AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Cenevre'de ne olacak?

Yayın Tarihi: 25/04/21 13:21
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Son 72 saattir bana en çok yöneltilen soru "Cenevre'de ne olacak?" sorusudur.

Cevabım ise çok basittir: "Bilmiyorum…"

Bilmiyorum bir cevap mı peki? Aslına bakarsanız hiç de değil.

Ancak bu makaleye başlarken, dün Lefkoşa'da düzenlenen ve binlerin federasyon diye haykırdığı eylemden iki satır da olsa söz etmek isterim. Zira memlekette gözümüzün içine baka baka karantinasız dizi çekilmesine, ardından galasının düzenlenmesine, Ercan'ın itfaiye kapısından ülkeye çatır çatır ayrıcalıklı insan sokulmasına, binlerin katılımıyla kurultay yapılmasına, maskesiz köy gezileri düzenlenmesi gibi şeylere tek laf etmeyenler birden bire başımıza virüs koruyucusu kesilmiş gibi görülmektedir.

Uzatmadan noktalamam gerekirse, dünkü eylem, tüm bunların gözümüze sokulmasına ve "5+1= Kaç eder?" diye ülkedeki panoları donatıp, matematik esprisi yapmaya çalışıp, yine matematiksel olarak sonucu "6" olan bir şeyi, bize "2" diye kakalamaya çalışanlara karşı patlayan halkın öfkesidir.

Ama ben bunları bırakıp 48 saat sonra Cenevre'de açılacak olan Kıbrıs konferansına dönecek olursam, makalenin girişinde yazdığım soru-cevap meselesine 'bilmiyorum' diye verdiğim yanıtı açmak isterim.

İçinde bulunduğumuz şartlara, yani "federasyon öldü, gömmeye gidiyoruz" diyen Türk tarafı ile Crans Montana'da federasyondan kaçarak köşeye sıkışan, ancak Türk tarafının yeni tavrı karşısında Cenevre'ye "çözümsüzlüğü Türk tarafına yaftalıyoruz" neşesi içinde gitmeye hazırlanan Rum-Yunan ikilisine baktığımızda, konferansın daha ilk günden kavga dövüşle bitmesini bekleyebiliriz.

Zaten ülkemiz coğrafyasında yaşayan on binlerce siyasi uzmanımız da bunu görebilmekte, benim gibi konferansı izlemeye giden gazetecilere ise "iyi gezmeler, iyi tatiller" filan demektedir.

Benim de hiç derdim yok zaten, kalkıp da Covid'in en çok yayıldığı uçaklara ve onların alanlarına gidip, neşe içine gezmeyi, yetmezmiş gibi gayet yüksek bir bulaş oranı olan İsviçre'de Cenevre gölü kıyısında alem yapmaya gitmeyi düşünebiliyorum. Öyle bir aymaz kafam varmış demek ki.

Bu beyhude konuyu da geçip yine konferansa odaklanacak olursak, dediğim gibi normal şartlarda pek bir ümit yoktur. Hatta zirveye bugün Cyprus Mail gazetesine görüşlerini açıklayan Lefkoşa Üniversitesi'nden Tarih ve Siyaset Bilmi Profesörü Hubert Faustmann'ın da dediği gibi "Kıbrıs müzakere tarihinde bir çözümle ilgili beklentiler hiçbir zaman bu kadar düşük olmamıştı" şeklinde de bakabiliriz.

Öyle düşünüyorsanız, bu makalenin gerisini okumanıza gerek yok, bırakın.

Fakat okumak isteyenler için yazacak olursam, bu zirvenin, bu şartlarda düzenlenmesinin altında bir bit yeniği aramaktan başka çarem yoktur derim.

Bir kere, Covid salgının ortasında, BM Genel Sekreteri ve ekibi, işini gücünü bırakıp, umutsuz bir zirve için neden İsviçre'nin yolunu tutsun?

Dahası, neden Genel Sekreter basına sızacak bir şekilde Cenevre'de "eğer gerekirse zirvede daha da uzun kalmaya hazırım" bilgisini uçuruyor?

Böylesi umutsuz bir zirvenin 3 gün planlanmasından huy kapan ben ve benim gibiler, bir de bunu duyunca ne düşünür? Tabii ki henüz bilemediğimiz bir takım gizli inisiyatiflerin olabileceğini...

İkincisi, 3 yıldır Kıbrıs sorunu müzakerelerinde ter döken, tüm bu zaman boyunca ne Rumlara ne de bize tek kelime açıklama yapmayan Jane Holl Lute, nasıl ve ne şekilde bir umut görmüştür ki, Genel Sekretere bu zirveyi düzenlemesini "tavsiye" etmiştir?

O değil de, hadi BM Genel Sekreteri, çok sevdiğim birisinin dediği gibi "zirveyi kendi kariyeri için, Kıbrıs dosyasıyla da ilgileniyorum" demek için düzenliyor diyelim.

İyi de, 6 yıl Sosyalist Enternasyonal'in başkanlığı yapan, 7 yıl Portekiz başbakanlığı yapan, 2027'ye kadar da BM Genel Sekreteri kalacak olan 72 yaşında birisinin kariyeriyle ilgili ne gibi bir endişesi olabilir? İspatlayacak neyi olabilir ki?

Bundan ötesi, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere neden bu zirvenin yapılmasına onay verdiler?

Hele de Türkiye, AB ile ABD ile büyük sıkıntılar yaşayan, Rusya ile pek geçinemeyen Türkiye, kalkıp da böylesi bir zirveyi 'teklif' edip, düzenlenmesine ön ayak olup, tüm dünyanın reddettiği çözüm formülünü masaya getirmek için mi uğraşıyor?

Sanımıyorum sevgili arkadaşlar, hiç sanmıyorum.

Ama bütün bu yazdıklarım yine de makalenin girişinde aktardığı soru-cevap konusunun cevap kısmını aydınlatmaya yetmiyor.

O zaman diyeceğim odur ki, bu zirvede her an her şey olabilir.

Hiç beklenmedik bir anda ortaya atılacak yaratıcı bir fikir, tüm sorunların çözümünün anahtarı haline gelebilir.

Diplomasi denilen şeyin sihri tam da böyle anlarda ortaya çıkar.

İşte gereken şey sanırım bu…Biraz sihirbazlık, biraz siyaset, çokça cesaret ve geniş bir vizyon…

Çok şey mi istedim?

E hayat zaten mucizelerle dolu değil mi?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.