Cenevre, yeni Kıbrıs’ın ilk adımı olabilir...

Yayın Tarihi: 12/04/21 14:47
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

5 Aralık 2001 gecesi elime mikrofonu tutuşturup, “Ledra Palace Geçiş Kapısına git! Kliridis’in KKTC’ye geçerken görüntüsünü isterim! Mikrofonu uzat, birkaç kelime söylerse kap gel” talimatı hala dün gibi kulaklarımda o günkü Amirim/Abim Özer Kanlı’nın... 

Glafkos Kliridis’in 26 yıl sonra kuzeye geçip, Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından Cumhurbaşkanlığı’nda konuk edildiği gece, muhabirliğimin ilk ciddi sınavıydı...

Neredeyse 20 yıl geride kalırken, o gece, Kıbrıs sorunuyla ilk ve en yakın mesaimdi ayrıca...

Mesleğin resmen başladığını hissetmiştim...

Ardından, Denktaş’ın, Kliridis’e iade-i ziyareti ve peşisıra bir dizi diplomatik temas, Annan Planı sürecinin ilk adımlarını oluşturuyordu...

24 Nisan Referandumuna giden yolun son adımlarında, AKEL’in plana karşı çıkışı ve Talat’ın Hristofyas’ı ikna için AKEL Genel Merkezi’ni ziyareti, o dönemlerde takip ettiğim tarihi haberlerden biriydi...

7 Nisan akşamı ise Tasos Papadopulos’un belki de Kıbrıs’ın geleceğini kalıcılaştıran, ağlamaklı konuşması yankılanıyordu...

“Παρέλαβα κράτος, δεν θα παραδώσω κοινότητα» 

Türkçe meali;

“Devlet aldım, toplum olarak devretmem” 

Papadopulos’un sözleri, Güney Kıbrıs için efsaneler lügatındaki yerini altın harflerle almıştır...

Keza AP Milletvekili Niyazi Kızılyürek de dünkü yazısında bu konuşma ile ilgili önemli anekdotlar aktarmıştır...

Geçtiğimiz 7 Nisan’da birileri o günü “kutsal bir gün” olarak anmaya karar verdi. Söz konusu 7 Nisan elbette 2004 yılının 7 Nisan’ıdır. Hani, Tassos Papadopullos’un gözyaşları içinde Kıbrıs Rum toplumuna seslendiği ve Kıbrıslı Rumları referandumda Annan Planına güçlü şekilde “hayır” demeye davet ettiği gün... Papadopulos’un arşivinden aktarılan bilgilere göre, ABD Başkanı Bush’tan İrlanda Başbakanına kadar pek çok siyasi kişilik Papadopullos’u telefonla arayarak, Annan Planını kabul etmesini telkin etmişler ama Tassos “aslanlar gibi” direnmiş... Bu arada, konuşma yapacağı ortamın mizanseninin itinayla hazırlandığını da öğrendik. Papadopulos, konuşma metnini birkaç gün önceden hazırlamaya başlamış ve 7 Nisan günü son düzeltmeleri yapmış. Masa, Makarios’un 15 Temmuz darbesinde Cumhurbaşkanlığı Sarayından kaçtığı pencerenin önüne yerleştirilecekti... Önceden hükümet ortaklarına bilgi vermeyi ihmal etmemiş. Dönemin AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın kendisine sert bir konuşma yapmamasını tavsiye ettiğini bizzat Hristofyas’tan dinlemiştim. Papadopulos bu uyarılara aldırmadan, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğe mahkum edileceği konuşmayı bildiği gibi yaptı. Biraz da Makarios’u taklit ederek, “Kıbrıs Rum Halkı” diye söze başladı ve “seni onuruna ve tarihine sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi! Ve arkasından “güçlü bir hayır” talep etti. Şimdi birileri, o günü ve o konuşmayı anmaya ve kutlamaya karar verdi!

Tasos Papadopulos’un 'hayır' talebi kişisel bir tercihten çok öte, elindeki hakları, eşitliği, BM kararlarına rağmen paylaşmayı reddeden Rum egemen hakimiyetin kurumsallaşmış bir tavrını teşkil ediyordu...

Tasos Papadopulos’un sözlerinin bire bir aynısını telaffuz eden başkası olmasa da, önce Hristofyas, sonrasında Anastasiadis, kurumsallaşmış tavır dışına çıkamadı...

Çıkması da söz konusu olamazdı...

2017 Crans Montana Zirvesi, Annan Planı’ndan sonra, Kıbrıs’ın federal çözüme en yakın olduğu nokta olarak yorumlanır...

Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, etkin katılımı zirvede kabul edilseydi bugün bambaşka bir Kıbrıs konuşuyor olabilirdik...

Crans Montana sonrası, müzakere ve federal çözüm anlamında Kıbrıs artık eski Kıbrıs değildir...

Türkiye’nin başını çektiği yeni model, Anastasiadis ve taraflarla gün yüzüne çıkmamış resmî olmayan görüşme süreçleri ile şekil bulacak gibi görünüyor...

Anastasiadis, Güney Kıbrıs’ta “Adayı bölen Lider” diye tanımlanmaya başladı...

Çok da umuru varmış gibi durmuyor...

Kıbrıs’ın kalıcı çözüme ulaşması daha da şart hale gelmiştir...

Ayrılık da federasyon da müzakere edilerek varılacak bir sonuç olacaktır...

Türk tarafının kendi başına bir karar alıp, yürüteceğini düşünmek saflık olur...

Kıbrıs’ta federal çözüm dışındaki modellerin ileriye götürülmesi konusunda, Türk tarafının çok da yalnız olduğunu düşünmüyorum...

Türkiye’nin ve KKTC’nin Kıbrıs’ta eşit egemen ortaklık görüşü, Ersin Tatar’ın seçilmesiyle, resmiyet kazanmıştır...

Beğensek de beğenmesek de Ersin Tatar seçimde söyledikleriyle seçimi kazanmıştır...

Bu vaatlerini icraata geçirmek istemesi de gayet doğaldır...

Cenevre öncesi, çizmeye çalıştığı çerçeveyi bu yönde değerlendirmek lazım...

Yeni fikirlerin resmî ağızlar, hatta bizatihi BM Genel Sekreterince dillendirildiği Cenevre, Yeni Kıbrıs’ın ilk adımı olur mu?

Çok iddialı gibi görünse de, eski Kıbrıs’ın geride kalacağı ilk buluşma olabilir...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Levent KUTAY yazıları