır iştahını kabartan ancak 'boylarını' aştığı için bir türlü açıp da 'ganimet' ıskalasına dahil edemedikleri hayalet kent Varoşa'nın açılmasını 'insanlığa kazandırmak' olarak nitelemek son derece manidardır.

Çünkü orada yaşayan insanları yerinden edip hayatlarını darmadağın ettikten sonra hele de  'rüyamda her gece Maraş'ı görüyorum' diye diye ölüp giden kentin simge ismi Lordos'un hayaleti Başbakanın bu konuşmaları yaptığı yerin semalarında dolaşmaya devam ederken, kendisinin kalkıp da 'insanlıktan' bahsetmesi en basitinden 'hiç olmamıştır.'

Ancak bu hususlara girmeden Başbakanın sözünü ettiği 'eski sakinleri' meselesine değinmek istiyorum.

Zira Uluslararası Hukuk tahtında eski sakinleri diye anılan insanlar 1974 Ağustos ayına kadar Maraş'ta yaşayan Rumlardır.

Dolayısıyla ilk anda bu ifadeleri duyan birisi, Türk yönetiminde de olsa eski sahiplerine iade edilecek hayalet kent için sırf bu insanı yönünü duyduğu zaman olaya semapti ile bakabilir.

Ama Başbakanın eski sahipleri ifadelerinin bir softa şaşırtması olduğunu düşünmemiz için çok fazla nedenimiz vardır.

Çünkü Sayın Tatar'ın Maraş konusu gündeme ciddi ciddi geldiği günden beri her ağzını açtığında "Maraş Türk toprağıdır" "Maraş bizimdir" veya "Maraş Vakıf malıdır" dediğini, aklına hiçbir zaman 'esas sahiplerini' getirmediğini biliyoruz.

Dahası, bu 'Türk yönetiminde eski sahiplerine iade etme' formülü de kendisinin değil, hükümette ortaklık yaptığı Kudret Özersay'a ait bir formüldür.

Bu bağlamda, Başbakanın 11 Ekim'de yapılacak seçim çalışmaları için gittiği Mağusa'da sarf ettiği bu sözlerin tam anlamıyla boş bir secim vaadi olduğunu, kendisinin ya da KKTC'li herhangi bir siyasetçinin gücünün hayalet kenti öyle ya da böyle açmaya yetmeyeceğini, en azından merhum Rauf Denktaş'ın bile bu işi başaramadığını düşünerek söylemek gayet mümkündür.

Öte yandan, belki pek fazla dillendirilmiyor ama, hükümetin son dönemde yaşadığı birden fazla kavganın bir tanesinin de Maraş yüzünden olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yoktur.

Filhakika, ortağı Kudret Özersay, 13 Temmuz günü BRT'de Levent Kutay'a konuk olduğu programda gayet açık ve net biçimde şu ifadelerde bulunmuştur:

"Şunu bilmek lazım, önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçim süreci var. Bu sürecin içerisinde Maraş konusunu harcamamak gerekir. Yani Maraş konusunu konuşabiliriz, Maraş’a ilişkin düşüncelerimizi ortaya koyabiliriz… Ki ben yıllardır Maraş konusundaki fikirlerimi ortaya koyuyorum… Eğer şimdi seçim dönemidir diye hemen ‘Maraş adımını atalım’ dersek, o zaman bu kadar önemli bir projeyi boşa harcamış oluruz.”

Bu durumda Sayın Tatar'ın çok açık Maraş vaadi ile oy toplamaya çalıştığı sonucuna çıtığımız gibi, bizzat ortağının 'böylesi büyük bir projeyi seçim yüzünden boşa harcamamalıyız' karşı duruşu, hükümetin konuya bakışındaki farkı ortaya koymaktadır.

Lafın kısası ortada üç çeşit formül bulunmaktadır.

Bunlardan bir tanesi, bu satırların yazarının da desteklediği üzere, BM Güvenlik Konseyinin kentle ilgili almış olduğunu 550 ve 789 sayılı kararlar ışığında kentin BM yönetiminde eski sahiplerine iade edilmesidir. Uluslararası Hukuk bunu emretmektedir.

Bir diğer formül, Başbakanın da bağlı olduğunu cenahın hep istediği ancak bir türlü muvaffak olamadığı kenti Türk yönetiminde açıp ganimet şeklinde dağıtma formülüdür.

Üçüncüsü ve Özersay'ın ortaya attığı formül ise kentin Türk yönetiminde açılması ve taşınmazların eski sahiplerine iade edilmesini düşünmektedir.

Tüm bunları bir araya yazıp, dizdikten sonra, diyeceğim odur ki, yukarıda saydığım üç formülden herhangi birisi hayata geçirildiği anda, Kıbrıs sorununun çözümüne muhteşem bir katalizör etkisi yapacağını söylemem son derece mümkündür.

Daha açık yazmam gerekirse, birinci formüle uyar da BM kararını hayata geçirecek bir adım atarsak Kıbrıs sorununun çözülmesi ihtimali, böylesi bir 'iyi adımdan' sonra neredeyse kesindir.

Özersay'ın formülünün hayata geçirilmesi, olayın en azından eski sahiplerine iadesini gerçekleştireceği için yine büyük etki yapması ve onu çözüm yoluna sokması açısından kuvvetle muhtemeldir.

Başbakanın seçim vaadi olarak atmak için can attığı formül ise her ne kadar içinde gerginlik barındırsa da, nihayetinde 'Pandora'nın Kutusunu' açacak olmasından dolayı bence sorunun çözümü yolunda çok büyük bir etki yapacağı doğaldır.

46 yıldır yılana çıyana yedirdiğimiz, talan ettiğimiz, ölü ya da diri bir Allah'ın kuluna yaramayan bu kentin öyle ya da böyle hayata dönmesi, şimdiki halinden çok ama çok daha iyi sonuçlar doğuracaktır.

Bu yüzden, aklın yolu Uluslararası Hukuk olsa da ben kendi adıma 'hadi açın da görelim' noktasında durmaktayım.

Bu yüzden de hiç lafı dolamayın, softa şaşırtması yapmayın ve açın gitsin diyorum…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.