Çocukluk sesim

Yayın Tarihi: 03/09/21 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Bir şehri sevmek, yaşamak gibi. Oyun değil, tamamen gerçek.

Odamı karartmama yaradığını ilk defa keşfettim ışıkların. Onlar sadece aydınlatmaya yaramıyormuş meğer. Karartmaya da yarıyorlar kapatıldıkları zaman. Pencerenin ise, sadece bir manzara değil, bir şehir olduğuna kanaat getirdim apansız. Her şehrin, onu yaşayanlara benzediğine de inanarak üstelik. 

Bu gece ben aynı benim ama, ne penceremden sızan aynı şehir ne de onu kendine benzetenlere benziyorum. 

Bu gece pencerem yabancı bir şehir, benim şehrim değil, ancak, her arayışın sonu olacak kadar davetkârca süzülüyor yüreğime. Ona bakarken anladım ki, yabancısı da olsam bu şehir, bir aşk gibi uğultulu yerleşiyor içine insanın. Beni kendine benzetme savaşı gibi aydınlığı, karanlığı. Bir kadın çığlığını andırıyor bu gece yabancısı olduğum bu şehir. Sabırları tükenmiş bir kadın çığlığını. Ümitsiz ama güçlü, ürkek ve çaresiz bir kadının çığlığı gibi. 

Haykırışı beni kendine sevdalandırmayı amaç edinmiş. Bilmiyor ki ben kendime benzettiğim şehre kalıcı, şehrimin benzediklerine benzeyen bir sevdalı. 

“Doğduğun şehir ancak ölümle unutulur” demiş Nazım, “bir de annenin yüzü.”

Eski bir resme bakmak gibi, özlemek bir şehri. Dokunaklı ve kırılgan. Resimlerde kalmış bir sevdanın bugüne yansıyan hüznü gibi. Ne zaman çekildiği hatırlanmaya çalışılan, eski puslu bir reme bakarken, o ana dönmenin verdiği hüzün gibi. Ne sen girebilirsin o resme yeniden, ne de resim sen olur yeniden. Zamana yenilmiştir hasrete döndükçe duygular. Doğduğun şehrin buruk sokaklarının kokusu gibi.

Evet, olsa olsa bir aşk olur ancak şehrin bana tutkusu. Yoksa neden, yanından ayrılınca, bir boşluk bulduran ve içine düşüren duygular sarıyor içimi. 

Nereye gitsem peşimden gelen bir şehrin çocuğu olmak, ne acı. Yitirdiklerine burktuğu yüreği ile kendi şehrim, odan her kaçışımda peşimden geliyor, dönmeyeceğim korkusuyla. Oysa ne o benden geçer ne ben şehrimden.

Ne zaman vazgeçilmezim oldu yaşadığım şehir ya da ne zaman benden geçmez oldu? Ben yaşarken bu şehir, beni yaşamaz oldu. 

Unuttuğum ya da benimsediğim diyelim, ne kadar değişmişlik varsa her bir sokakta, ben o kadar suçluyum. 

“Sen benim hiçbir şeyimsin, yabancı bir şarkı gibi yarım, yağmurlu bir ağaç gibi ıslak, hiç kimse misin bilmem ki nesin, uykumun arasında çağırdığım, çocukluk sesimle ağlayarak” *

Sen benim hiçbir şeyimsin. Oysa sana döndürdüğümde zamanları, bunca hiçbir şeyliğin tam ortasında, her şeyimsin, her şey sensin.

 İnsankendi şehrine duyduğu yabancılığı, yine kendisi yaratıyor. Bunu ise şehrinden uzakken anlıyor. Sokak sokak hasretini yaşarken, şehrin onu aslında hiç dışlamadan hep aynı yerde hep aynı arzuyla beklediğini öğreniyor. 

İnsanlar yaşadıkça yaşadıkları şehre benzer, o şehri yaşadıkça şehirleşirler.

-

Meraklısına:

* İkinci şiir: Ahmet İlhan’ın ‘Sen benim hiçbir şeyimsin’ şiirinden alıntıdır.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ferhat ATİK yazıları