AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Kötülüğün normalleştirilmesi operasyonu...

Yayın Tarihi: 23/12/20 12:44
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

2020 Cumhurbaşkanlığı seçimine yapılan müdahalelerle ilgili araştırma komitesi kurulması önerisi dün yapılan meclis oturumunda hükümet vekillerinin 'hayır' oyu ile reddedildi.

Aslına bakarsanız Kıbrıs Türk siyasi tarihinin en pervasız müdahalesinin ispatı için meclis araştırma komitesine hiç gerek yoktur.

Hatta yine siyasi tarihimize bakacak olursak, mecliste kurulan komite demek, konunun ört bas edilmesi çalışmasından başka bir şey değildir. KTHY, oy satın alma, GSM kıyağı gibi komitelerin akıbeti ve sonuçsuzluğu hepimizin hatıratındadır.

Dolayısıyla şahsi görüşüm bu komitenin kurulacağı ve varlığı unutturulduktan sonra sonuçsuz kapatılacağı şeklindeydi ancak bu gerçekleşmedi.

Açıkçası buna şaştım ama şaşkınlığım fazla uzun sürmedi.

Neden derseniz, meğer hükümetimiz, 1994'ten beri yapılan seçimlerde müdahale var mı yok mu inceleyecek bir komite kurma önerisiyle gelecekmiş.

Yani seçimlere müdahale yapıldığı noktasında onlar da hemfikir ama öyle aleni şekilde sadece bu konuyu araştırıp da 'ilahları' rahatsız etmek yerine, işin içine diğer müdahaleleri de katıp, mevzuyu bir çorbaya çevirme niyeti vardır.

Kimin fikri ise kesin softa şaşırtması yapma konusunda doktora sahibi olduğunu düşünmek gayet olasıdır.

Öte yandan önerinin reddedilmesi sonrası artık Başbakan Yardımcısı rütbesini de alan Erhan Arıklı'nın meclis kürsüsünden "sanki de seçimlerde ilk kez müdahale oluyor, feveran edilmesini anlamıyorum" şeklinde yaptığı konuşma, siyaseten geldiğimiz nokta açısından ibret vericidir diye düşünüyorum.

Malumun ilanı gibi olan konuşmadan, 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale edildiğini çıkarmak 5 yaşında bir çocuğun bile becerebileceği bir husustur.

Oysa aynı Erhan Bey seçim süreci boyunca müdahale konusunda önce "Türkiye'dir, burada ulvi çıkarları söz konusudur, tabii ki müdahale edecek" diye konuşmuş, ardından seçimlerin ilk turunda kendi partisine karşı yapılan operasyon sonucu televizyonlara çıkıp "müdahale ettiler, partimin altını boşalttılar" diye şikayette bulunmuştu.

Şimdi ise yapılan müdahaleyi normalleştirme çabası içinde "iç ve dış mihrak" aramakla meşguldür.

Ancak benim esas canımı sıkan konu Cumhurbaşkanlığı seçim süreci boyunca gözümüzün içine baka baka yapılan bu müdahale konusunda pek bir sessiz kalan, şimdi de komite kurma kahramanlığına soyunan Ana Muhalefetin tavrıdır.

Bu bağlamda, dün 'ret' kararı sonrası kürsüye gelen Tufan Erhürman, seçim döneminde kullanmadığı kadar müdahale lafını bir çırpıda kullanarak, Erhan Bey'in "müdahale eskiden de vardı, şimdi de var, yine olacak" felsefesi üzerine kurulu ifadelerine atıfta bulundu, ardından da "eğer müdahale olduğu kabul ediliyorsa, meclis kendini feshetsin" deyiverdi.

Doğrusu hiç de fena fikir değil ama Tufan Hoca'nın bu kendini Norveç Meclisinde sanma tavrı artık kabak tadı vermeye başladı.

Hatırlıyorum da yine aynı seçim döneminde katıldığı bir programda kendisine yöneltilen "müdahale var mı" sorusuna "ben göremiyorum" diye cevap vermişti. Bir keresinde de aynı türden bir soruya "irade buradadır, irade Lefkoşa'dır" demiş, bıçak kemiğe dayanmadan ağzından müdahale lafı çıkmamıştı.

Ama kendisinin göremediği o müdahaleyi hiç beklenmedik bir isim olan Serdar Denktaş görüp dile getirmesini bilmiş, hatta protesto gösterisinde bile bulunmuştu.

Seçim dönemi boyunca kendisine karşı yapılan müdahaleye karşı ciddi bir dik bir duruş sergileyen, bunu çekinmeden dile getiren bir diğer isim olan Mustafa Akıncı ise "Ankara ile kavga ederek oy devşirmeye çalışıyor" yine çokça suçlanmıştı.

Suçlamayı yapanlar arasında Tufan Hoca'nın taraftarları da vardı, hem de bol tarafından. Hatta seçim dönemi söylemlerine baktığımızda yoğunlaşmanın hep bu dik duruş üzerine olduğunu ve sürekli "kavga değil uzlaşı" vurgusu içinde iyi çocukluk edilmeye çalışıldığını da gözlemlemiştik.

Nihayetinde iş seçimlerin ilk turundan 3 gün önce Maraş'ı açmaya kadar gelip dayanınca "müdahale" olduğu aklına gelen CTP lideri, dün kürsüde yaptığı konuşmada hükümetin getirmeye çalıştığı "26 yıl geriden başlayarak tüm seçimleri inceleyelim" önerisine tepki gösterirken elbette haklıydı.

"Aklımızla dalga geçiyorsunuz" derken de çok haklıydı.

Fakat kusura bakılmasın, seçimlerin ilk turundan önceki son genel seçim programında, Akıncı çıkıp da açık ve net olarak "ölümle tehdit edildim" dediğinde, Tufan Hoca buna tepki göstereceğine, kalkıp bunun dile getirilmesine tepki gösterdiğini de gayet net hatırlıyoruz.

Ne gariptir, o programda, Akıncı bunu söylediği zaman tek bir kişi, Erhan Arıklı, bunun kabul edilemez bir durum olduğunu söylemiş, tepki vermişti.

Haliyle bütün bunları film şeridi gibi göz önünden geçiren bendeniz, dünkü konuşmaları dinlediğim zaman kürsülerden ve de iş işten geçtikten sonra ortaya konan bu geç kahramanlıktan hiç ama hiç etkilenmiş değilim.

Bu minvalde 'komite kurulsa ne, kurulmasa ne?' diye düşünmeden edemiyorum.

Dahası, her ne kadar kimi vekilleri tenzih etsem de, mecliste yapılmaya çalışılan muhalefetten hiçbir şekilde umut etmemize de gerek yoktur diye düşünüyorum.

Kendileri çalıp, kendileri oynasın, bizi de rahat bıraksınlar diye ara sıra dua ettiğim de oluyor.

Bunun dışında "sistemin dışından muhalefet yapmak kolay, esas içine girip onu dönüştürmeye çalışın" diyenler de hiç kusura kalmasın.

Zira sistemin içinden yapılmaya çalışılan bu nafile dönüştürme operasyonu, adına amiyane tabirle 'demokrasicilik oyunu' dediğimiz bu çaba, yaşanan kötülükleri normalleştirmekten başka hiçbir işe yaramamaktadır.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları