Daha bunamadık...
Yazdığım bazı yazılar deyim yerinde ise "kan çıkarıyor"
Bugün gene belâ arayan bir yazı yazacağım.
Birşey beni dürttü, dürtülmeye hiç gelemem
Bu satırların yazarının, kategorik olarak, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli, eşitliğe dayalı bir çözüme inandığını, bilmeyen yok.
Nerde olduysam, bu görüşümü kendimce altını doldurarak savundum.
Sanırım bunun en önemli tanığı da DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve o dönemde Demokrat gazetesinde yazdığım yazıları okuyanlardır.
Neden Demokrat?
Çünkü o zamanlar, "bu ülkede iki halk var" dediğim için, dışlamıştım!
Konu bu değil, şu:
Gün gelip de çözüm düdüğü çaldığında; Kıbrıs Sorunu'nun çözülmesinin önünde iki büyük engel var:
Birincisi, mülkiyet meselesidir
Kuzeyde kalan Rum mallarına verilen "tapu"ların, uluslar arası hukuk karşısındaki anlamsızlığı, yalnız bizi milyarlarca dolar tazminat ödemek gibi bir zorunluluğun altında bırakmıyor, iki halkın ilişkilerini zehirlediği gibi, meseleyi bir kördüğüme de çeviriyor.
Çünkü hukukun kendisine göre bile, bir malı edinmenin yolu, ya miras yoluyla devralmak, veya parasını ödeyip, satın almaktır.
Şimdi bu son günlerin tartışmaları esnasında, aklıma bir şey geldi.
Meclis'te iken merak edip, bu "koçan verme" yasası görüşülürken söylenenlerin tümünü, okumak gibi bir garabet sergilemiştim.
Orada, Naci Talat ve Alper Orhon, "Bu uluslararasI hukuka aykırıdır! Yapmayalım böyle bir şey Gelin insanlara birer Kesin Tasarruf Belgesi verelim ki gün gele, çözüm süreci geldiğinde, bu iş kördüğüm olmasın" demekteydiler.
UBP milletvekilleri elbette ki buna karşıydılar ama biri de vardı ki UBP'li olmamakla birlikte, "Ne münasebet? Bir savaş yaşandı. Savaş, kendi hukukunu kendi yapar Tabii koçan vereceğiz " demekteydi
Kim olduğunu yazmıyorum.
Meclis tutanakları orada! Meraklısı gider görür, sonra da o zat-ı muhteremin bugün ne dediğine bakar
Düşünür
Kıbrıs Sorunu'nun kördüğüme dönmesinin bir ikinci nedeni de bizim, KTFD'yi iptal edip, KKTC'yi ilan etmemizdir.
Çünkü hemen ertesi günü ABD'nin girişimleri ve BM GK Kararları doğrultusunda, bu devleti hiç kimsenin tanımayacağı meydanda idi
Nitekim, tanınmadı
Yeni bir dünya savaşı çıkmaz ve biz de kazanan tarafta olmazsak, tanınmayacak da
Zaten, ilânı da buna yönelikti
Tanınmasın!
Ada bölünsün
Meclis tutanağı da önerebilirim ama bu defa daha kolay bir kaynak önereceğim.
O günlerin gazete koleksiyonları
Devlet Kütüphanesi dahil, pek çok kütüphanede var
Meraklısına tavsiye ederim, bir baksın bakalım!
Gene CTP, "Bunun sonu budur Vaz geçin böyle bir girişimden" diye parçalanırken, hangi gazeteciler, kimin gazetesinde "Ne münasebet? Her halkın olduğu gibi bizim de self determinasyon hakkımız vardır ve bu yönde kullanılmalıdır" diye, yazılar yazmış, yollara düşmüşlerdi?
O günlerde, mecliste KKTC ilanını savunan ve UBP'li olmayan milletvekili de var mıydı?
Evet
Kimin temsilcisiydi?
Merak eden o günün gazetelerine bakar, görür!
İsim vermiyorum
Meraklı olan bulur, görür
Düşünür
Mesele ne savunduğunuzdur.
Ve kırk sene evvel ne dediyseniz, onun arkasında durmak, bence de tutarlılık değildir tek başına; çünkü dünya değişmektedir ve fikirleriniz de ona göre yön almalıdır amma:
Kimseyi temsil etme yetkisi olmadan, her ikide birde yollara düşmenin, bu halka hiçbir fayda vermediği tecrübe ile sabittir.
Kime kızarsanız ona karşı gürültü çıkarmanın da
Bunamadık daha
Kimin hangi dönemeçte ne yaptığını da unutmadık
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.