Paradigmayı yıkan mitinglerin bir yenisi...
2 Mart mitingi, 28 Ocak'takini aştı
Korteji toplanırken, biri İstanbul'dan, öteki de Londra'dan bu mitinge katılmaya gelen iki yoldaşımla da kucaklaştık
Meydana girerken, tam da Girne Kapısı'nın yanında, İstanbul'dan beri görüşmediğim eski bir arkadaşımı gördüm.
Kulağıma eğildi:
"Anam cep telefonundan, sürekli beni arar Hazırlanmış evde beni bekler Gidip kendini mitinge getireyimmiş Biz giremiyoruk be gardaş, yaşı da seksen bir " dedi...
İnönü Meydanı, taştı
CTP-BG korteji meydana giremedi, varın gerisini siz düşünün
Serdar'dan vaz geçtim; bilirim onu Türkiye'de pek sevmezler ama Sayın Aydın Denktaş'ın da katıldığı bir mitinge halâ, uydurma kılıflarla "Rumcu", "Güney'le işbirliği içinde" gibi yakıştırmalar yapıp zevahiri kurtarmaya çalışacaksa birileri, akıllarını başlarına almalıdırlar, çünkü yarın çok geç olabilir.
En çok alkışı alanın, sayın Aydın Denktaş olması da herhalde dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur
Yarın Rauf Denktaş'ı da getirtecek bir söyleme devam etmeye gönlü olan varsa, devam etsin
Mitingin iki anlamı vardır:
Kıbrıslı Türkler, para değil, kimliklerine saygı gösterilmesini istiyorlar Ve,
Kıbrıslı Türkler, kendi memleketlerini , kendileri yönetmek istiyorlar
Bu mesajın alınması gerekmektedir.
Ve dünya üstünde, büyük olsun, küçük olsun herhangi bir halkın gücünün önünde duracak bir kuvvet de yoktur.
Bu mitingler, elbette ki öncelikle, kendi hükümetimize karşı yapılmak üzere düşünülmüştü.
Ama bizim hükümetimizin, kırk yıl önce yapıp, sonuç da aldığı softa şaşırtmasına girişip; "bunlar anavatana sövüyorlar", "bunlar, Rumcudurlar", "bunlar Rum tarafından besleniyor" taktiğini Ankara'ya gene oynayıp, sonuç da alması, aslında durumu beş beter hale getirip, Türkiye ile Kıbrıslı Türkler arasında, tarihin en kötü döneminin yaşanmasına neden oldu
Bir tek pankarta dayanarak, Türkiye başbakanı'nın söylediği yanlış sözler, az kalsın çok daha kötü gelişmelere neden olacaktı
Ama bir bakıma, bu tartışma çıbanın deşilmesi ve cerahatin boşalmasına vesile oldu
Şimdi artık herkes biliyor ki Türkiye buranın bütçesine, her yıl belli bir yardım veriyor ama, aramızdaki ithalat/ihracat dengesizliği ile, bunu zaten geri alıyor.
Buna ek olarak, parasını kullandığımız için her yıl ödediğimiz vergi, gönderilen yardıma eşit!
Ve üstelik, küçük bir devlete parasını kullanmak izni veren her büyük devlet de bunun karşılığında, aldığı vergiyi, yardım olarak geri veriyor.
Türkiye'nin bize o anlamda yaptığı bir himmet, yoktur yani
Rutin uygulanıyor sadece
Parasını kullandıran her ülke, buna karşılık olarak aldığı vergiyi, yardım olarak küçük ülkeye geri ödemektedir.
Usül budur
Yetmedi!
Mevduatımızın %50'si de Türkiye bankalarında yatıyor!
Birinin, birini beslediği yok yâni!
Bu artık açıkça biliniyor!
Eskiden olsa, bunu söyleyene, "Rumcu" der çıkarlardı
Bin bereket versin, adam bize "besleme" dedi de kendimizi savunma hakkımız doğdu, olup biteni açıkça söyleyebildik
Dünkü miting, yalnız düzenlenişi değil; katılanların sayısı da değil, katılanların yapısı bakımından da çok önemlidir.
Rauf Denktaş'ın eşi bile mitinge katılıyorsa, "yahu orada bizim bilmediğimiz bir şeyler oluyor" denmesi için, ne beklenecektir?
"Bize oradan bilgi gönderenler ya içki masasında yazıyorlar raporlarını, ya da sisteme entegre olmuş, kendi çıkarları için yalan yazıyorlar" denmesi için ne beklenecektir?
Kıbrıslı Türkler, zaten referandum yaptıktan sonra artık bir halktır! Dün bunu bir daha teyid ettik
Her halkın ne hakkı varsa, bizim de vardır
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.