Sakıncalı Toplum

Yayın Tarihi: 12/07/21 10:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Kabaca bir özetle insanın siyasal toplumsal yolculuğunda; kavimiyetçi topluluk, imparatorluklara bağlı tebaa topluluk evrelerini ulus devlet vatandaşlığı yani milliyetlere dönüşüm süreci izlemiş ve süreç ulus üstü  örgütlenmelere doğru dönüşerek devam etmektedir.

Bu dönüşümlerin hep daha iyiye giden doğrusal bir ilerleme veya gelişme süreci  olup olmadığı sosyal bilimler  ve felsefenin alanına giren ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, dönüşümün tarihsel olgusallığı ortadadır.

17. yy’da İngiliz filozof T.Hobbes ‘insan insanın kurdudur’ deyişiyle, yasa yani devlet öncesi durumu, herkesin herşeyi yapma hakkı olduğu bunun sonucunda da her insanın bir diğeri için tehlike oluşturduğu kaotik doğa durumu olarak nitelemiş, toplumsal bir yaşamın yasanın üstünlüğü olmadan mümkün olamayacağını vurgulamıştı.

Antik çağdan modern döneme yasa ve devlet  toplumsal hayatın temeli olmuş, insanın birbirinin kurdu olması durumunu belli ölçülerde hafifletmiş, ancak aralarında yasa birliği olmayan farklı toplulukların birbirleri üzerindeki hak iddiaları sona ermemiş, bir nevi devlet devletin kurdudur evresine geçilmişti.

Özellikle modernizmin hemen öncesi diyebileceğimiz 14.- 17.yy arasındaki dönem  imparatorluklar, krallıklar, mezhepler arası hegomoni mücadelesinin en sancılı dönemlerinden biri olmuştu. Avrupa kıtası yüz yıl, seksen yıl, otuz yıl savaşlarıyla kan gölüne dönmüş, iktisadi ve askeri olarak sürdürülebilir olmayan bir hakimiyet mücadalesi içine girmişti. İmparatorluklar, mistik anlatılara ve birtakım kutsallara dayalı keyfi yasalarla yönetilen, muğlak ve değişken sınırlara sahip, kendinden olmayan öteki üzerinde gücü yettiğince hegemonya kurmaya çalışan, adı üzerinde emperyal yapılardı.

1648 yılında bu sürdürülemez durumu iyileştirmek adına Avrupa’da tarihi bir adım atılır ve imparatorlukların teritoryal egemenlik alanlarını ve hegomoni mücadelelerini sınırlayacak, papalığın krallar üzerindeki baskısını azaltacak, farklı dil,din veya mezhebe sahip özerk ve laik siyasal yapıların oluşumuna kapı açacak çok devletli Westphalia  antlaşması imzalanır. Antlaşmanın ilkeleri imparatorlukların sınırsızlığı üzerinde büyük bir bağlayıcı norm haline gelecek, siyasi sınırlarlardaki muğlaklığın giderilmesi o toprak parçası üzerinde yaşayan insanların zamanla güçlü bir aidiyet duygusu geliştirmesine yol açacaktı. Bu aidiyet duygusu, Sanayi Devrimi ve  Fransız Devriminin dönüştürücü etkisiyle  modern dönemde karşımıza ulus devlet vatandaşlığı ve milliyetçilik şeklinde çıkacak, imparatorluklar dağılacak, yeni yeni ulus devletler yeni ittifaklar oluşacak, yeni paylaşım sorunları ortaya çıkacak ve aralarında yasa birliği olmayan bu yapılar yine birbirlerine girecek,  ulus ulusun kurdu olacaktı artık.

20.yy’da durum iyice çığrından çıkacak, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle bölgesel çatışmalar küresel savaşlara dönüşecek, sürdürülemez bu yıkımdan çıkış için uluslar üstü yasa birliği yönünde adımlar  atmak kaçınılmaz hale gelecekti. Ulus üstü küresel yasa birliğini sağlayacak, çoğulcu, katılımcı, etkili ve sürdürülebilir bir yapı oluşturma girişimleri çok çok yenidir, henüz emekleme çağındadır ve düşe kalka yol alacaktır. Bu yolculukta ne kavimiyetçi, ne emperyal, ne de millici hegomonik  ezberlerler insanlığa rehberlik edebilir durumdadır. İnsan o mağaradan çıkmış ve yol almaya başlamıştır ya bir kere, düşe kalka devam edecektir yolculuğuna. Pusulası değişecek dönüşecek, yanılacaktır sıklıkla ama birdaha asla mağarayı işaret etmeyecektir.

