AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Fransız kalmak...

Yayın Tarihi: 16/04/21 08:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar hemen her açıklamasında "Dünya artık iki devletli çözüm tezlerimizi öğrendi", "İki devletli çözüm dünyayı sarstı", "Mavi Vatan yüzünden KKTC'nin statüsü yükseldi", "İki devletli çözümü dünyanın gündemine ben taşıdım" gibi ifadeler kullanmakta, yaklaşan Cenevre zirvesi öncesi dosta güven, düşmana ise korku salmaktadır.

Öte yandan, yine kendisi ve müzakere ekibi, Cenevre'de bu tezleri masaya koyacaklarını, Genel Sekreter Anotnio Guterres de dahil hemen herkesin buna 'tav' olduğu imasını yayıp durmakta, olmayan ve hiç olmayacak bir şey sanki de olmuş bitmiş sayılmaktadır.

"Oldu, bitti" yapmak, Ersin Bey ve ekibinin geldiği cenahın son derece alışık olduğu bir şeydir. Öyle ki, KKTC'nin kendi kuruluşu da bir "fait a compili' ya da Tükçe telaffuzuyla "fetakompili" olarak anılır.

Ancak bildiğiniz gibi, bu deneme, bir "olma" ama "bitememe" ile sonuçlanmış, Kıbrıs Türk halkı o günden beri uluslararası toplumdan kopuk yaşamaya başlamıştır.

Fakat benim bu makaleyi yazmamın sebebi tarih anlatmak değil, güncel konulardan bahsetmektir.

Güncel derken, önceki akşam ajanslara şöyle bir haber düşmüş: "Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) üyesi Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Macaristan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın futbol federasyonları arasında iş birliği anlaşması imzalandı. Anlaşmaya imza atan ülkeler arasında özel turnuvalar, maçlar ve birlikte kamplar düzenlenmesi kararı alınmış. Anlaşma, altyapı, eğitim, hakemlik, gelişim programları başta olmak üzere birçok sportif konuda ortak çalışmalar yapılmasını da kapsıyor."

Haliyle, KKTC biliyorsunuz Fransızca konuşulan bir yer olduğundan dolayı, Türk Konseyi içinde yer alamıyor. Konuya "Fransız kalmak" diye Türkçe bir deyim var ya, işte onun gibi bir şey.

Bu yüzden de Türk Konseyinin bu girişiminde KKTC devleti yok. Halbuki, daha yenile, Türkiye Cumhurbaşkanı "KKTC'nin haklarını nasıl yedirmeyeceğimizi gençliğe de anlattık" diye canlı yayında konuşuyordu.

Aslına bakarsanız doğru söylüyor. KKTC'nin hakkını kimseye yedirmedi çünkü KKTC'nin hakkı diye bir şey maalesef yoktur. Yok derken, uluslararası hukuk bağlamında konuşuyorum.

Düşünün, son 1.5 yıldır, sabah akşam iki devletli çözümden bahsedeceksiniz, bir Allah'ın kulu bu tezi kabul etmediğini alenen açıklamışken siz ısrar edeceksiniz, sonra kalkıp defalarca "Başta Azerbaycan olmak üzere Türki Cumhuriyetlerde tanıtım atağı başlatacağız" diyeceksiniz, AKP'lisi, CHP'lisi, İYİ Partilisi ikide bir "KKTC'yi tanıtmak için düğmeye basıldı" diyecek ama sonra aynı KKTC'yi Türk Konseyine bile almayacaksınız.

Malumunuzdur, Türkiye siyaseti hemen hiçbir konuda aynı fikirde değildirler. Son derece az fikir birliğine varılan konuların başında ise Kıbrıs sorunu gelmektedir. Kısaca "Milli Dava" olarak anılan bu sorun, Türk siyasi partileri için bir nevi zamk görevi görmektedir.

Genelde "Kıbrıs'ı satıyorlar" söylemiyle ayağa kalkanlar, her nedense, "yavru vatanın" tanıtımı için hiçbir zaman ayağa kalkmamakta, bu konuda iş hep söylemde kalmaktadır.

Şimdi bazıları "Hayıdır, şimdi de KKTC'nin tanıtılmasına mı destek veriyorsun da bunları yazıyorsun?" diye sorabilir.

Hayır, böyle bir çabam yoktur. Fakat, bu makaleyi benim değil de, sabah akşam "devletimiz çok yaşa" diye konuşanların yazması gerekmektedir diye düşünmekteyim. Ama bahse konu arkadaşlardan herhangi bir ses çıkmadığı için, iş işte böyle başa düşmektedir.

Bakınız, geçen günlerde KKTC'ye ziyarette bulunan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) temsilcileri, devletin en tepesindeki yetkilileri tarafından kabul edilmişlerdir. Bu ziyaretlerden sonra peşi sıra açıklamalar yapan devletin güzide temsilcileri, ağız birliği etmiş gibi İİT'nin önemine parmak basmışlardır. 1991 yılında,  teşkilata gözlemci üye olma sıfatını kazanan KKTC, o günden beri geçen 30 yılda tam üye olma konusunda bir arpa boyu yol dahi alamamıştır. Dahası, teşkilatın herhangi bir üyeliğe kabul etme girişimi de olmamıştır.

Hal böyleyken, güzide temsilcilerimizin sırf kraldan çok kralcı olma uğruna kalkıp da ziyarete gelen temsilcilere "bizi ne zaman üye yapacaksınız?" diye sormak yerine, gözlemci üye olmanın önemine atıfta bulunması ise tam bir dramdır.

Kusura bakmayın ama KKTC'nin tanıtılması konusunda samimi değilsiniz. Böyle bir siyasetiniz hiçbir zaman olmadı. Bunun yerine her zaman "ana kucağında devletçilik oynama" yolundan gitmeyi tercih ettiğiniz gibi, Kıbrıs sorununda da "çözümsüzlük çözümdür" konforu içinde davranıp, bizi şu anda bulunduğumuz ve artık iyice kayıp özne olduğumuzun ayyuka çıktığı duruma getirmiş bulunmaktasınız.

Dün ajanslara yansıyan haberin açıkça gösterdiği nokta tam da bu noktadır.

Ve size bir şey diyeyim mi?

Bu topraklarda federal çözüm olması şansı, bu yukarıda saydığım tanınma işinden fersah fersah ileride, elle tutulur bir noktadadır.

Bu gerçeğin bilinmesinde ve bu yönde hareket edilmesinden sayılmayacak kadar fayda vardır diye düşünüyorum.

Yoksa o meşhur deyimdeki gibi her şeye 'Fransız kalmaya' devam edeceğiz…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.