Beynimdeki küçük işçiler

Yayın Tarihi: 09/08/20 14:35
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Sizin beyniniz de benimki gibi hiç durmadan konuşuyor mu? 

Ama böyle geçmiş anılara saplanmış gibi değil. Soruyor, sorguluyor...

Sanki minik mucitler gibi...
Bi dolu, saçları diken diken çatlak profesör dolu ortalık. 

Yazmadan dizginleyemiyorum onları. İplerini çekemiyorum. Hep oynadıkları saklambaç oyununda kaybeden ben oluyorum. Çünkü öyle güzel kamufle oluyorlarki ruhum duymuyor. 

Yıllar sonra istemeden tıklattığım zaman farkına varıyorum. Saklanmış, taşlaşmış fosillerimi. 
Hoşgeldin fosil koleksiyonuma diye anı kutularımda yerini alıyor. 

Oysa onu zamanında açığa çıkarsaydım, işleyebilseydim; görebilirdim, duyabilirdim. Ama taşlaşmaya bıraktım onu, duysaydım da anı kutum boş kalıcaktı. 

Hangisini isterdin?

Fosillerle dolu bir anı kutusu mu?
Fosilleşmesine fırsat verilmeyen hayatın sonundaki boş kutu mu? 

Dolabımda bazı kutularım bomboş. Bazılarıda haddinden fazla dolu. Bölüştürüp, eşitleyip, dengelemek de gelmiyor içimden. 
Üşendiğimden değil! 
O kutuların periyodik bakımını asla aksatmam fakat nedendir bilmiyorum; boş olanları bir türlü dolduramaz, dolup taşmış olanları da asla ayıramam. 

Bir gün her şey sıfırlanacak mı? 

Bazen nerede olduğumu hatırlamıyorum, neyi niye yaptığımı anlamıyorum!

Aynaya baktığın kişiye hiç yabancıymış gibi baktığın, hissettiğin oldu mu? 

Ben bunu günde bilmem kaç kez yaşıyorum! 

Çocukluğumdan beri kendi kendimin herşeyiydim. 

Kendimde bir şey olacağında anlardım. Önceden hissederdim. 

Ruhumun deprem habercisi gibiydim. 

Olumsuz bir şey hissettiğimde; kulağına fısıldayan bir dost gibi kendimi telkin ederdim. 

Kasırgayı sezen çiftçinin son hazırlığı gibi; bir telaş bir panik. 

İyisin, çok iyisin derdim ve nasıl baş edeceğimi bulamayıp kendime uğraş bulurdum. 

Henüz 8 yaşında bir yaz tatili boyunca 100 kitap okuduğumu bilirim. O yaştan sonrasını saymadım bir daha bu rekoru kıramadığım için. 

26 yaşımda karantinada aldığım 15 farklı dalda uzmanlık eğitimimi saymazsak tabi. 
Çünkü ben kafamın içerisindeki çılgın profesörlerle baş başa kalamazdım o kadar uzun süre. 

Sanırım o yüzden bu kadar çok okuma merakım. 2 üniversite bitirip 3'üncüyü de yarım bıraktım. Yaklaşık 20 farklı dalda uzmanlık sertifikam var. İnsan kaynakları uzmanlığı, uzman yaşam koçluğu, nlp uzmanı, biyometrik yüz okuma ve analizi uzmanlığı ise bunlardan sadece isimlerini havalı bulduğum için yazdıklarım. 

Daha bıkmadın mı okumaktan diye bolca soruya maruz kalıyorum çevremdekiler tarafından. 

Başka türlüsüyle nasıl başa çıkılır bilmiyorum. Benim yıllardır tanıdığım Merve bu. Kendimde yeni bir versiyonumu keşfedene kadar böyle devam edeceğim. 

Ben dursam beynimdeki sesler durmayacak. Sanırım o durduğu gün bende normal insanlar gibi aylaklığı kendimde hak göreceğim. 

Kimi zaman "bana göre" sıkıcı bir iş yapıyorsam yani durağan bir halde, çıldırıyorum, ruhumu katlediyorlar diye bağırmak geliyor içimden. 

Hemen kendime ikinci bi iş daha buluyorum. Ancak o zaman nefes alabiliyorum. 

Çizim yaparken, fonda online ders almayı, word de röportaj düzenlemeyi, aynı zamanda kalemimi kağıdımı yanımda bulundurmayı ihmal etmiyorum. 

Aklıma bir konu, bir parantez, yeni bir bakış açışı geldiği an not almam için mutlaka orada olmalılar. Kalemlerim, defterlerim benim bir uzvum oldu. Kendimi bildim bileli bu durum hep böyleydi. 

Sanki beynim koşar adım gidiyor ben de ona 
eşlik ediyorum. 

Küçükken sıkça dejavu yaşardım. Oysa şimdi içinde bulunduğum dünyaya yabancı gibiyim.

Bu çağ bizi kemirdi. Bu çağ bizi çürüttü. 

En çok da neyi özlüyorum biliyor musun? 
Kendimi. 

Siz en çok kimi özlediniz?

Birini kaybetmek; üzerine konuşulamayacak kadar kor bir acı. 

Fakat, kendini kaybetmek var ya... artık yok oluşun demek. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.