Buruk bir Crans Montana anısı...

loading
1 Aralık, Salı
£

10.54

9.46

$

7.85

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Buruk bir Crans Montana anısı...

5 Temmuz 2017 gecesi, yaz olmasına rağmen zirvelerinde kar bulunan Alp Dağlarının ürpertici nefis esintisi eşliğinde, çok tarz bir barın önünde yalnız başıma Fransız şarabı içmekle meşguldüm.

Aslına bakarsanız o saatte kadar, Kıbrıslı Türk, Rum, Türkiyeli, Yunanlı ve diğer yabancı basın elemanlarından oluşan bir ekiple birlikte başka bir barda uzun süren yeme-içme muhabbetini yeni bitirmiş, otelime giderken açık gördüğüm bara uğramış, son bir içki içeyim diye düşünmüştüm.

Kafam bulutluydu. Dahası çok umutluydu.

Bulutluydu çünkü Crans Montana'da içtiğim güzel şarapların daha güzelini sadece ondan 9 ay kadar önce Mont Pelerin'de içmiştim.

Dolayısıyla peş peşe içtiğim şarap ve şampanyalar etkisini göstermiş, nefis dağ havası da buna çarpan etkisi olmuştu.

Ondan ötesi çok umutluydum.

Çünkü yaklaşık 10 günden beri bulunduğum Kıbrıs zirvesinde büyük final yaklaşıyordu ve bütün göstergeler tarafların büyük bir uzlaşıya gittiğini gösteriyordu.

Bu duygu ve düşüncelerle yudumladığım şarabımla baş başa otururken, "ne haber evlat?" diyen bir sesle irkildim.

Kafamı kaldırıp baktığımda gördüğüm yaşlı adamı bir an için hatırlamadım ama sonra saniyeler içinde kim olduğu aklıma geldi.

Uzun yıllardır İsviçre'de yaşayan, ismini şu an hatırlamadığım o adam, Crans Montana ile birlikte 9 ay içerisinde 4 kez geldiğim İsviçre'deki tüm yolculuklarımızda bizi hava alanından kalacağımız otele götüren kişiydi. Oradaki Türk Büyükelçiliğinde şoför olarak çalışıyordu.

Bu samimi seslenmeye "iyidir abi, sen nasılsın?" diye cevap verdim, ardından da biraz şaşırmış şekilde ekledim: "Hayırdır abi, daha konferans bitmedi, sen arıyorsun burada? Bizi mi almaya geldin?"

Bana verdiği cevabın heyecanını bu satırları yazarken bile hala daha aynı şekilde hissediyorum: "Başbakan Binali Yıldırım geliyor. Bu akşam onun öncü ekibini getirdim."

Şarabı elimden bırakıp ayağa kalktım, yaşlı adama anlamamış gibi yaparak sordum: "Binali Yıldırım mı? Şaka mı yapıyorsun abi? O geliyorsa bu iş oldu demektir."

"Bilemiyorum evlat" dedi yaşlı adam, "ancak bu gece buraya onun öncü ekibini getirdiğime eminim."

O zamanın Türkiye Başbakanı olan Yıldırım'ın gelmesi demek, masada uzlaşı sağlandığı anlamına gelmekteydi çünkü o zirvenin başından beri konuşulan şey, müzakerelerin sonunda, eğer uzlaşı sağlanırsa, tarafların en üst düzeyde temsil edileceği bir final toplantısı ile birlikte imzaların atılacağıydı.

Ardından olanları ise hayal meyal hatırlıyorum… Otele doğru koştuğumu, odaya girip gazete grubuna durumu bildirdiğimi ve bunun haberini yazıp yine hemen gazeteye nasıl girdiğimi doğrusu bilemiyorum.

Ancak bildiğim, ertesi sabah, yani konferansın son günü, zirvenin yapılacağı salona doğru yürürken ki ruh halim, kesinlikle çözüme yürüdüğüm şeklindeydi.

Zirvenin yapıldığı konferans salonuna giden yolun kapısında bekleyen Unite Cyprus Now grubundaki arkadaşlarımın elinden üzerinde barış işareti olan bayrağı alıp hızla salladığımı, hep beraber "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" diye slogan attığımızı şimdi acı bir gülümseme ile hatırlıyorum ama olsun.

Gerçekten de o gün, yani 6 Temmuz günü, BM Genel Sekreterinin sabah saatlerinde bir kez daha Crans'a geri dönmesi ile birlikte son tango başlamış ve umutlar tavan yapmıştı.

O gün içinde dönen söylentileri şimdi düşünüyorum da, inanmakta zorlanıyorum...

Mesela bir Amerikalı gazeteciden aldığım bilgiye göre, CNN, o gün akşam haberlerinde "Kıbrıs'ta mutlu son" diye bir haber yapma hazırlığına o saatten başlamış, dolayısıyla kendisinden de Kıbrıs sorununun tarihi ile ilgili bazı bilgiler istemişler. O da vermiş. Bana "Sanırım bu kez oluyor" dedi. Ben zaten kendimde olmadığım için gülerek cevap verip laf gevelemekten başka bir şey yapamadım.

