Zor seçimler...

loading
21 Eylül, Pazartesi
£

9.75

8.96

$

7.62

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Zor seçimler...

Covid-19 salgınının gölgesi altında gittiğimiz 11 Ekim seçimleri için geri sayım sürerken, Doğu Akdeniz bölgesinde baş gösteren ve merkezinde Kıbrıs sorununu barındıran anlaşmazlıkla ilgili birtakım kritik gelişmeler yaşanıyor.

Geçtiğimiz hafta önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ardından da hafta sonu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'yu ağırlayan adada bu ziyaretlerde verilen mesajların anlamı çözülmeye çalışılırken, 24-25 Eylül'de yapılacak olan AB Zirvesi de Türkiye'ye yaptırım çağrıları arasında yaklaşıyor.

Fırtına bulutları birikmekte, ada üzerinde birtakım hayaletler dolaşmaya devam etmektedir. Kuşkusuz yakın zamanda patlayacak olan bu siyasi fırtınada halimiz ne olur, şu an için kestirmek zordur ancak bazı belirtiler menfidir.

Öte yandan Lavrov ve Pompeo ziyaretleri ile kritik anlar yaşayan Rum Hükümetinin durumunun da zor olduğunu söylemem mümkündür.

Zor diyorum çünkü Rumların 1970'li yılların başından beri doğu-batı ekseninde sürdürdüğü bilindik 'denge' politikası, son yıllarda iyice sallantıya girdikten sonra, Doğu Akdeniz meselesi ile birlikte artık bir karar anına doğru ilerlemektedir.

Nitekim Güney'in en saygın yayın organlarından Cyprus Mail'in geçen gün yayımlanan başyazısıda, hükümetin iki taraf arasında bir seçim yapması gerektiği gerçeğinin daha fazla 'inkar' edilemeyeceği ifade ediliyor.

"Rusya ya da ABD'nin arasında bir seçim yapmanın zamanı geldi. İkisi birden olamaz" başlıklı yazıda, Lavrov ve Pompeo ziyaretlerinin ama özellikle ikincisinin Anastasiadis hükümeti üzerinde büyük baskı yarattığını ancak ziyaret sonrası yapılan açıklamalarda bu durumun göz ardı edilerek bir şekilde konunun 'unutturulmaya çalışıldığı' da iddia ediliyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis'in ziyaretler sonrası yaptığı ve sanki de 'ciddi bir şey konuşulmadığı' yönünde güzellemeler dolu açıklamalarına baktığımızda, Cyprus Mail'in ortaya attığı 'unutturma' teorisinin doğruluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Gazete aynı başyazısında "geçtiğimiz haftaki başyazımızda değindiğimiz üzere, Kıbrıs artık bir ayağı batıda bir ayağı doğuda bir siyaset izleyemez, bir seçim yapmak zorunda. Belki AKEL gibi Rusya yanlısı partiler 'Kıbrıs gibi küçük bir ülkenin, böylesi bir seçim yapma lüksü yoktur' diyerek şu ana kadar devam eden 'denge' siyasetini benimseyebilirler. Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis de böylesi bir anlayışı benimseyebilir. Ama bu durum artık sürdürülemez" ifadelerini de kullandı.

Öte yandan Pompeo'nun ziyaret sırasında yaptığı açıklamalara da yer veren gazete, ABD Dışişleri Bakanının, Rus muhatabının aksine, Kıbrıs adasının etrafında bulunan zenginliğin paylaşımı için barışçıl bir çözüm bulunması gerektiğini söylediğini de belirtiyor.

Dahası, Pompeo, ada etrafında bulunan zenginliğin Kıbrıslı Türk ve Rum toplumları arasında hakça ve adilane bir şekilde paylaşılmasının altını da çiziyor.

ABD'nin bölgesel planlarında Kıbrıs'ın önemli bir yer tuttuğuna işaret eden gazete, bu durumun Pompeo ile Anastasiadis arasında imza edilen yeni mutabakatta da açıkça görüldüğünü yazarken, mutabakatta yer alan Larnaka yakınlarında kurulacak eğitim merkezinin arazisinin bulunduğunu ve finansının da ABD tarafından verildiğini dile getiriyor.

"ABD ile yapılan ve içerisinde birçok mühimmatın da bulunacağı böylesi bir eğitim merkezi varken, Rus gemilerinin adaya gelip servis veya ikmal yapması olanak dışı görülmektedir" diye yazan gazete, mutabakatın, ABD'nin Kıbrıs'a silah ambargosunu kaldırırken şart koştuğu 'Rus savaş gemileri adada ikmal veya bakım alamaz' şeklindeki maddeye uygun olduğunu belirtiyor.

