Güneşe baktım

loading
27 Mayıs, Çarşamba
£

8.25

7.40

$

6.78

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Güneşe baktım

Sorular, demeçler, tv programları; insanın aklını tutsak ediyor.

Siyaset yazıyorum, ekonomi yazıyorum, ideoloji yazdım mı söyledim mi yoksa?

Farkında değilim…

O kadar çok konuşuyor, yazıyor, çiziyoruz ki…

Bugün, sabahın köründe kalktım…

İlk iş olarak, mutfağa kahvemi hazırlamaya geçtiğimde, bir de baktım, pencereden tan yeri görünüyor tam karşıda…

Gökyüzünde, mavi, beyaz, kırmızının tonları ve de siyah, "benim" diyen ressama taş çıkaracak bir tablo çizmişler…

Öyle durdum…

Kalakaldım…

Bekledim, kahveyi falan unutarak…

Neyi mi bekledim?

Güneşin doğuşunu…

Çok geçmedi, altın rengi parıltılar saçarak, kızıl ufuktan eşgerdi…

Gecenin son anları, gözlerimin önünde, güne döndü…

Kahvenin kokusuna doğru yürürken, birden aklıma geldi…

Ben, yılın bu dönemlerinde siyaset yazmazdım hayatım boyu…

Doğayı yazardım, Kıbrıs'ı yazardım…

Ebabülbüllere, alizavralara, garafatmalara, gutsagurdalara duyduğum aşkı yazardım…

Kış uykusundan yeni çıkmış, güneş altında ısınan karayılanları, fisigoları, gufileri…

Onları yazardım ben, her sene yılın bu günlerinde…

Ayrellileri, mangalloları, gıcır otlarını, sütleğenleri yazardım…

Bu sabah, doğan güneşe karşı o eski güneşe taparlar gibi bir sabah ayini yaşamasam, gözümden kaçacakmış, unutacakmışım, aklıma gelmeyecekmiş…

Yeşilırmak yolunu sarıya boyayan o Kıbrıs akasyalarını, o deli uçan üveyik'i…

Tepesine tırmanıp, bir solukta bütün Akdeniz havzasının kokusunu içime çektiğim Vuni Tepesi'ni hatırlamayacak, sonra da dönüp kendime sövecekmişim, meğer…

Zeytin yağı, Leymosun şarabı, lagos balığı aklıma gelmeyecek; kendime kahredecekmişim…

Doğa karşısında ne kadar küçük ve önemsiz, zaman karşısında nasıl anlık ve ayrıntı olduğum, her sene aklımdadır ama acaba bugün, bu sabah o saatte kalkıp da o dünyamızın en büyük mucizesini, gecenin güne dönmesini gözlerimle görmesem bir kez daha, unutacak mıydım dersiniz?

Her ne haltsa adı artık siz söyleyin; tutku mudur, hırs mıdır?

Yoksa doğa karşısında hiç anlamsız bir çekişme midir?

Her neyse işte o; benim gözlerime mil çekip de bu yıl bana ; o yağmurda titreyen serçeyi, o zıpkından kaçan orfoyu, o çiçek açmış gabbar kümesini unutturacak mıydı, bu sabah güneşe bakmasam, tan yerinden yükselen ve bana göz kırpan o güneşe?

Bugün sabah, çok erken kalktım…

Kahveden önce, güneşi içtim; şafakla beraber…

Ne kadar aciz olduğumu bir defa daha anladım…

Afrasiyap'ın saraylarına yuva kuran baykuşları hatırladım…

Dünyayı fethetmek için küçük bulan Osmanlı sultanının, benden dört yaş gençken o "küçük" dünyayı terk ettiğini…

O büyük Sezar'ın, "Sen de mi Brütüs" demek zorunda kaldığını işin sonunda…

Mark Antonius ile o ünlü Kleopatra'nın aşklarını yaşadıkları sarayın kalıntılarının, bugün İskenderiye limanının suları altında kaldığını…

Ne kadar küçük, ne kadar ayrıntı olduğumuzu…

Kendini "en büyük" sananların da aslında hiçbir şey olduğunu…

Bir daha hatırladım doğan güneş karşısında…

Erken kalktım bu sabah…

Doğan güneş, durduğu yerde ısıttı beni…

Yaşadığım ülkeyi düşündüm…

İçimi bir nergis kokusu sardı…

Sanki biri bana "elveda", ben de ona "ne acele" demişim gibi, içim buruldu…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.