Denktaş'ın mektubu, Maraş, potansiyel fırsatlar ve tehlikeler...

loading
25 Ekim, Pazar
£

10.39

9.45

$

7.96

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Denktaş'ın mektubu, Maraş, potansiyel fırsatlar ve tehlikeler...

2 Nisan 2003'te, Annan Planının en hararetli safhalarında dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, yine o zamanın Rum Lideri Tasos Papadapulos'a yönelik bir mektup yazarak, ikilinin o tarihten önce 11 Mart 2003'te La Hey'de yaptıkları başarısız toplantıya atıfta bulunur ve "Lahey'de sonuçsuz kalan müzakere sürecini derinliğine yeniden değerlendirdim" ifadelerini kullanır.

Kıbrıs'ta her şeyi değiştirecek kritik bir dönüm noktası olan sınır kapılarının açıldığı 23 Nisan 2003 tarihinden sadece 21 gün önce yazdığı o ünlü mektupta Denktaş, şimdi hayatta olmayan Genel Sekreter Kofi Annan'ın La Hey'de yaptığı önerilere iki tarafın verdiği yanıtlara ve değerlendirmelere dayanarak, Rum Lidere "sorunun sosyo-psikolojik boyutunu ve özellikle iki taraf arasındaki derin güven bunalımını uzun zamandan beri görmezden geldiğimiz kanaatindeyim" diye yazar.

Denktaş mektubunda, Annan Planının çıktığı ilk günden itibaren plana karşı sürdürdüğü sert tutum yerine çok daha yumuşak bir anlayışla "Kıbrıs Türk tarafı 40 yıldır süren Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasını samimi olarak arzulamaktadır. Her iki taraf için de kabul edilebilir, sürdürülebilir ve yaşayabilir bir çözüme ulaşılması için ilk olumlu adımı, hiç şüphesiz, iki taraf arasında güvenin tesis edilmesi suretiyle birlikte çalışma ilişkisi kurmamıza imkan sağlayacak bir siyasi ortamın geliştirilmesi teşkil etmektedir. Bu durum, bize mevcut görüş ayrılıklarımızı çözme imkanı sağlayacak ve böylece kapsamlı çözüm için zemin hazırlanacaktır. Hiç şüphesiz, Kıbrıs adası iki halkın müşterek yurdudur" ifadelerine de yer verir, ardından da Kapalı Maraş'ın bir kısmının yeniden iskana açılacak şekilde Rumlara iade edilmesi karşılığında, Kıbrıslı Türklere uygulanan dış ticaret, ulaşım, seyahat, kültür ve spor aktivitelerine uygulanan ambargoların hemen kaldırılması yönünde altı maddelik bir öneri sunar.

Aslında Denktaş'ın düşüncesi basittir: Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm yerine, konuyu Maraş'a ve ambargolara indirgemektir.

Kurt siyasetçinin bu bağlamda sunduğu planın birinci maddesi ise aynen şöyledir:

"İlk adım olarak, Demokrasi Caddesinin güneyindeki Kapalı Maraş bölgesi, BM Ara Bölgesine kadar olan bölümü de kapsayacak şekilde, yeniden iskana açılmak üzere Kıbrıs Rum tarafının kontrolüne verilecektir."

İşte dün itibarıyla tarihimize müdahale ile bezenmiş bir demokrasi ayıbı olarak geçen, sadece Cumhurbaşkanlığı makamının değil, meclisin de yok sayıldığı, YSK'nın hiç dikkate alınmadığı ve nihayetinde dün akşam itibarıyla hükümetin de ipini çeken meşhur Maraş açılımına konu olan sahil, Denktaş'ın o ünlü mektubunda Rum muhatabına önerdiği sahilin bizzat kendisidir.

Peki ne oldu da Denktaş'ın Rumlara önerdiği ve hemen aynı gün Papadapulos tarafından reddedilen bu teklifin birinci maddesindeki o meşhur plaj, yarın muhtemelen bir seçim şovu ile Kıbrıslı Türklerin idaresinde açılır noktaya geldi?

