Seçim malzemesi, gerçekler ve Pandora'nın kutusu...

loading
24 Ekim, Cumartesi
£

10.39

9.45

$

7.96

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Seçim malzemesi, gerçekler ve Pandora'nın kutusu...

Tatile gitmeden önce yazdığım son makalede, yaklaşan seçimlerin de etkisiyle resmen seçim malzemesine dönüştürülmeye çalışılan Maraş kentinin durumu ele almış, sonunda da 'Hade açın da görelim' başlığını kullanmıştım.

O günden bugüne geçen yaklaşık 40 günlük süre zarfında, 11 Ekim seçimlerine yönelik başlayan seçim propagandasıyla birlikte çeşitli adaylar 'ha açıldı ha da açılacak' şeklinde ifadelerle konuyu iyice seçim malzemesi kıvamına sokmuşlardır.

Hiç uzatmadan söyleyecek olursam, hukuka uygun olan, BM Güvenlik Konseyinin kentle ilgili almış olduğu 550 ve 789 sayılı kararlar ışığında kentin BM yönetiminde eski sahiplerine iade edilmesidir. Uluslararası Hukuk bunu emretmektedir.

Dolayısıyla herhangi bir adaydan duyacağınız "Maraş'ı Türk yönetiminde uluslararası hukuka uygun açarız" şeklindeki ifadeler hukuk dışıdır.

"Eski sahiplerine iade ederek Türk yönetiminde açarız" diyenler ise söz konusu kararların en azından yarısına ters düştüğünden yine hukuk dışı bir hareket içinde olacaktır demektir.

Dolayısıyla UBP adına bu konunun Başbakandan sonra bayraktarlığına soyunan Mağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu'nun son yaptığı açıklamada sözünü ettiği "hukuki alt yapı hazır, seçimden önce Maraş açılabilir" açıklaması buram buram seçim malzemesi kokmaktan başka hiçbir şey değildir.

Oğuzhan Bey bir hukukçudur, elbette ondan daha fazla hukuk bildiğimi iddia edemem.

Ancak Siyasi Bilimler mezunu birisi olarak olaya baktığımda, Oğuzhan Bey'in "hukuki alt yapı hazır" şeklindeki ifadesi eğer maksadına uygun şekilde ise, aklımıza BM Güvenlik Konseyinin kentle ilgili aldığı 550 ve 789 sayılı kararların yanı sıra, Başbakan ve Yardımcısının bu konudaki gereksiz girişimleri sonucu 9 Ekim 2019 tarihinde, Barış Gücü ile ilgili alınan 2483 sayılı kararda da vurgulandığı üzere geçerli olan yukarıdaki kararların hepsinin yırtılıp çöpe atılacağını düşünebiliriz.

Ancak bir gazeteci olarak bende bu konu hakkında herhangi bir bilgi olmadığını, bilakis daha iki gün önce Genel Sekreter Guterres'in Rum Lidere gönderdiği mektupta da açıkça vurguladığı üzere, ilgili kararlar dışında atılacak tek taraflı herhangi bir adımın uluslararası hukuk dışında olacağı net bir biçimde yazmaktadır.

Dolayısıyla Oğuzhan Bey ve bu konuda "açacağız" şeklinde konuşan arkadaşların bu konudaki iddiaları uluslararası hukuka uygun değildir. Bu bağlamda ortada "herhangi bir hukuksal zemin" bulunmamaktadır.

Eğer burada niyet ve hukuksal zemin TMK üzerinden kentle ilgili başvuru alınması, yine bu başvurulara, Vakıfları da yapılan başvuruya istinaf üzerinden bir yol açılmaya çalışılıyorsa, bu durum yeni ve on yıllar sürecek dava süreçlerinin başlaması anlamına gelecektir.

Belki bilinmiyordur diye hatırlatmam gerekirse, TMK'nin istinafları konusunda Kıbrıs Türk Mahkemeleri yetkilidir ve başvurular oraya yapılacaktır. Yani TMK'nın eski sahipleri konusunda alacağı her iade kararına Vakıflar kendi tezi yönünde istinaf başvuru yapabilecektir.

Öte yandan, Maraş konusunu seçim malzemesi yapmaya çalışanların unuttuğu ya da unutmak istediği şey, bu konunun 'uluslararası bir sorun' olan Kıbrıs sorununun bir parçası olmasıdır.

Dahası, Maraş konusu özelinde 550 ve 789 sayılı Güvenlik Konseyi kararları bulunması işi uluslararası sorunun en uluslararası parçası yapmaya yetip de artmaktadır.

Ve bu durum kenti son yıllarda gerginliğin sürekli arttığı ada etrafındaki doğal gaz mücadelesi ve onun tetiklediği Doğu Akdeniz sorununun da bir parçası yapmaktadır.

Aklınız çok mu karıştı?

İnanın bana daha Türkiye-Yunanistan arasında bulunan kadim Ege sorununu işin içine katmadan konuşuyorum.

Net olarak konuşmam gerekirse, Maraş konusu birilerinin seçim kazanma malzemesi olarak kullanamayacağı boyutta bir meseledir ve özellikle de Dışişleri Bakanımız bu durumu çok ama çok iyi bilmektedir.

Sırf bu yüzden de kentle ilgili son dönemde yaptığı tüm açıklamalarda konuyu seçime malzeme etmeme çağrısı yapmakta, koalisyon ortağı ile hemen her konuda olduğu gibi ters düşmeye devam etmektedir.

Lafın kısası, fazla uzatmadan irdelemem gerekirse, kentle ilgili düşüncem son yazdığım makaledeki gibidir. Yani 'açabilirseniz açın' noktasındadır.

Zira kent eğer uluslararası hukuk kaideleri dışında bir adım atılırsa bu özellikle Türkiye özelinde uluslararası arenada bir siyasi tsunami etkisi yaratacağından pandoranın kutusunun açılacağı çok nettir.

Elbette bunun etkilerinin en azından ilk başlarda facia olacağını ama ardından bir nevi zoraki diyalog yolunu açacağından emin olduğumdan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bir takım tabuları yıkabileceğini, çözümü tetikleyebileceğini düşünmek mümkündür.

Ha eğer uluslararası kararlar tahtında bir adım atılacaksa, bunun yine sorunun çözümü yolunda büyük bir iyi niyet adımı olacağından yine çözümü tetikleyeceğine eminim.

Dolayısıyla yine aynı şeyi söylemekten başka çare bulamıyorum…

Hade açın…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.