Mevcut dünya düzeni çökerken...

loading
19 Eylül, Cumartesi
£

9.76

8.95

$

7.56

A- A A+

Mevcut dünya düzeni çökerken...

Amerika'nın senatosu Ruslarınki gibi senatörler seçemez. Kanada Parlamentosu Mısırlıların parlementosuna seçtiği karakterlerden oluşamaz. Türkiye Cumhuriyeti Meclisi, Çinlilerin oluşturduğu meclis gibi bir yapıda oluşamaz. Elbette ülkemizin seçilmişleri de bir Norveç seçilmişleri olamazlar. Bu bir kıyaslama değil, bu bir karşılaştırma değil. Sadece siyasetçi olarak bizi temsil etsin diye seçtiğimiz insanların, yani seçimle başa gelenlerin halka benzediklerini anlatmanın giriş yolu.

Ülkeler kendi demokrasilerini kendi ekonomi politiklerine uygun şekilde yaşarve geliştirirler.BU anlamda her ülkenin demokrasisi temel benzeşler dışında farklı olgularla oluşmuştur. Ancak ekonomik-politik anlamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni düşünecek olursak,kendi başına tam bağımsız bir yönetimi, ya da ekonomisi olmaması nedeniyle, tüm seçilmiş makamlar için,belirgin bir ekonomi politik olduğu söylenemez.

Halk yönetecek kitleyi kendi içinden seçip meclise veya yerel yönetime yollar ve ardından eleştirmeye başlar. Bunun en etkin göstergesi, her platformda şikayetten başka bişey konuşmaktan bir toplumdur.

Demokrasi zaten olabildiğince yaşlı bir yönetim şekli iken, bir de onu oluşturan olguların bağlı olduğu ekonomi politik olmaması aslında arkaik bir durumdur.

*

Halkın kendini yönetmesi için seçtiği insanları sıklıkla değiştirmesi ya da seçtikten kısa bir süre sonra eleştirmesi kötü bir şey. Sözde kanaat liderleri denen köşe yazarları ve benzeri medya çalışanlarının da ifade ediş şekilleri ile seçileni küçümsemeleri ne yazık ki tüm içerik boşluğuna rağmen takip eden kitlenin gündelik kanaati durumuna geliyor.

Bilinçsizlikle yazıp, çizip, konuşulduğu için, bu sözlerden fazlasını, halk konuşmaya başlıyor.

Bu her yerde böyle.

*

Aslında 80'lerin başından bu yana konuştuğumuz globalizmin sonucundayız. Marks'tan beri bildiğimiz ekonomi politik de globalleşti. Yerelliğin etkileri, global olanın cazibesine yenildi. Bu da bize, mevcut dünya düzeninin çökmekte olduğu sinyallerini veriyor.

Kaldı ki, artık yeni bir dünya düzenine olan ihtiyaç arttı. Bu geçiş dilerim 1933'te Hitler'in yükselişi gibi şeyler yaratmaz. Çünkü 2. Dünya Savaşı da kendi döneminin konjonktür tükenmesinin sonucuydu. Dönemin dünya düzeni değişmişti.

Şimdiki liderlerde sözün değil de sesin yükselmesi, felsefenin değil de saldırgan ifadelerin benimsenmesi gibi olgular da,şimdiki dünya düzeninin yokoluş sinyalleri. Savaşların lokali ezdiği, terörün devletlerle ilişkilendirildiği, diğer yandan teknolojinin kültürü ezerek ilerlediği, çarpık bir çağ içindeyiz.

Fikrin değil, fikir doğmadan hareket eden eylemlerin çarpık çağı.

Yeni dogmalar çağı.

Makalenin başında bahsettiğim, kimsenin kimseye benzeyemeyeceği düşünceme sadık kalarak vurgulamalıyım ki; global diye biyelendirilen "birlikte yönetilme hazırlığı" bizi, kendi coğrafyalarımızdan, kültür ve yerelliği yok edip, göç yaşamayan diasporalara dönüştürüyor.

Üstelik bu giderek derinleşiyor, netleşiyor.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.