Gözlerini kapatınca ne oluyor?

Yayın Tarihi: 22/08/20 11:16
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Gözlerini kapatınca daha çok mu hissediyorsun?

Gözleri kapatmak... Neden insan, bazı anlarda gözlerini kapatma ihtiyacı duyar? 

Bazen 'görmek için gözlerini kapatmak lazım' derler...

Öyle mi gerçekten?

Öpüşürken, sevişirken gözlerini kapatan insan; dua ederken, meditasyon yaparken de gözlerini kapatıyor. 

Gözle görülemeyen bir şey mi dersin?

Dünya ile tüm bağlantını kesmek isteyip, anda kalmak, daha çok hissetmek için mi? 

Gözleri kapalıyken hissettiklerini gözleri açıkken hissedemez mi insan? 

Demek ki her şey gözle görülmezmiş...

Bir de avuç içleri, parmak uçları var ki...

Tüm duyguların toplandığı bir yumak var sanki avuç içlerinde.

Dokununca alev alan. Tüm enerjinin toplandığı alan. 

Peki ya koku...

Her şeyin bir kokusu vardır. Yalanın bile... Bir ortama girdiğinde her şey normal olsa bile oradaki huzursuzluğu hisseder, o kokuyu alırsın. 

Bazen de tam tersi; aşkın kokusunu alırsın. O kokuya kapılır, kokuya karışırsın. 

Yok olmazsın. Dönüşürsün. 

Aşk olursun, kokunun görünmez süzülüşü olursun. 

İki ayaklı; yürür, yaşar, ölür gider. 

İnsan dediğin sadece bu değil. Olmamalı! 

Dokundukça rengimiz değişiyor, enerji aktarımımız artıyor. Akış hızlanıyor. 

Dokunduğun her kim ise; sen o oluyorsun, o da sen... 

Kokladığın her insanın kokusu ciğerlerine hapsoluyor. Sanki ondan bi parçayı kağıt gibi sıkıştırıp buruşturup yutmuş gibi. 

Gözlerini kapatıp hissettiklerinin yanı sıra birinin göz bebeklerinde kayboldun mu hiç? 

Aynada kendi gözlerine bile uzun uzun baktın mı? Oradaki yaşanmışlıkları, yaşanma ihtimali olanları... 

Dokunmak, koklamak, hissetmek... 

Sanki birbirimizle bir bütün olmak için tasarlanmış bir kurgu.

İnsanlar konuşarak anlaşır, kelimelerin gücüne sonsuz inanıyorum. Bununla birlikte enerjinin kendisine de. 

Mistik konuların körü körüne bağlananı değilim. Her şeyin bilimsel verilerini, araştırma sonuçlarını, tezlerini okur didikler öyle ikna olurum. Bununla birlikte bazı şeylerin çözümsüzlüğüne de ayrı bi tavım. 

İnsanın bu haline 'yin yang etkisi' mi dersiniz bilmiyorum. 

Yin yang; karanlık ve aydınlık olan. 

Zıt şeylerin birbirini tamamlamasıyla ilgili.

İnsanın bütünü de öyle. 

Bir yanımız ateş, bir yanımız su. 

Bir yanımız dalgalı deniz, bir yanımız çarşaf gibi.

Bir yanımız gözyaşı, bir yanımız kızılca kıyamet. 

Bir yanımız sevgi, bir yanımız öfke.

Bir yanımız aşk, bir yanımız nefret.

Bir yanımız anne, bir yanımız baba. 

Bir yanımız kendimizi anlatmak için saatlerce susmadan konuşmak isterken bir yanımız kelimeleri gereksiz bulup dokunmak istiyor. 

Bir yanımız susmak isterken bir yanımız hiç durmadan konuşmak istiyor. 

Bütünüyle biziz.

Zamana, duruma göre esneyen haliyle de biziz; adapte olamayıp yok olmaya yüz tuttuğumuz noktalarda da. 

Biz her halimizle biziz. 

Geçenlerde ne fark ettim; hep bi yıkımdan doğurmuşum kendimi... 

Sanırım biz, acıyla baş etme konusunda daha becerikliyiz. 

Ne zaman bir acı çeksem önümdeki işe güce derslere vermişim kendimi. Ne zaman bir dalım kırılsa diğer taraftan çiçekler açmışım. Ne zaman gözyaşlarım sel olsa ardına 'amma sulu gözsün' diye kendi kendime laf söyleyip yine ayağa kaldırmışım. 

'Dengede kal' nutukları atmayacağım size.

Benim denge anlayışım yüzde elli-yüzde elli iken sizinki yüzde yetmişe yüzde otuzdur. 

Kendinizi olabildiğince sevin yeter. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.