AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

İflasın pasaportu...

Yayın Tarihi: 07/05/21 12:53
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Adam hiç utanmadan, sıkılmadan gözümüzün içine baka baka "Bir pasaport uğruna onurlarını sattılar" diyor. Cumhurbaşkanı ve efradı bu ifadeleri alkışlıyor. Tam da Cenevre öncesinde, Federal çözümü isteyen kişilere karşı başlatılan nefret kampanyasının en önemli saldırı silahlarından bir tanesi de işte bu "Rum pasaportu" çarpıtması oluyor.

1960 yılında Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin ortak imzasıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu olanlar 'hain' olarak damgalanıyor. Cumhuriyet Gazetesinde bile "110 bin Kıbrıslı Türk, Rum pasaportu aldı" şeklinde haberler çıkıyor, altındaki yorumlarda hain, onursuz ve daha bir çok küfürle Kıbrıslı Türklere sövülüyor, federal çözümü savunanlar şeytanlaştırılıyor.

Bütün bu kavga dövüş içinde Cenevre'ye gidilip, masa devriliyor, dönülüyor. Ardından Kıbrıs sorununun en nefret ettiğim safhası olan "suçlama oyunu" safhasına geçiliyor.

Önce Rum Lider Nikos Anastasiadis bir açıklama yapıyor ve içinde "Kıbrıslı Türk vatandaşlarım" ifadesini kullanıyor. Arada "Cenevre'de Neo-Osmanlı zihniyetinin küstahlığını" da bahse konu ediyor. 

Bunun üzerine "Türk oğlu Türk" Cumhurbaşkanı Ersin Tatar küplere biniyor, Anastasiadis'e had bildiriyor, "senin vatandaşın değiliz" diyor. Federal çözüm isteyenleri "tek dişi kalmış canavara" da benzettikten sonra, Rum lidere "bize vatandaşın diyerek hakaret etme küstahlığını gösterdin" diye de ekliyor.

Haliyle vatandaşlık ifadelerini kullanıp, Anastasiadis'e acemice gol pası veren Cumhurbaşkanının bu çıkışına istinaden Rum lider ise sakince soruyor: "Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu alan 97 bin Kıbrıslı Türk utansın mı?"

Pandora'nın kutusu da işte tam orada açılıyor!

Ertesi gün gazetelerin manşetlerini Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Başbakan Hamza Ersan Saner'in Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu olduğu haberleri süslüyor. İşin içine başka siyasilerin isimleri de karışıyor.

Yani 'vatandaş' lafını hakaret olarak algılayan Cumhurbaşkanının meğer kendisinin de vatandaş olduğu ortaya çıkıyor!

Haberler üzerine Cumhurbaşkanı Tatar en azından durumu yalanlamayarak, pasaportu olduğunu kabul ediyor. Hem de 2000 yılında, yani kapıların açılmasından 3 yıl önce bu pasaportu aldığını doğruluyor!

Ardından da açıklamayı yapıştırıyor: "İade etmenin yollarını arıyorum, Rumlar bana operasyon yapıyor, 5.kol faaliyetleri sürüyor!"

Yani kısacası suçlu olarak "dış mihraklar" ve onların güzide ülkemizde bulunan "işbirlikçileri" işaret ediliyor! 

Sanırsınız ki, kapıların açılmasından 3 yıl önce, yani daha Kıbrıs AB üyeliğine bile girmeden, bu dış mihraklar ve işbirlikçileri Sayın Cumhurbaşkanına zorla pasaport aldırttı!

Ama gariplikler bununla da bitmiyor.

Daha bu sabah canlı yayına katılan bir başka pasaport sahibi vatandaş Başbakan Ersan Saner, çok daha enteresan ifadeler kullanıyor ve "Anastasiadis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum Cumhuriyeti olduğunu iddia ederse, ben de pasaportumu hemen iade edeceğim" deyiveriyor!

Anastasiadis'in hayatta böyle bir şey iddia etmeyeceğini, bunu iddia ettiği anda tüm tezlerinin çökeceğini bilmeden konuşan bir Başbakanımız var diyebileceğimiz bu nezih ifadelerden sonra şaşkınlığımız bir kat daha artıyor.

Ancak konunun şaşkınlık veren çeşitli boyutları saymakla bitmiyor!

Çünkü Başbakanın kabinesinin en ağır abilerinden olan, milliyetçi kesimlerin sembol ismi Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, hakkında çıkarılan "onun da pasaportu var" iddialarına cevap verirken, "Benim Kıbrıs Cumhuriyeti denilen Rum Cumhuriyetinin pasaportu yoktur. İki tane pasaportum var, ikisinin de üzerinde ay-yıldız var" ifadelerini kullanıyor.

Bu durumda, Sayın Başbakanın beklediği "Rum Cumhuriyeti iddiası", Anastasiadis'ten değil, bilakis yanı başından, Tahsin Bey'den geliyor!

Kısacası Tahsin Bey, sürekli şekilde "haklarımızı gasp ettiler" dediği Rum Cumhuriyetinin vatandaşı olan bir Başbakanın kabinesinde görev almaktan hicap duymazken, Başbakan da kendisinin Rum Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu iddia eden bir bakanıyla teşrik-i mesai harcamaktan hiç gocunmuyor.

Bizler ise tün bu skandalları ve onlardan daha skandal savunmaları ağzımız bir karış açık şekilde izliyor, erkenden bastıran yaz sıcaklarının bunaltıcı havasında nefes almaya çalışıyoruz.

Egemen eşitlik isteyen, dünyadan uluslararası eşit statü talep eden KKTC'nin en üst düzeyinde yaşanan bu olaylara bakıp, içinde bulunduğumuz duruma yorum yapmanın ne faydası var doğrusu ben de emin değilim.

İki yüzlülük mü desem, aymazlık mı desem, halkla dalga geçmek mi desem…Ne desem bilemiyorum.

Fakat bildiğim şey şu: Kıbrıs'ın kuzeyinde kurulan yapı, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar ayağa düşmedi, bu kadar rezil olmadı.

Tarihinin hiçbir döneminde bu kadar halkından kopuk, bu kadar ne söylediğini bilmeyen bir Cumhurbaşkanı görmedi.

Bu kadar basiretsiz, bu kadar yayvan, bu kadar birbirinden kopuk bir hükümet de görmedi.

Bu kadar etkisiz ve berbat bir hükümetin olduğu yerde ondan bile daha az güvenilir olan bir muhalefet hiç bilmedi.

Komple çürüyen ve bu çürümüşlüğü tüm topluma sirayet eden yapının tamamen bittiğini söylemek bütün bu saydıklarımızdan fevkalade doğrudur.

İçte, dışta, kendi aralarında ve ülkenin her yerinde hakim olan kaos ortamı, Covid-19 salgının büyük etkisiyle daha da feci bir hal almış, gelinen noktada düzenin iflası artık resmileşmiştir.

İşte son yaşanılan bu pasaport-gate işi de o iflasın son yaprağına vurulan çıkış mühürü olmuştur.

Hayırlısı olsun...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.