Yavaş yemek hikayesinin başrol oyuncusu "Torino"

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

Prof. Dr. Hasan KILIÇ
hasan.kilic@kibrispostasi.com
Prof. Dr. Hasan KILIÇ
A- A A+

Yavaş yemek hikayesinin başrol oyuncusu "Torino"

Bu hafta seminer, eğitim ve bir araştırma programı çerçevesinde ziyaret ettiğim İtalya'nın Torino şehrindeyim.

Eğitimden arta kalan zamanlarda kenti tanımaya çalışıyorum.

Öncelikle Torino'yu ya da Turini kısa bir yazıda anlatmak kolay değil.

Torino İtalyancada küçük boğa anlamına geliyor zaten bayraklarında da, sokak çeşmelerinde de, duvarlarında da simge olarak yer alıyor.

Alp dağlarının kraliçenin tacı gibi sarmaladığı , tepelerin ortasında Po nehrinin , 4 kolunun çaprazlama içinden geçtiği bir kent.

Le Corbusier'in dediği gibi dünyanın doğal ortam içerisinde konumlandırılan en güzel şehri…

800000 metrekarelik park alanı. İnsana yaşadığını hisssettiren, sakin bir şehir. Özellikle Valentino parkını bence bütün belediye başkanlarımız bir kez olsun görmeli.

Nenelerimizin kullandığı eski nostaljik masa örtüleri vardı, kare kare bölünmüş. Öyle planlanmış bir şehir hayal edin. Dümdüz bir yer. Çok hareketli bir şehir değil. Ama her köşesi park, her yeri tarih. Müzeleri, sarayları, size adeta ortacağda yaşadığınız hissini veren kaleleri… Bir yürüme şehri. Yürüdükce beni içine çeken, her gün yeni bir yerini keşfettiğim harika bir şehir. Ulaşım diye bir sorunları yok, trafik diye bir dertleri yok. Otobüsler vızır vızır, metro, tramvay, kenti nakış gibi işlemişler.

Kuzey İtalya şehri olan Torino Floransa, Venedik,Napoli, Roma ya da Milano kadar turistik anlamda bilinen bir şehir değil. Tam tersine İtalya'nın sanayi şehri olarak biliniyor.

Dünyaca ünlü araba markası Fiat'ın ilk üretim yeri ve merkezi. En büyük araba müzesi de burada.

Lavazza'nın ilk üretildiği yer

En meşhur kahve markalarından olan Lavazza'nın merkezi burası. Programda yer aldığı için ziyaret ettiğim oldukça etkileyici Lavazza müzesi bile var. Starbucks ya da Gloria jeans tarzı uluslararası zincirleri aramak boşuna… Çünkü yok. Mcdonalds bile kendine zar zor yer bulmuş. Öyle ihtişamlı Mcdonalds tabelası yok. Aksine mütevazı, doğal görünümlü sanki de görünmeye korkar gibi bir hali var. Çikolatanın anlam kazandığı farklı bir şehir Torino. Başka bir yazının konusu olacak kadar derin bir anlamı var.

Kültürlerine sahip çıkmışlar

Dikkatimi çeken bir nokta da kültürlerine sahip çıkma anlayışları. Binaları eski diye yıkma gibi bir yaklaşımları yok. Aksine olanı korumuşlar. Ancak modern yaşamın gereklerini de, teknolojiyi de en üst düzeyde kullanmışlar. Binalar yüzlerce yıllık ama sapasağlam hepsi duruyor. Gokdelen yok. Daha doğrusu bir tane var. Nasıl başa çıkacağız diye düşünüyorlar.

Geleneklerini sürdürmeye çalışan bir toplum. 200 – 300 yıldır işletilen kafeler çoğunlukta.

Trattoria denilen ailelerin işlettiği sınırlı da olsa yerel yemeklerin menüde yer aldığı lokantaları var.

Yine Osteria denilen Tratoria'ya göre biraz daha kısıtlı menüsü olan halk tipi olağanüstü ama basit yerel lezzetler sunan yerleri de var.

İlaveten profesyonel şeflerin yemek pişirdiği ristorante adı verilen lokantalar sıradan yerler gibi hizmet veriyorlar.

Fiyatlar ise, mekana göre, yemeğe göre değişiyor. Kişi başına 10 Euro' dan başlayıp yukarı doğru çıkıyor...

Aslında bilinenin aksine Torino bir yerinde gizli hazinesi olan ve keşfedilmeyi bekleyen 2000 yıllık kültür, tarih ve doğa kenti.

