AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Aba altından sopa göstermek…

Yayın Tarihi: 11/02/21 13:05
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün yaptığı "federasyon mederasyon bitti, tek yol iki devletli çözümdür" açıklamasının ardından adaya iki günlük bir ziyarette bulunan yardımcısı Fuat Oktay da aynı sözleri tekrarladı.

Hatta Oktay bununla da yetinmeyip, hakkında uluslararası kararlar bulunan Maraş için de konuşarak "Maraş harabe olarak tutulamaz. Tekrar Kıbrıs'ın incisi olabilir. Bundan herkes kazançlı çıkar. Maraş açılımının devamı gelecektir. Artık Yunanistan'ın ve Rum kesiminin Maraş'ın pazarlık konusu olduğunu unutması lazım. Bitti, geçmiş olsun" ifadelerini kullandı.

Ortaya konulan bu tavra iyimser pencereden baktığımız zaman, Türkiye'nin pazarlık çıtasını yükselttiğini, Rumlara 'aba altından sopa göstererek' onları yola getirmeyi hedeflediğini düşünebilirsiniz.

Aynı lafı bir zaman Girne limanında yemek yeme fırsatı bulduğum Türk müziğinin efsane ismi Cem Karaca'dan, 20 Temmuz kutlamaları nedeniyle açıkta demirlemiş gemilere bakıp "böylesi güç gösterilerinin barışa hizmet etmediğini düşünüyorum, sen ne düşünüyorsun abi?" diye sorduğumda da duymuştum. Zira Cem Karaca benim o naif tavrıma karşılık "iyidir iyidir, arada Rum'a aba altından sopa göstermek gerekir" diye cevap vermiş, o güne kadar Cem'i "barış havarisi bir devrimci" olarak gören benim buz kesmeme neden olmuştu. Sonrasında bir grup arkadaşla birlikte sabaha kadar beraber kafaları çekmiş, arada ciddi şekilde tartışmış, nihayetinde iş tatlıya bağlanmasına rağmen onun bu tavrı hepimizi üzmüştü.

Dolayısıyla bu 'aba-sopa' meselesi hatırlatılan Rum-Yunan ikilisinin "federal çözüm taze bitti, size iki devletli verelim" şeklindeki bu tavır karşısında, "Aman Dimyat'ta pirince giderken, evdeki bulgurdan da oluyoruz"  tipinde bir paniğe girip, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, etkin katılımı gibi 'belirsiz' görünen hususları kabul etmesini bekleyebilirsiniz.

Dahası, özellikle Maraş'ı göz göre göre kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Anastasiadis'in, geçmiş makalelerime konu ettiğim "kenti kurtarma operasyonu" çerçevesinde ortaya koymaya çalıştığı yeni Güven Yaratıcı Önlemleri (GYÖ) içerik yönünden Kıbrıslı Türkler lehine daha da zenginleştirmesi umudunu da taşıyabilirsiniz.

Ancak gerçek dünyada ve diplomasi sahnesinde durum bu şekilde gelişmeyebilir.

Haliyle işe kötümser pencereden bakacak olursanız ortaya atılan ve uluslararası toplum nazarında hiçbir geçerliliği olmayan iki devletli çözüm modelinin asla kabul görmeyeceğini, bu yüzden de yapılması planlanan 5+1 gayrıresmi toplantısının gerçekleşmeyeceğini görebilirsiniz. Çözüme en çok ihtiyaç duyan Kıbrıslı Türkler için çok olumsuz bir gelişme olan bu ihtimalin soğuk gerçekliği yeterince kötümser olmamıza yol açmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında, önce Şubat sonu, ardından Mart başı, şimdilerde ise Mart sonu yapılacağı öngörülen bu toplantının gerçekleşmesi için ortada herhangi bir zemin olduğunu şu an için iddia etmek çok güçtür. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in inisiyatif alacağını açıklamasının ardından aylar geçmesine rağmen hala daha toplantı yeri ve tarihini açıklamamasının sebebi işte bu ortak zemin yokluğu meselesidir diye değerlendirmek lazımdır.

BM çevrelerinden sızan bilgilere göre, Guterres'in BM Güvenlik Konseyi kararları tahtında çerçevesi çizilen, kabul edilen ve desteklenen federal çözüm modeli dışında herhangi bir modeli tartışmaya niyetli olmadığını anlıyoruz.

