Onlar konuşuyor, biz bakıyoruz...

loading
3 Aralık, Perşembe
£

10.60

9.59

$

7.91

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Onlar konuşuyor, biz bakıyoruz...

Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis'in geçen gün Kıbrıs Türk liderliğine yönelik yaptığı "gevşek ya da desantralize federasyonu görüşelim" önerisinin ardından, Rum kamuoyu konuyu gündemine alıp tartışmayı büyütürken, bizim federal çözüm cephesi sinik ve de silik haliyle buna kayıtsız kalmaya devam ediyor.

Varsa yoksa kurulması tam bir yılan hikayesine dönüşen hükümet meselesi…

Ersin Tatar'ın cumhurbaşkanı atanmasının ardından hem o hem de Türkiye yetkilileri tarafından dillendirilen egemen eşitlik temelindeki iki devletli çözüm modeli, belli ki sadece Rumların değil, diğer bütün uluslararası aktörlerin de kabul etmeyeceği, konuşmayacağı bir modeldir.

Hal böyleyken, 7 Kasım 2018'de, Rum Lider Nikos Anastasiadis'in ortaya attığı ve Hristodulidis'in yeniden gündeme getirdiği desantralize/gevşek federasyon modelleri elimizde duran yegane formüller olarak dikkat çekmektedir.

Elbette, normal şartlarda konuşulan iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayanan federal çözüm modelinin çeşitleri olan bu iki formül, kanatlardaki kurucu devletlerin güçlü olmasına olanak vermesi açısından tarihsel bağlamda Kıbrıs Türk tezlerine de yakın durmaktadır.

"Garantiler kırmızı çizgimizdir" diyerek o işin özünü esastan ayırarak yıllarca federasyon görüşmüş gibi yapan Rauf Raif Denktaş, hemen her defasında 'güçlü kurucu devlet' kavramına sarılmış, bu yönde de toprak iadesi de dahil birçok kritik konuyu masada tartışmaktan çekinmemiştir.

1997'ye gelindiğinde ortaya attığı konfederasyon modelinde ise, siyasi eşitlik yerine 'egemen eşitlik' demiş, toplumlararası görüşmeler yerine devletler arası görüşmeleri istemiş, federal yapı yerine iş birliği söylemiş,  KKTC'nin tanınmama durumuna ise yaratıcı bir şekilde 'bir günlüğüne tanıyın da konfederasyon konuşabilelim' şeklinde çözüm önermiştir.

Kudret Özersay'ın 'iş birliği' dediği şeyin de, Ersin Tatar'ın kendisine söylettirilen 'egemen eşitlik' dediği şeyin de esas çıkış noktası işte Denktaş'ın kabul görmeyen o önerisinden başka bir şey değildir. 

Ancak tarih konuşmayı bir kenara koyup, tekrardan konuya dönecek olursak, yukarıda bahse konu ettiğim benzer iki modelden, 'gevşek federasyon' diye adlandırılanı konfederasyon ile çok karıştırılmaktadır.

Ancak iş basittir.

Çünkü gevşek federasyon denilen ve merkezdeki yetkilerin daha çok kurucu devletlere aktarılması felsefesi üzerinden konuşulan model bir federasyon şeklidir ve federasyonlarda oluşturucu birimler savaş ya da benzeri olağanüstü bir hâl olmadığı sürece ayrılma yasaklanmıştır.

Konfederasyonda ise oluşturucu birimler, ki adına devlet, eyalet veya kanton diyebilirsiniz, istediği zaman konfederasyondan ayrılabilir.

Yine ikisi arasındaki farkı ortaya koymak açısından söyleyecek olursak, konfederasyon modelinde, iki ayrı egemen (ve uluslararası tanınmışlığı olan) yapının bazı alanlarda iş birliği yapması söz konusuyken, gevşek federasyonda parça devletler herhangi bir federasyonda olduğu gibi yine tek egemenliği paylaşırlar.

Bu noktada, konfederasyon modelinde illa ki çok az yetki iş birliği kapsamında paylaşılır demek de doğru olmaz çünkü pekala iki taraf çok daha fazla yetki paylaşımı ile ilgili anlaşabilirler.

Dolayısıyla, özetleyecek olursak, gevşek federerasyon ile konfederasyon aynı şey değildir. Birinde ayrılma hakkı varken, diğerinde yoktur ve yine biri egemen eşitlik esasına göre, iki tanınmış devlet tarafından oluşturulurken, diğeri tek egemenlik temelinde, yetki paylaşımına giden bir yapıdır.

Gevşek federasyon dediğimiz modelde aynen desantralize ya da 'adem-i merkeziyetçi' modeldeki gibi, merkezde kurulacak olan çatıya savunma, ekonomi, dış temsiliyet, sınır güvenliği, vatandaşlık, doğal kaynaklar gibi her iki tarafın ortak kullanacağı yetkiler verilir. Sağlık, kültür, bayındırlık, çevre, eğitim ve daha birçok yetki ise kurucu ya da oluşturucu devletlere bırakılır.

Desantralize model, gevşek olan modele göre merkezdeki yapılanma ve yetkileri daha derinlemesine inerek oluşturur çünkü bu yapılar içerisinde ayrıca yetkilerin delege edilmesi gerekmektedir.

Son günlerde Rum kamuoyunun enine boyuna tartıştığı bu modele baktığımızda, toplamda 27 adet yetkinin masada olduğu görülmektedir.

Eski Rum Lider Tasos Papadapoulos zamanında 10 kadar olan merkezi devlete verilecek yetki sayısı, Hristofiyas döneminde 20 civarına, Anastasiadis döneminde ise bugün Rum basınına yansıdığı şekliyle 27 sayısına ulaşmıştır.

Akıncı-Anastasiadis görüşmeleri, merkezi güçlü bir federal yapı felsefesi üzerinden devam ettiği için de işler iyice karışmış, eski kadim sorun 'yetki paylaşımı' konusu yine çıkmaza girmiştir.

İkili arasından görüşmelerin ilk 3 yılında oluşturulmaya çalışılan güçlü merkez bağlamında bu konu aylar boyunca 'etkin katılım' ve 'kararlarda bir olumlu oy şartı' üzerinden dönmüş, bu da toplamda konuşulan yetkilerin altında çeşitlendirilen diğer hususlarla birlikte 140 rakamını aşmıştır.

Halbuki Anastasiadis, 2018'deki desantralize teklifini 2015'te masaya getirse, hadi o getirmedi, biz getirsek; bugün inanın bana çok daha değişik bir noktada bulunma ihtimalimiz olabilirdi diye düşünüyorum.

Evet, iş yine dönüp dolaşıp güvenlik ve garantiler tabusuna gelecek, işin uluslararası boyutu ortaya çıkacaktı ama kuşku yok ki, merkezi zayıf bir yapıda, kritik konular üzerinde bir Kıbrıslı Türk oyu şartı ile birlikte, kurulması muhtemel devletin işlevselliği çok daha rahat sağlanacak, bu konular çok daha erkenden kapatılabilecekti.

Kıbrıs sorununun en temel al-verinde, garantiler ve güvenlik konusu, Kıbrıslı Türklerin elinde bir koz, yönetim ve güç paylaşımı konusu ise buna karşı Kıbrıslı Rumların elinde bir koz olarak düşünülürse, ki bence öyledir, yukarıda yazdığım sıkıntının erkenden giderilip, Crans Montana noktasına, yani garantiler konusunun ele alınmasına çok daha erken gelinebilirdi demek olasıdır.

Lafın kısası, benim bu makaleyi kaleme almamın sebebi de benim bu yukarıda anlatmaya çalıştığım şeylerin bizim kamuoyumuzun gündeminde yer alması ve tartışılması hususuna katkı olmasından başka bir şey değildir.

Çünkü kendine federalist diyen, federal çözümü şiar eden kesimlerin, Kıbrıs'ın kuzeyindeki süreduran kadim problemlerin çözümünü 'hükümet kurma' ve 'ayakları üzerinde duran bir yapı' oluşturma' çıkmazı içinde görmek yerine, bunların kesin çözümüne olanak sağlayacak 'Kıbrıs sorununun haline' odaklanmadığı sürece, tek gündem bu olmadığı sürece, bir arpa boyu bile yol gitmeyeceğimiz tarihsel bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Bunu 40 küsür yılda kurulan 40'dan fazla hükümet ve adına kibarca 'siyasi istikrarsızlık' da denilen kısır döngüden de tüm çıplaklığı ile anlamak mümkündür…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.