Papatya falı

loading
10 Ağustos, Pazartesi
£

9.51

8.58

$

7.28

A- A A+

Papatya falı

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengârenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengârenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda donakalmış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden “ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında gitmiş.

“Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten”. Konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.

Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece zaman zamanı kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. “Neden?” diye sormuş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun? “Hayır” demiş kelebek. “Tam aksine, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü çok kısa. Ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”

Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şeyi yokmuş. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “sevi seviyorum” diyebilmiş ancak.

Papatya donakalmış. Sadece “Bende... diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden “keşke onun da beni sevdiğini bilseydim, keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim” diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.

Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş “Seviyor mu?  Sevmiyor mu?” diye...

Sevginizi papatya fallarına bırakmadan yaşayabilmeniz dileklerimle.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.