Guterres, Özel Danışmanı Jane Holl Lute üzerinden taraflara gönderdiği mesajlarında, yeni-yaratıcı fikirlere ihtiyaç duyulduğunu söylemiş ve bu görüşlerin BM parametreleri içinde olması gerektiğini hatırlatmış. Yani Genel Sekreter, parametreler üzerinden değişiklik olacak olursa bunların kriterlere uygun olması gerektiğini düşünüyor. Lute'un, Tatar ile yaptığı görüşmede bunu açıkça dile getirdiği ve BM'nin asla KKTC'nin tanınması gibi bir tasarrufu almayacağını net şekilde söylediği bildiriliyor.

Yine Lute'un, Anastasiadis'e de Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanıdığını ve kararlara etkin katılımını net şekilde söylememesi durumunda konferansın toplanmayacağını bildirdiği basına sızan haberler arasında.

Bu noktada hafta başı adaya bir ziyarette bulunan ve Türkiye hakkında sert sözler sarf eden Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis'in, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin olası bir anlaşmada 'dokunulmaz-inviolable' olduğunu söylemesi dikkat çekicidir.

Öte yandan aynı açıklamasında sarf ettiği ve Türkiye'yi 'işgalcilikle' suçlayan ifadelerine dün Erdoğan'ın verdiği sert cevaba istinaden dün akşam bir açıklama yapan Miçotakis'in "Erdoğan'ın bu sözleri sinir anında ettiğine inanıyorum. Bu kadar sert ifadelere gerek yok" demesini iyi okumak lazımdır.

5 yıl aranın ardından Ege ve Doğu Akdeniz'deki sorunlar için istikşafi görüşmelere başlayan iki ülkenin arasında esen nispeten 'bahar havası' olarak niteleyebileceğimiz rüzgara ters böylesi söz düellolarının olması tabii ki istenmeyen bir durumdur.

Bana sorarsanız, Türkiye ile Yunanistan, arada Kıbrıs sorunu diye sınır ötesi bir bela olmasa, Ege denizini çoktan dostluk denizine çevirirlerdi diye düşünüyorum. İki halkın birbirlerine düşman gözüyle baktığını sanmıyorum.

Bu bağlamda, özellikle Fuat Oktay'ın Maraş açıklamasında "Rum kesimi ve Yunanistan, Maraş'ı unutsun" şeklinde ifadeler kullanması, Maraş'la en ilgisiz taraf durumunda olan Yunanistan'a bir nevi Ege ile Doğu Akdeniz mesajı olduğunu değerlendirmek lazım.

Defalarca ifade ettiğim üzere, Maraş, Kıbrıs sorunundan müstakil, hakkında uluslararası kararlar bulunan bir yerdir. Hakkında uluslararası kararlar olan bir şeyin de haliyle uluslararası bir sorunun parçası olduğunu söylemek doğrusudur. Yanlış anlaşılmasın, Maraş, Kıbrıs sorununun bir parçası değildir demiyorum. Bilakis en önemli parçasıdır.

Kent, Türkiye'nin kontrolündedir ve çok açık şekilde Doğu Akdeniz, kıta sahanlığı ve doğal gaz zenginliği pazarlıklarının bir parçasıdır.

Anastasiadis'in "Ercan'a karşılık Maraş" GYÖ'süne, bu durumun dolaylı olarak KKTC'nin tanınması anlamına gelmesine rağmen yine Kıbrıs Türk yetkililer tarafından "kabul edilemez" bulunmasının sebebi tabii ki tüm Doğu Akdeniz havzasında devam eden ve henüz nihayetine eremeyen pazarlıklar yüzündendir.

O pazarlıklar bir yerde 'kazan-kazan' formülüne gelmediği takdirde, sadece Kıbrıs adasında değil, tüm bölgeye huzur gelmesi neredeyse imkansız bir durumdadır.

Lafı fazla uzatmadan, krizlerin kendi içinde potansiyel uzlaşıları barındırdığını buraya not etmek lazımdır diye düşünüyorum. Ortada büyük bir diplomasi satrancı vardır ve taraflar artık oyun sonu diye tabir ettiğimiz noktadadır.

Aynen oyunda olduğu gibi saatler çalışmakta, hamleler için zaman daralmaktadır.

Eski bir satranç oyuncusu olarak temennim tarafların 'beraberlik' üzerinde anlaşmalarıdır.

Çünkü bir tarafın zaferi, diğerinin kaybı olacak ve bu da sorunu çözmekten çok, daha da büyümesine yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları