Bu memleket bizim biz yöneteceğiz

loading
25 Eylül, Cuma
£

9.72

8.90

$

7.63

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu memleket bizim biz yöneteceğiz

23 Aralık 1964'ten sonra, Kıbrıslı Türkler, kapalı enklavlarda yaşamaya başladılar.

Aslında bizim üretimden kopmamızın ve devletsizleştirilmemizin başlangıç tarihi odur.

O günden sonra, yeraltından çıkan TMT'nin yönetimi altında yaşamaya başladık.

Aslında bu, düşük rütbeli bir Türkiyeli subayın yönetimi demekti…

O zamanlar sancaktar dediğimiz bu subayları biz, albay düzeyinde sanırdık…

Sonradan yüzbaşı rütbesinde olduklarını da öğrendik! İdari, mali, askeri bütün yönetim, bu subaylarda idi…

Öyle bir yok edilme tehlikesi altında idik ki sısamımızdan ufağımıza silaha sarılıp, bu yönetim biçimini kabullendik! Karı koca boşanmalarına bile, sancaktar müdahale edebiliyordu…

On bir yıl, böyle yaşadık…

Şimdi ileri geri konuşan Rum politikacılar da olup bitenin nedeninin, kendi yarattıkları korku ortamı olduğunu hiç unutmasınlar. 1967 geldiğinde, bir iç örgütlenme olarak, kendimize bir tür "devlet" kurduk.

Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi…

Ama toprağı olmayan bir devleti tarih hiç görmediği gibi, gerçek yönetim, gene o beş-on subayın ellerinde idi…

1971'de Berberoğlu ve arkadaşları CTP'yi kurduğu zaman, bu bir sivil otorite talebi olarak algılandığından, "vatana ihanet" diye tanımlandı!

"Vatan" altı sancaktar ile bir bayraktarın otoritesiydi.

Yakın Kıbrıs Tarihi'ni inceleyenler, Dr. Küçük'ün bile siyaseten mahkeme edilebildiğini, zaman zaman TC Elçisi'nin de "takılmadığını" göreceklerdir.

1974 geldiğinde, hepimiz kuzeyde toplandığımızda, kimse tanımasa da 1967'den beri var olan iç devletçiğimiz, kendine toprak da buldu ama devlet olmanın ön koşulu olan, iradeyi bulamadı!

Çünkü savaş koşullarında, bizim irademiz, birkaç askere teslim edilmişti ve geri almak çok da kolay değildi…

Aslına bakarsanız, geri almak isteyen de yoktu o günlerde…

Bunu dile getirmeye kalkan birkaç uçuk öğrenciye de "vatan haini, Rumcu" denilip, işin içinden çıkılıyordu.

İlerleyen zaman sürecinde, Kıbrıslı Türkler ne zaman "normalleşme" talep edecek hale geldiyse, seçim öncesi Türkiye'den bir miktar seçmen ithal edilip, "düzenin" devamı sağlanıyordu.

Tresi seçime kadar o gelenler de olup biteni görüp "Kıbrıslılaştı" mı?

Ne gaile?

Biraz daha getir, bu seçimi de atlat…

Gelecek seçime Allah kerim…

Hem devletçilik oyna, hem de kendi iradeni, Kıbrıslıların iradesinin yerine koy…

Ne var ki Bektaşi'nin fıkrasında olduğu gibi, hem Allah büyük ve hem de ada küçük!

Getir, Kıbrıslılaşsın, getir o da Kıbrıslılaşsın, gene getir…

Adanın istiab haddi doldu…

Bu kadar ağırlığı kaldıramıyor.

Biraz daha getirirsen, Kıbrıs'ın kuzeyi denize çökecek bu gidişle…

Tarih boyunca en çok 250 bin kişinin yaşadığı yere, 1 milyon insan yığarsan, işte su yetmez!

"Size su da getirelim!"

Getir gardaş da o zaman, kanalizasyonu da mı Akdeniz'in altından bir yerlere pompalayacağız?

Yetmiyor işte…

Hindistan mı güçlüdür?

Hollanda mı?

Bizim delikanlılığımızda siyasete başladığımızda, BEY Faşizmi dediğimiz bir şey vardı!

Bayraktarlık (yani asker) Elçilik ve Yönetim'in kısaltılmışı idi BEY…

Gerçi yöntemler değişir gibi oldu ama irade, gene bizim değil…

Adı değişti sadece…

O da bizden çekindiklerinden değil ha!

Dünyaya karşı…

1964'te doğanlar, orta yaşa geldi…

İrademizi geri istiyoruz arkadaş…

Devletse bu, biz yöneteceğiz…

Yok bir pretektora ise onu da dünyaya ilân edelim hep beraber!

Ayıbı bize ait değil…

Bugün görev, mitinge gelmek değildir…

Yanına bir kişi daha alarak gelmektir…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.