Hipersensitif miyiz? Yoksa hiposensitif mi?

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

TRİYAJ

Op. Dr. Harun GÜLMEZ
harun.gulmez@kibrispostasi.com
Op. Dr. Harun GÜLMEZ
A- A A+

Hipersensitif miyiz? Yoksa hiposensitif mi?

Yaşamın basit ve temel kurallarından bir tanesidir duyarlı olmak.

Etrafımızdaki uyarıları alabilmek, iletebilmek, yorumlayabilmek ve gereken davranış ya da tepkiyi verebilmek.

Sensitive: Türkçe karşılığı; -e duyarlı, -e hassas, duygulu olmak.

Sanırım duyarlı kelimesi en geniş kapsamlı karşılığı olacak sensitif kelimesinin.

Tıpta biz daha çok hipersensitif (aşırı duyarlı) yada hiposensitif(azalmış duyarlılık) olmaktan bahsedeniz. Çünkü olması gerekenin dışında bir tepkiden bahsedilir ve normal değildir, hastalıklı bir cevaptır.

Savaşlar bile meydan muharebesiydi eskiden, rakiplerin bir birlerini sırtından vurmadığı düellolar vardı.

Yıllarca bize öğretilen ve çocuklarımıza öğrettiğimiz değerler değiştirildi farkına varmadan.

Duyarsızlaştırıldık yavaş yavaş. Tepki vermemeyi öğrettiler bize, hiposensitif olduk. Ekranlarımızda cinayet, soygun, hırsızlık, tecavüz haberlerini film seyreder gibi izlettiler bize.

Savaşlar meydanlardan evlerimize ve gündelik yaşamlarımıza taşındı. Kazanmak için her türlü hile mübah sayıldı.

Aynı uyarıyı sürekli alırsanız, bir süre sonra kabullenir ve duyarsızlaşırsınız, umursamaz olduk.

Sonra, aslında hayati önemi olmayan konularda duygularınıza dokunurlar, aklınız ile hareket etmenizi isterler ve gereğinden fazla aşırı tepkiler verirsiniz.

Küçük uyarılara büyük tepkiler vermeye başlar ve aşırı duyarlı (hipersensitif) olursunuz farkına varmadan.

Peki Koronavirüs?

Bize meydan okurken hangi zayıf yanlarımızı kullandı sizce?

Birçok açıdan yaklaşabilir ve farklı şeyler anlatabiliriz bu noktada.

Kendisi hasta olduğunu bildiği halde etrafına bulaştırmak için uğraşanları yada ihtiyacı olmadığı halde ekonomik çıkar için toplum sağlığını hiçe sayanları anlatabiliriz.

Ya da insan olmanın zaafiyetlerini değil almamız gereken önlemleri konuşmalıyız. Uyarmadan geçemeyeceğim.

Koronavirüs açık havada damlacık içerisinde 3 saatten fazla, metal yüzeylerde 2-3 gün, karton ve elbise yüzeyinde daha uzun süre etkinliğini sürdürebiliyor.

Neden sosyal izolasyon diyoruz?

Çünkü hasta olan bir kişinin sizden 1-2 saat önce sizinle aynı yerde bulunması, hapşırması ya da öksürmesi, aynı çevreye dokunması, sizin enfekte olmanız için yeterli kontaminasyonu oluşturabilir.

İşte bu nedenle özellikle kalabalık alanlarda dikkatli olalım, sadece zorunlu ihtiyaçlar için market, eczane yada hastaneye gidelim diyoruz.

Dışarıdan eve geldikten sonra mutlaka bol su ve sabun ile temizlik yapılmalı, eller en az 20 sn. yıkanmalıdır.

Sık kullandığınız nesneleri ve yüzeyleri dezenfektan ile silmek önemli.

Hastalanmamak yada hastalığı hafif atlatmak sizin elinizde!

Değiştiremediğimiz risk faktörlerini bahane etmeyelim. Yaşımız değişmese de dinç ve dinamik olmak sizin elinizde. Tansiyonumuzu kontrol altında tutmak, dengeli beslenmek, hafif egzersiz yapmak, diyabetimizi görmezden gelmemek.

Sigara demek istemiyorum artık ! Lütfen o sizden kurtulmadan siz ondan kurtulun.

Stres, alkol,  uykusuzluk ve obezitenin bağışıklılık sistemini zayıflattığını biliyoruz.

Bağışıklılık sistemimizin dengeli ve sağlıklı çalışması en önemli dayanak noktamız.

Peki Koronavirüs bize ulaştığı zaman hücrelerimize nasıl giriyor?

En başta akciğerlerimizde tip 2 alveol hücreleri olmak üzere, kalp, böbrek, özefagus(yemek borusu), ileum(incebağırsak) epitel hücreleri ve mesane hücrelerinde bulunan ACE2 reseptörüne kolayca bağlanmakta ve hücre içine alınmaktadır.

Bu reseptör cildimizde bulunmadığı için cildimizden hücre içine giremiyor.

Ancak enfekte elimiz ile ağız, burun, göz yada yüz temasımız virüsün mukozalarımıza ulaşımına yol açabiliyor.

Koronavirüs ile enfekte olduktan sonra hastalığın seyri başlıyor.

Vücut direnciniz ve bağışıklılık sisteminiz güçlü ise şikayetler oluşmadan virüsü yenebilir ve hastalığı atlatabilirsiniz.

Bu güne kadar tespit edilen hastaların % 81 ‘i semptomsuz yada hafif şikayetler(ateş, yorgunluk, kuru öksürük, iştahsızlık gibi.) ile hastalığı atlatıyor.

Hastalığın orta ve ileri şiddetli seyrettiği hastalarda başlangıçta yukarıda saydığımız şikayetlere solunum güçlüğü ve balgam yanısıra bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi şikayetleri eklenmektedir.

Hastaların %14’ü bu safhaya ilerlemekte ve yakın takip-tedavi gerektirmektedir.

Solunum yetmezliği, kalp yetmezliği yada çoklu artan yetmezliği gelişen hastaların oranı ise %5.

Gelelim en önemli soruya.

Covid-19 salgını ile mücadele eden tüm ülkelerde istatistikler hasta sayısının ve ölümlerin 4.-5. haftalardan sonra hızlı artış gösterdiğini söylüyor. Peki neden?

Evet. Cevabı biliyorsunuz.

Bağışıklılık sistemi zayıf olan ve hastalıkla mücadelesinde hala iyileşemeyen yaşlılarımızın durumları kritikleşiyor da ondan.

Neden izolasyon önemli anladınız mı? Siz iyileşebilirsiniz ama risk altındaki grup?

İşte biz de ülke olarak kritik dönemlere geldik.

Aldığımız tedbirler ne kadar işe yaradı?

Lütfen bilgili, duyarlı ve sabırlı olalım.

Sabır boyun eğmek değil, mücadele etmektir.

Sağlıcakla kalın

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.