Bir başka arkadaşımız ise, Türkiyeli, Cenevre'de bulunan BM Sarayının bir odasının konferansın final imzaları için düzenlenmeye başladığının resimlerini gösterdiğinde ben iyice deliriyor, abuk sabık bir hale bürünüyordum.

Arada konferans salonunun önünde çıkıp çıkıp sigara içen Anastasiadis ile sık sık onu takip eden Çavuşoğlu'nun kahkaha atarak sürdürdüğü şakalaşmaları izliyorum.

İnsan ister istemez bu kadar samimi hallerde bulunan insanların illa ki bir anlaşmaya vardıklarını düşünmeden edemiyor.

Ancak kader ağlarını örmüştü bir kere…

O gün ilerleyen saatlerde, hatta Rum Gazeteci Makarios Drutoşis'in Şubat 2020'de Cyprus Mail'de çıkan makalesinde yazdığı üzere, saat tam 16.30'da, BM Genel Sekreteri Guterres, zirvenin en kritik toplantılarından birinde TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile bir araya gelir.

Çavuşoğlu, Genel Sekretere,  30 Haziran günü masaya koyduğu meşhur belgesinin garantiler ile ilgili kısmı hakkındaki pozisyonunun yazıldığı bir belge verir. Ardından da Guterres'e, eğer kurulacak olan yeni güvenlik mekanizmasının uygulanması konusunda mutabık kalınırsa, Türkiye'nin tek taraflı müdahale hakkı da dahil Garanti Anlaşmalarının kaldırılmasını kabul edeceğini söyler. Elbette Türkiye, içinde Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini garanti altına alan bir paketin parçası olarak bu teklifi ortaya koymuştur.

Bu arada aynı bilgiyi, benim imzamla o saatlerde Kıbrıs Postası'nda da yayınlamış, nefeslerimizi tutmuş bekliyorduk.

Bana göre 1968'den beri süren Kıbrıs müzakerelerinin çözüme en yakın ve en kritik noktası olan o toplantının ardından, Genel Sekreter, zamanın Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Koçias ile de bir araya gelir ve ona Türklerin teklifini anlatır.

Koçias, böylesi bir durumda, yine o zamanın Yunan Başbakanı Alexis Çipras'ın bunu kabul edeceğini ve imza için konferansa geleceğini Guterres'e bildirir.

Ardından da Koçias,  Anastasiadis'in o zamanki sözcüsü, şimdiki Dışişleri Bakanı olan Nikos Hristodulidis ile buluşur ve Çipras'ın bu teklif karşısında zirveye katılmak için yola çıkmak üzere olduğunu bildirir. 

Druşotis'in o ünlü makalesinde anlattığı üzere, müzakerelerin çökmesi için çalışma yönünde her türlü imtiyazla süslü olan Hristodulidis, önce Koçias'a, Çipras'ı aramak için acele etmemesi gerektiği salık verir ve o ana kadar bütün bu olanlardan habersiz klasik öğlen uykusunda bulunan Anasiadis'i uyandırmak için otele gider.

Tüm zirve programı Anastasiadis'in meşhur siestası üzerine düzenlenmiştir. Rum Lider nerede olursa olsun, öğleden sonra çekildiği siestasından vazgeçmemektedir.

Güzellik uykusundan uyanıp Guterres ile bir araya gelen Anastasiadis, az evvel sözcüsünün kendisine söylediği "Türkiye garantilerden vazgeçmeye hazır" mesajını bir kez daha bu kez Genel Sekreterin ağzından duyar ve Druşotis'in makalesinde yazdığı üzere "paniğe" kapılır.

Hikayenin gerisi ise tarihtir…

Saat 19.30'da toplanan o yemek, gece saat 03.00 sularında, Genel Sekreterin son derece üzgün yüz ifadesi ile birlikte konferansın "sonuçsuz" kapandığının ilanı ile birlikte sonra erer.

O toplantılar dizisinden sonra yapılan son yemekte konuşulanlar bugün hala daha esrarını korumaktadır.

Drutoşis'in o makalesinde yazdığı ve iddia ettiği hususla ben de hemfikirim…

Kıbrıs sorunu Crans Montana'da çözüldü ama ilan edilemedi.

Anastasiadis, zirveden 8 ay sonra yapılacak olan seçimlerine öncelik verdi, Rusya'yı devreye koydu ve masayı devirmekte bir çekince görmedi.

Dönüş yolunda Cenevre'de karşılaştığım zamanın Özel Temsilcisi Espen Barh Eide de bana aynını söyledi: "Çok yakındık Ulaş…Ellerimizin arasından kayıp gitti…"

Ah ah...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.