"Anlaşılan odur ki, Anastasiadis, Pompeo'ya söz konusu maddeler ile ilgili güvence vermiştir" diyen gazete, "belki de hükümet, Rusya yanlısı partilerin tepkisinden korktuğu için bu güvenceyi açıklamaktan kaçınıyor. Bir diğer senaryo ise, hükümet, ABD'ye artık Rusya'yı memnun edecek adımlar atmayacağı yönünde güvence vermiştir şeklinde olabilir. Hiç fark etmez, artık hangi kampa ait olduğunuzu seçmek zorundasınız" ifadelerini kullanıyor.

Aslına bakarsanız Rumlar bu konudaki kararını 2004'te AB üyesi olarak vermiştir.

Yani hangi dünya içinde olacağı yönündeki kararı 'batı dünyası içinde yer alacağı' şeklindedir.

Ancak Rusya ile olan Makarios'tan miras 60 yıllık güçlü diplomatik bağ, AKEL gibi çok güçlü bir Rusya yanlısı partinin bulunması ve tarihsel ilişkileri, bu seçimi utangaç adımlarla geciktirip işleri daha da komplike bir hale getirmekten başka bir işe yaramamış görülmektedir.

Bu noktada, 2004 referandumuna ve rahmetli Hristofiyas'ın 'iso bello of course' deyip sonra yan çizmesine bakacak olursak, o kararda da Rus izlerini açıkça görmek mümkündür. Çünkü bana göre, AKEL'in o plana son saniye 'hayır' demesinin yegane sebebi, Kıbrıs'ın tek parça olarak AB üyeliğine girişini engellemekti. Pek tabii ki bunu isteyen Rusya'dan başka kim olabilir ki?

Stratejik olarak son derece yanlış olan o hamle, yarım da olsa AB üyeliğini engelleyemediği gibi, adadaki bölünmenin üzerine çimento etkisi gibi bir durum da yaratmıştır.

İşin ceremesini çekmek ise, o günden beri hızla silikleşen ve özne olmaktan çıkmaya başlayan Kıbrıs Türklerine düştü.

Dolayısıyla geldiğimiz noktada içinde bulunduğumuz durum ve 11 Ekim'de yapacağımız seçimlerde ısrarla gözden kaçırmaya çalıştığımız şey, Kıbrıs sorununun iyice uluslararası sorun hüviyetine bürünmüş olduğu gerçeğidir.

Biz hala daha gelecekten haber almakla ya da ona doğru bir yürüyüşten bahsetmekle meşgulken, çözüm yapıp ortaklık kurmaya çalıştığımız Rumlar, atı alıp Üsküdar'ı çoktan geçmektedir. 

Neden?

Çünkü bizim durumumuz en basitinden gariplikler dizisidir.

Düşünün, uluslararası bir sorunun parçası iddiasında olup da uluslararası tanınmışlığı olmayan kaç ülke biliyorsunuz?

Yine düşünün, bir yandan yatıp kalkıp, Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarımızı ortaya atarak, ada etrafındaki zenginlikten pay isterken, öte yandan dönüp, bu paydan kendi dış politik açılımları gereği hak iddia eden bir başka ülke ile birlikte hareket edip, o ortaklık hakkına karşı mücadele edebilen kim var?

Böyle bir çelişki olur mu?

İşte tüm bunlar olurken, yine o kurucu ortak hakkına sahip olduğumuz ama 1964'te terk ettiğimiz devlet, yukarıda bahsettiğim zor seçimlere zorlanmakta ve bunlara karar verirken bize sormamaktadır.

Yarın öbür gün Rusya-Amerika arasında bir seçim yapmak zorunda kalacak olan Rumların önüne NATO üyeliği geldiğinde, kurucu ortak olarak bizim tavrımız ne olacak gerçekten çok merak ediyorum…

Lafın kısası, Kıbrıs adası tamamen ve sonsuza kadar bölünmeye hiç bu kadar yakın olmamıştı.

Ama madalyonun diğer yüzüne baktığımızda gördüğümüz şey ise birleşmeye hiç bu kadar yakın olmadığı gerçeğidir…

Umut dediğimiz şeyin sıcacık ışığı işte tam oradan yüzümüze aksetmektedir…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.