Saygıyla…

Yayın Tarihi: 20/07/21 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Tarihi bir gün ararsanız o gün Sartre’ın Nobel Ödülü’nü reddettiği gündür.

Ünlü Fransız yazar, filozof Jean Paul Sartre, babasını küçük yaşta yitirmiş, annesinin ailesinin yanında büyümüş ve bu küçüklükten itibaren hayati tecrübeler edinmiş birisiydi. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi’nde verdi ve sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure’de, İsviçre’deki ünlü Fribourg Üniversitesi’nde ve Berlin’deki Fransız Enstitüsü’nde sürdürdü. 1928’de Simone de Beauvoir’la tanıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında Direniş Hareketi’ne katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı şekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı.

Sartre hakkında çok şey söylenebilir. Bu ülkeden bakınca kolayca kavranacak birisi de değildi. Bir toplumsal zayıflıktan bahsetmiyorum, değer olarak bozuluştan bahsediyorum. 

Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra, her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün entelektüel tanımlamasının da doğrudan temsilcisi olmuştur.

Zorlayıcı anlatma felsefesine en büyük örneği Bulantı’dır. Bulantı, Sartre’a göre bir terim olarak varoluşçu felsefeyi ifade eder. Sartre felsefi temelinde, dünyanın kendinde varlığı, insana bulantı duygusu verdiği çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde durmaları bunu yaratır. Bilinç ise ‘kendi için şey’dir ve o hiçlikle ortaya konur. 

Sartre, felsefi olarak ‘Varlık ve Hiçlik’ kitabında bu noktaları derinlemesine açıklar. Daha sonra da Bulantı’da değerlendirir.

Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin, yerde ilk kez bir taş parçası görür ve gördüğü taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını bir bulantı duyduğunu hisseder. Anlatımda bu durum varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı olduğudur. Kendinde anlamsız varlığı dünyanın özündedir. Bunu karşısında duyulan bir bulantıdır bu. Sartre’a göre hissedilen bu bulantı hissi, varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.

Zordur ama bizi anlatır. 

Bir bayram önerisi olarak okumanızı tavsiyemdir. 

Başlangıçtan bir not: İşte Nobel ve benzeri her kazanım da bu derece hiçlik içeriyor. İnsan kibir ile kendini kandırıyor. Bunu en derin anlatan filozofa, Sartre’a saygıyla!

Sevgi ile dolu, mutlu bir bayram dileyerek.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ferhat ATİK yazıları