Sürdürülemez sancılı durumların çözüm süreçleri de hep sancılı olmuştur, olacaktır. Dönüşüm hep yavaş ve çalkantılı olmuştur, olacaktır. Yeni dönüşümler hep yeni çelişkiler doğurmuştur, doğuracaktır. Yeni çelişkileri eskinin ezberleriyle çözmeye çalışanlar sorunları hep büyütmüştür, büyütecektir.

Kıbrıslılar, ulus devlet sürecini hiç tecrübe etmeden kendilerini, ulus üstü dönüşüm sürecinin ilk emekleme döneminin kaotik belirsizliğinde savrulurken bulmuşlar, yollarını yönlerini ararken, kendilerini başka diyarlardan esen millici girdaplara kaptırmışlar, bölünmüş ve dağılmışlardır. İlkçağdan kalma kavimiyetçi geleneğin modernitede dönüştüğü biçim olan ulus devlet ve millicilik anlayışının özellikle 20yy’da getirdiği küresel yıkımdan bu toprakların payına da terör, şiddet, bölünme, göç dolu silahların gölgesinde bir yaşam düşmüştür.

2003 yılında sınır kapılarının açılması ve ardından Kıbrıs Cumhuriyetinin AB üyesi olmasıyla birlikte

Kıbrıs Türk Toplumu özgür iradesiyle kitleler halinde KC vatandaşlığına başvurur. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan birtakım siyasal engellere takılanlar ve kişisel isteksizlik gösterenler haricinde Kıbrıs Türk Toplumunun çok büyük bir çoğunluğu bugün KC ve AB vatandaşıdır. Bu eğilimin nedeni AB vatandaşlığının bireysel düzeyde sağladığı avantajlar bir yana, toplumsal ve siyasal düzenin de insan hakları, demokrasi, çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü gibi ulus üstü temel  normlara dayanması gerekliliğine olan inançtır. Yıllarca hegomonik bir rejimin kontrolünde  uluslarası hukuktan izole bir şekilde yaşamış bu toplum çağdaş normların değerini bilecek deneyim  ve farkındalığa  fazlasıyla sahiptir. Hegomonyanın, zorlayıcı, mecbur edici ancak ne hukuki ne de sürdürülebilir bir model olduğunu bizzat yaşayarak tecrübe etmiştir. Hegomonik, militarist, millici anlayışın yıllardır kalıplaşmış mistik sloganlardan ibaret söylemleri bu toplum için artık ikna edici olmaktan çok uzaktır.

Hegomonik baskı rejimlerinde toplum sürekli çeşitli ikna yöntemlerine maruz bırakılır ancak tüm bireyleri ikna hiçbir zaman mümkün değildir. İkna olmayanlar fişlenir, ‘milli güvenlik’ açısından sakıncalılar listesine alınır. Onlar artık ikna edilecekler değil çeşitli zorlayıcı yöntemlerle sindirilecek, yıldırılacak olanlardır.

Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade kitabını okuyanlar hatırlayacaktır. Mumcu, kitabında 70li yılların Türkiye’sinde rejime ikna olmamış sakıncalı bir muhalif olarak geçirdiği yılları, trajikomik bir dille yazmıştı. Değerli gazeteciyi o sakıncalı listesine yazan eller ölüm fermanını da yazacaktı yıllar sonra. Soğuk bir kış sabahı evinin önünde, bombayla havaya uçurularak çıkacaktı sakıncalı piyadenin ismi o listeden ancak.

2020 cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar, Müdahale Raporu’nda okuduğumuz imzalı tanıklıklar, tehdit edilen siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler, vatandaşlar, kurultay müdahaleleri ve son olarak Ali Bizden ve Ahmet Cavit An olayıyla, bu topluma dayatılan zorlayıcı yöntemlerin daha da yükseltileceğini, daha da genişletileceğini  düşünmemek aşırı bir iyimserlik gerektirir herhalde.

Kimbilir belki de adı bile konmuştur listenin, Sakıncalı Toplum.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Onur DOĞASAL yazıları