Bir devrin adamı veya bir adamın devri...

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bir devrin adamı veya bir adamın devri...

İnsanlar vardır, yaşadıkları zaman içinde, yülsek mevkilere de tırmanırlar ama gün gelip de hakkın rahmetine kavuştuklarında dönüp geriye bakıldığı zaman, yaşadıkları hayatın, yaşanmasa da kimseye hiçbir şey kaybettirmemiş olacağı görülür.

15 Aralık'ta, kaçıcısını anacağımız hiç önemli değil, Dr. Fazıl Küçük, onlardan biri değildi.

Dönüp tarihe bir bakın….

Hiçbir şey, Doktor'den sonra, ondan önceki gibi değildi.

Eleştirdiğimiz yığınla insani, taktik, politik hatası vardır.

Ancak stratejik anlamda o, kendinden önceki liderler kuşağından farklı bir kişilik olarak, düşünsel anlamda, "Gıbrız Türk Cemaatı"nı, "Kıbrıs Türk Halkı" yapan direnişin asıl önderidir.

Kıbrıs'ın İngiliz'e terk edilip de Baf Kapısı Kışlası'ndan, Osmanlı bayrağının indirilip, yerine Union Jack (Büyük Britanya Bayrağı)nın çekildiği gün, adaya ulaşan Semih Paşa, bilindiği gibi, beraberinde getirdiği zât-ı şahanenin fermanında, "Devlet-i Aliyye'nin yksek menfaatları icabı, Kıbrıslı Müslümanların, İngiltere devlet-i fehimanesinin idaresine itaatı ve teşrik-i mesaisini" buyurmaktaydı.

Yani, padişah bize İngiliz yönetimine boyun eğip iş birliği yapmamızı emretmekteydi.

Osmanlı'nın çıkarları bunu gerektiriyor bahanesi ile…

Yoksa İngiliz, Lefkoşa kalesi Türkleri direnirse, şehre girip giremeyeceğinden emin değildi.İngiliz dönemi boyunca Mağusa Kapısı üzerindeki "Kanal Alayı Kapısı" tabelasının nedeni, İngiliz öncü birliği olan o alayın, kente savaşmadan girebilmesinin yarattığı sevincin göstergesi olarak durdu.

Bunun nedeni, işte o fermandı…

Tabii memurun son altı aydır maaş almamasını, İngiliz'in de alayın önüne çifte şilinlerle yüklü küfeler taşıyan iki eşek koymasını da şimdilik bir yana bırakalım.

Ama Semih Paşa'nın getirdiği o fermandan sonradır ki, vali bile birikmiş altı aylık maaşını İngiliz'den alarak, boyun eğdi.

1882'den başlayarak, İngiliz bu adada seçimler yaptırdı.

Seçilenler, toplum liderliği yapanlar, aslında Osmanlı'nın "itaat edip, teşrik-i mesai eyleyin" emrini yerine getiriyorlardı.

Aslına bakarsanız, İngiliz Dönemi başlarından itibaren, ama özellikle 1891'de Kıraathane-i Osmani'nin kurulmasından sonra, adadaki deyim yerinde ise entelejensiya, üçe ayrılmıştı: Camii çevresinde toplanan ulemanın takipçisi Padişahçılar, Evkaf yönetimi etrafında toplanan İngiliz'in adamları ve Jön Türkler'den ibaret milliyetçiler.

Burada ayrıntısına girmeyelim, 1903'ten itibaren, Evkafçılar ile ulema birleşti, toptan İngilizci oldular.

Medreselerin 1913'ten itibaren öğrenci bulamayıp kapatılmasının nedeni, budur.

Öte yandan, 1907'den itibaren adada İttihat Terakki örgütleri olduğunu bilmekteyiz.

Ünlü KUşçucaşı Eşref, anılarında Arabistan'da Surre Alayı'nı basıp ortadan kaybolduğunda, onu Kıbrıs'taki örgütün sakladığını anlatmıştır.

Fadıl Niyazi Korkut, Con Rifat gibi aşikâr ittihatçıların ise anılarında, Abdülhamit'in devrildiği gece, Lefkoşa sokaklarında kutlama yapanları gördüklerinde hayretlere gark oldukları anlatılır.

O güne kadar, kendilerine gâvur diye sövenlerdir, kutlamaları yapanlar…

Yani işgalin o herc-ü merci içinde, bir miktar milliyetçi vardır ve hatta bunlar belki de İstanbul'dan çok önceleri ta 1891'lerden beri Fransız İhtilâli etkisi ile köy mekteplerinde nutuklar dahi atmaktadırlar ama önemsiz bir mürekkep yalamış azınlık konumundadırlar.

Ta, 1930'a kadar…

"Bağrımız yanıktır su ver Necati…
Öne geç yol göster Necati…"

1930 seçimlerinde Necati Özkan'ın seçimleri kazanması, Kıbrıs'ta Türk ulusçuluğu fikrinin, eskiden kalma ulema/evkafçı ittifakının, İngiliz işbirlikçisi tavrına karşı kazanılmış, ilk zaferdir.

Ama ömrü çok kısa sürmüş, hedefine varamamış bir zafer.

Çünkü bir yıla varmadan çıkan Rum isyanı yüzünden, İngiliz siyaseti ve ulusçu fikirleri yasaklar, yer altına iter…

Taa, 2.Dünya Savaşı sonlarına kadar.

1943'lerde, siyasi faaliyetler yeniden serbest bırakıldığındaysa, Kıbrıslı Türkler, bir başka önder adayı ile karşılaşırlar:

Dr. Fazıl Küçük…

Bu, artık İngiliz muhibbi oladığını gizlemeyen, isyan eden, bunu da yüksek sesle haykıran bir adamdır…

"Gıbrıııızzz Türk Cemaaatıııı" diyen sesi hala kulaklarımızda olan bu adamın isyanı, bizim bugün bir halk olarak dünya siyaset sahnesindeki varlığımızın başladığı noktadır…

Gerisi ayrıntı…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.