Onların söylediği kadar mı varız?

loading
10 Ağustos, Pazartesi
£

9.51

8.58

$

7.28

A- A A+

Onların söylediği kadar mı varız?

Kırptım, kırpıştırdım.
Evirdim, çevirdim baktım. 
Bulamadım. Kimdir bu Merve?
Kimiz biz? Kimsin , nesin? 

Onların söylediği kadar mı varız?

Bizim düşlediğimiz kadar mı?

Çocukluk hayallerimizdeki kahramanlara dönüştük mü?

Bugün farkettim ki doğada her şey olabildiğine olağan-durağan. 

Her yıl ilkbaharda çiçen açan ağaçlar, sonbaharda yapraklarını döküyor. 

Sonraki yıl da, bir sonraki yıl da... 

Ama biz hayatımızın oturmuş düzenine sıradanlık yaftasını yapıştırıp, durumdan keyif almamakal uğraşıyoruz. Bu yıl doğadaki tüm canlılar ömürlük rutininden sıkılmış olacak ki her şey bir hayli değişti.  

Şimdi siz düşünün!

Bu hafta çok farklı insanlardan bambaşka mesajlar aldım. Kimileri beni yıllardır tanıyan, beni bilen insanlar, kimi hayatında beni gördüğü iki saatin analizinde. 

Aldığım bir mesajda, karşımdaki kişi benim ne kadar bencil olduğumdan bahsetmiş uzun uzun. 
Bir başkası ise insanlar için çabalayıp onlara yardım etmeyi sevdiğimden bahsetti. 

Birisi bana, dünyanın kendi etrafımda döndüğünü söylerken, diğeri ise insanlara karşı bu kadar ince düşünceli olma bu seni yoruyor dedi. 

Elimde olsa dünya dönerken peşinde dolanıp terini sileceğim, tüm açık kalmış pencerelerini kapatacağım ki kimsecikler üşütmesin.

Hepimiz tüm bunlara ve daha fazlasına sıkça maruz kalıyoruz. Olumlu ya da olumsuz şekilde.

Önemli olan bizim, kendimizi nasıl gördüğümüz.

Aziz Nesin gelir aklıma böyle anlarda. 

‘’ 1934 yılında soyadı kanunu çıktı.
Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. 

Dünyanın en cimrileri ‘Eli açık’, dünyanın en korkakları ‘Yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘Çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘Nesin’ soyadını aldım.

 Herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.”

Şimdi sor kendine, NESİN sen?

Öğrenci olarak geldiğim adadan, tam bir adalı olarak aayrıldım. Herkes soruyor, Kıbrıs’ı özlüyor musun?

Özlemek mi? Burnumda tüttü, burnumda... 

Her şeyi, herkesi çok özledim. 

Okulumu, ailem olan hocalarımı, canım esnafımı, güzel köylerini, komşularımı, denize uyanmayı, uykum açılmayınca surlara yürüyüp Othello kalesinde soluğu almayı...

Dönüşte muhakkak tanıdık birileriyle karşılaşır günlük kahve muhabbetimizi yaparız diye plansız yollara düşmelerimi...(ve her defasında planlı günden daha çok insanla vakit geçirmişimdir.)

Taksicimin kardeş olduğu, yolda tanımadığım ton ton teyzelerle sohbeti bir kahveye bağladığımız, daha açmadık ama gelin bir kahve içelim, sohbet edelim diye dükkanına buyur eden tatlı pastacılarını...

Taşını, toprağını, insanını çok ayrı sevdim ben.

Şimdi burada yazmak da sanki bana, Mağusa’da kahvemi almış, kaleiçini ciğerlerime dolduruyormuşcasına haz veriyor.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.