Yavaş yemek / Slowfood hareketi

Bu şehri benim için özel yapan ve burada olmamı motive eden şey dünyada yavaş yemek akımı/ slow food olarak bilinen hareketin çok yakınındaki Bra ile birlikte başkenti olarak kabul edilmesidir.

***

Uluslararası hamburger zinciri Mc Donald's, 1986'da Roma'daki meşhur İspanyol Merdivenleri'nin yanı başına şube açmaya karar vermişti.

Gazeteci Carlo Petrini'nin başlattığı muhalefet, fast food kültürüne karşı uluslararası bir harekete dönüştü. Geleneksel mutfak kültürünün yaşatılması, geleneksel gıdaların korunması, tüketicinin gıda konusunda bilinçlendirilmesi konusunda çalışan Slow Food bugün 150 ülkede 100 bini aşkın gönüllüyü buluşturan etkili bir sivil toplum örgütü.

Genel merkezi Torino yakınlarındaki Bra'da. Kentte iki yılda bir düzenlenen Toprak Ana ( Terra Madre) şenliğinde binlerce lezzet tutkunu bir araya geliyor, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan yerel gıdalar tanıtılıyor.

Slow Food hareketi 1999'da, geleneksel yaşamı ve gıdalarını koruyan şehirleri Cittaslow (Sakin Şehir) zincirinde buluşturmaya başladı. Bu zincirin bir halkasında bizden de bazı bölgeler var.

Petrini'ye göre;

Yediklerimiz doğaya, insan sağlığına ve hayvan refahına zarar vermeden üretilmelidir.

Üreticiler emeklerinin karşılığını adil olarak almalıdır.

Yediklerimizin tadı iyi olmalıdır.

Yiyeceklerin kimler tarafından, nasıl üretildiği bilinmeli ve bu konuda farkındalık oluşturulmalıdır.

İnsanlar rahat

Torino bir gastronomi şehri, Piemonte bölgesinin özelliklerini taşıyan ve yavaş yemek, yavaş şehir konseptinin hakkını veren bir şehir.

Dikkatimi ilk çeken şey ise insanların rahat tavırları. Bir milyon civarında nüfusu var. Ama sokakta merkezi bölgelerin dışında çok az insan gördüm. Olanlar da işinde gücünde. Ağustos ayı olduğu için şehrin boşaldığını söylediler. Eylül'den sonra şehir kalabalıklaşıyormuş.

Slow food hareketinin boşuna çıkmadığının adeta bir kanıtı. Bize göre biraz farklı yemek alışkanlıkları var.

Mutfak neredeyse aynı sebze ve malzemelerden oluşuyor ama farklı pişirme yöntemleri. Olay sadece pizza ya da makarna değil. Piomonte mutfağı harika yerel lezzetler sunan bir mutfak.

Yemekler dönemsellik. Sera işi buralarda pek makbule geçen bir iş değil.Ayni çocukluğumuzdaki gibi. Kış'da kullandıkları malzemeleri yazda kullanmıyorlar. Herşey kendi doğallığında... Şimdi tüm yemekler domates ağırlıklı. Konserve diye birşey yok.

Kahvaltı olayı bizdeki gibi değil kruvasan ya da benzer böreklerle saat 10'a kadar kahveyle işi bitiriyorlar. Bicerin diye bir içecekleri var. Onu farklı bir yazıda anlatacağım.

Bar'da bankoda kahve içmek gibi de bir alışkanlıkları var. Bir shot espresso. Bazıları Grabba'yı da (bizim zivaniyaya benzer bir içki) eklemeyi unutmuyor.

Öğleyin hafif yemeklerle idare edip dört gözle akşam üstünü bekliyorlar. 17.00- 20.00 arasında aperitivo denilen bizim mezelere benzeyen küçük tabaklarda sunulan aperitif tarzı yemeklerle içki içip günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorlar. Genelde de spritz dedikleri bir içkiyi içiyorlar. Sokak ya da cadde boyu oturuyorlar.

Akşamları ise gastronomi şovu başlıyor diyebilirim. Her tarafda her köşede, her meydanda küçük lokantalar, Trattorialar, Osterialar yerel muhteşem tadları sunmak için misafirlerini bekliyorlar.

Her yemek bir tadım seromonisi içinde yerel şaraplarıyla abartılı olmayan basit sunum tarzlarıyla masanıza gelmeye başlıyor...

***

Gelmeden önce İtalyanca bazı terimleri bilmeniz önemli. İngilizce buralarda tek başına yeterli olan bir dil değil. Tabi bütçenizi de ona göre ayarlamanız gerekiyor.

Bu haftalık bu kadar. Arrivederci!!!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.