Tufan Hocanın/Başkanın halleri -I-

Yayın Tarihi: 07/06/21 11:09
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

İlk halleri çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış yazılarından nefis bir derleme yayınlamıştı Tufan hoca 2011 yılında, ‘Kıbrıslı Türklerin Halleri.'

Başucu kitaplarından yaptığı isabetli alıntılardan esinle, Kıbrıslı Türklerin hallerinin analizini yapıyordu hoca yazılarında. İnsana, hayata, düzene dair gailesi olan büyük yazarların çarpıcı eserleriyle bizim buraların halleri  arasında kurduğu bağ üzerinden giriştiği toplumsal özeleştiri denemelerinde edebiyat, siyaset, hukuk ve etiği ustaca harmanlamıştı kitabında.

Halen hocayken okumuştum kitabını ilk kez.

Geçenlerde tekrar gözden geçirdim kitabı, tekrar düşündüm hoca olarak yazdıkları ve vekillik/başkanlık döneminde yaşananlar üstüne. Bu süreçten doğdu "Tufan Hocanın/Başkanın Halleri" adlı yazı dizisi düşüncesi. 

Yazının başlığının işaret ettiğinin aksine değerli hocanın/başkanın hallerine mercek tutmak değil esas gailesi bu yazı dizisinin, ondan mülhem buraların halleridir yine esas gaile aslında.

‘Küçük Burjuvadan Aydın Olur Mu?’ adlı yazısında , J.P.Sartre’ın ‘Aydınlar Üzerine’ isimli kitabında yaptığı ‘aydının kendi üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokan biri olduğu’ saptamasını alıntılar hoca.

‘Üniversitede öğretim üyesi olan her insanın bir aydın olduğu yaygın ama yanlış bir kabuldür’ der ve bürokrat tipli öğretim üyelerine neden aydın denemeyeceğini anlatır yazısının devamında. Tam da bu bürokrat tipli öğretim üyesi profilinin aksine, yazdıkları, duruşu, üretkenliğiyle, yetkin ve başarılı bir akademisyen olarak sürdürebileceği konfor alanından çıkıp burnunu kendi üzerine vazife olmayan işlere sokma cesaretiyle, aydın bir öğretim üyesi modelidir hoca.

Uzmanlık alanı kamu hukuğu olan bir akademisyen olarak buraların hallerine dair söylemesi üstüne vazife pek çok şey zaten vardır elbette, ama bunun çok ötesinde samimi bir memleket sevgisi ve gailesi apaçıktır yazılarında.

Kitabın ‘Geçmişe Dair Hallerimiz Bölümünde’, daha çok vicdan, utanç, sorumluluk, erdem gibi etik kavramlar üzerinden sorgular hoca Kıbrıslı Türkleri. Geçmişiyle yüzleşmiş, hesaplaşmış ve ‘bugünü geçmişin işgalinden kurtarmış’ , akıl, vicdan ve sorumluluk sahibi bireylerden oluşmuş bir toplum hayal eder hoca.

Şöyle der ‘Unutmamak İçin’ başlıklı yazısında ‘’Geçmişte birbiriyle savaşmış iki halk varsa ortada ve yan yana yaşıyorlarsa coğrafya gereği, ne unutmak giderir acıları (çünkü tam unuttuğunuzu sandığınız anda bir yerlerden eşgerecek ve allak bullak edeceklerdir ortalığı), ne düşmanlığın sürdürülmesi, ne öç, ne de başka bir şey. Hatırlayacaksınız, yüzleşeceksiniz, hesaplaşacaksınız hatırladıklarınızla ve sonra çıkararak geçmişi çirkinleştiren unsurları aradan, bu kez aklı izne göndermeden, bir kez daha deneyeceksiniz birlikte yaşamayı. Sanırım, ancak böyle bir yüzleşmeden sonra başarabiliriz geçmişin hayaletlerini kovmayı.’’ 

Sadece adanın bölünmesinden önceki kanlı geçmişle ilgili değil hocanın yüzleşme ve hesaplaşma çağrısı, kuzeyde yaşananlar da parçasıdır bu çağrının.

Şöyle der ‘Hayat İnsanın Yaşadığı Değildir, Aslolan Hatırladığıdır’ başlıklı yazısında: ‘’Sokağa çıkıp, insanları yolun ortasında durdurmak ve onlara şu anda üzerinde nefes alıp verdiğiniz bu coğrafyada kısa bir süre önce Kutlu Adalı katledilmişti, hatırlıyor musunuz diye sormak geldi içimden.’’ 

Devam eden paragrafın son cümlesinde ‘’Hatta birilerinin bana deli diyeceğinden korkmasam Kıbrıs Liraları, 1981 seçimleri, 1990 seçimleri diye bağırarak dolaşacaktım sokaklarda’’ diye adeta isyan eder buraların hallerine.

‘Olağan Dışı Olanın Olağanlaşması’ başlıklı yazısında ise şöyle yazar buraların hallerine dair; ‘Ancak, KKTC söz konusu olunca, yurttaşlarımızdan bazıları için olağanı talep etmek lükstür. Onlar, olağan dışı koşullarda yaşamaya o kadar alışmışlardır ki durumun tuhaflığının dahi farkına varmazlar. Hatta aralarından birileri bu tuhaflığın altını çizmeye kalktığında, onların ‘marjinal’ görüşler dile getirdikleri zehabına kapılırlar.’

Yazının devamında TC tarafından tanınan bir devlet olmamıza rağmen polisin ve itfaiyenin diğer tüm devletlerde hatta federe devletlerde bile olduğu gibi iç işleri bakanlığına bağlanması talebinin marjinal değil normal olan olduğunu ve yurttaşların normal olanı kimseden çekinmeden, durmadan, bıkmadan talep etmesi gerektiğini söyler. ‘Aksi halde, dünyadaki onurlu halkların sahip olduğu koşullarla karşılaştırılması mümkün olmayan acayipliklere katlanmak zorunda kalmak mukadderdir.’ şeklindedir yazısının final cümlesi.

Kitabından birkaç yıl sonra  Tufan hoca vekil, partisi ise hükümetin büyük ortağıdır ve buraların ‘olağanlaşan olağan dışı hallerini’ değiştirmek tam olarak üstüne vazifedir artık.

Öncülük ettiği yasa tasarıları ve anayasa değişiklik süreci ise ses getiren ilk siyasi çalışması olacaktır....

(Devam yarın)

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Onur DOĞASAL yazıları