Elbette bu makalede o günden bügüne Kıbrıs müzakerelerinde yaşananları konu edecek kadar geniş bir değerlendirme yapacak yerim yoktur.

Ancak, o gün Rauf Denktaş gibi adı çözümsüzlükle anılan bir ismin yarın açılacak sahil şeridini Rumlarla bir pazarlık, bir nevi al-ver aracı olarak kullanmaya çalışma ustalığı yerine, bugün Ersin Tatar gibi Kıbrıs sorunu konusunda hiç de ehil olmayan bir siyasetçinin, karşılığında başa bela açmaktan başka bir de seçim malzemesi olma gayesi güden amatör bir noktaya gelinmesi, içinde bulunduğumuz kritik duruma bir ışık tutmaktadır diye düşünüyorum.

Sayın Tatar belli ki seçimlere kendi lehine müdahale eden Türkiye'nin bu adımına teşnedir, bunu gayet doğal görmektedir. Ancak yukarıda bahsettiğim 'bela açma' konusunda rahattır çünkü o çıkması muhtemel belanın doğrudan muhatabı Türkiye Cumhuriyeti'nden başkası değildir.

Nitekim kent hakkında değişmeyen 550 (1984) ve 789 (1992) sayılı kararları bulunan BM Güvenlik Konseyi, atılan bu tek taraflı adım sonrası Cuma akşamı, içinde Maraş'ın da önemli bir gündem maddesi olacak şekilde toplanacak ve belki de Türk Dış Politikasını kötü bir şekilde etkileyecek yeni kararlara imza atacaktır.

Dolayısıyla Sayın Tatar'ın sadece ve sadece 'seçim malzemesi' olarak düşündüğü, kendisini de 'Maraş Fatihi' yapacağını sandığı bu adımın uluslararası sonuçları Türkiye açısından son derece olumsuz olabilecek niteliktedir.

Filhakika, dün yapılan ve KKTC seçimlerini yöneten YSK'nın ilgili kararlarını hiçe sayan meşhur canlı yayında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın atılacak adımın Maraş'taki özel mülkiyeti etkileyecek bir nitelikte olmadığını söylemesi, bunun altını çizmesi, Türkiye'nin söz konusu potansiyel tehlikelerin farkında olduğuna namzettir.

Gelinen noktada, Sayın Erdoğan'ın yine aynı yayında "Kıbrıs'ta bütünlüklü çözüm çabaları artık rafa kalkmıştır" ifadeleri de dikkat çeker niteliktedir.

Hal böyle ise, masada bulunan çözüm modeli tamamen çöpe atılacak ve yerine başka modeller yönüne dönülecekse, Türkiye belli ki bu tek taraflı adımlarına yakın zamanda devam edecektir.

Yok eğer bu bir blöfse ve atılan bu göstermelik adım sadece bir adaya seçimi kazandırma amacı dışında başka bir şey değilse, o zaman da akıllara, koskoca Türkiye'nin sırf bir aday seçimi kazansın diye kendini riske attığı gelmektedir.

Bence konu bu iki olasılık üzerinden değerlendirilmeli ve bu adım yönünde esas amaç nedir o irdelenmelidir.

Öte yandan, bu satırların yazarına göre Maraş yönünde atılacak tek ya da çok taraflı adımların 'Pandora'nın kutusunu' açacağı malumdur ve bunun Kıbrıs sorununun öyle ya da böyle 'hallinde' çok önemli bir katalizör görevi üsteleneceği muhakkaktır.

Dolayısıyla, evet, Maraş'ta atılan bu tek taraflı uluslararası hukuk dışındaki adım, kent özelinde, Kıbrıs sorunu genelinde yıllardır dokunulmadan süren stabil durumu, dinamik bir hale döndürmesi açısından fırsatlar sunabilir.

Ancak, yine evet, böylesi bir adımın, adanın sonsuza kadar bölüneceği yönünde büyük potansiyel tehlikeleri de içinde barındırdığı çok açık bir gerçektir.

Sanırım bunu ancak yaşanacak olanlar yaşanınca anlayacağız…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.