Özgürlüğün bu kadarı...

loading
24 Kasım, Salı
£

10.60

9.44

$

7.95

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Özgürlüğün bu kadarı...

Geçen gün telefonda, Ferda Ekinci, "Mutlu sana sitem ediyor" demişti…

Esendemir'in kafasında, iki zıt görüşlü yorumcuyu, her gece çıkarıp güncel olayları tartıştırmak gibi bir proje var.

Benimle, Ahmet Yönlüer'e önerdiydi.

Prensipte kabul etmekle beraber, uygulayamadım, çünkü zamanım yok.

Siyasi çalışmalarım, bu dönemde daha öne geçti mecburen.

Ferda'nın bahsettiği sitemin bir latife olduğunu söylemeye gerek yok…

Dün sabah, arabasına bomba konulduğunu öğrendiğimde, bir yandan üzüldüm; öte yandan da yalnız bizde değil; en gelişmiş ülkelerde dahi bazı güçlerin, gazetecileri "cezalandırmak" için, durumdan vazife çıkarmayı, iş edindiklerini düşündüm.

Biz, Kıbrıslı Türkler bu konuda o kadar çok deneyim sahibiyiz ki!

Sömürge döneminden başlayarak, Fadıl Niyazi Korkut'un yazdıkları dolayısıyla, Baf'a sürülmesinden; Cingizzade Con Rifat'ın mahkeme kapılarından, vilayet konağına kadar ha bire rahatsız edilmesinden, Remzi Okan ile Dr. Fazıl Küçük'ün ikide bir mahkemeye çağrılıp, gazetelerine sansür uygulanmasından tutun da…

Grivas'ın Digenis imzasıyla yayınladığı ilk bildirilerinden biri, Dr. Küçük'ün, yazdıklarından dolayı, öldürüleceği tehdidini içermektedir, örneğin…

Başka ülkelerde çok örneği var ama bizde ne sömürge döneminde, ne de EOKA'nın terör döneminde, herhangi bir Türk gazetecinin, canına ya da malına zarar verilen bir eylemi ben hatırlamıyorum.

Aklımda kalmamış bir örnek varsa, peşinen özür dilerim…

Zamanın gazetelerine bomba falan konuldu mu?

O da hiç aklımda değil…

Yok öyle bir örnek…

Mesleğin duayenlerinden Şinasi Başaran'ın geçenlerde açıkladığına göre, adada bomba etkisi yaratan gazeteci Ayhan Hikmet ile A. Muzaffer Gürkan'ın, kurşunlanmış cesetlerinin ilk resimlerini çektiğinde, Dr. Küçük bu fotoğrafların Halkın Sesi'nde yayınlanmasını uygun bulmayınca, sabaha karşı eve gidip, yatmış!

Daha uyuyamadan kapı çalınınca kalkıp bakmış ki, kapıda Nikos Sampson!

"Madem resimleri siz yayınlamak istemiyorsunuz, ver ben yayınlayım Mahi'de" diyor…

Artık o fotoğrafları Şinasi'nin çektiğini gecenin o saatinde nerden öğrendiyse?! Başaran, resimleri veriyor…

Sampson da kendi gazetesinde yayınlayıp, "bu iyiliğin" altında kalmayacağını söylüyor!

(Bkz. Şinasi Başaran, Kıbrıslı gazetesi) Sampson, katil matil ama gazeteci…

Atlatmış oluyor herkesi, böylece…

Şinasi Başaran'a da minnet duyuyor, resimleri verdi diye…

Durum buydu yani…

Bu adada gazetecilere fiziksel zarar verilmesinin ilk örneğidir, Kıbrıslı Türkler arasında o olay…

İhale Rauf Denktaş'a çıkarılmıştır ama onunla bu konuyu konuşmak fırsatını bulabilenler, onun dahi bu olaya halâ ne kadar kızgın olduğunu görebilirler.

Biz daha sonra öğrendik bu beğenmediğinin arabasına bomba koyma, ofisini kurşunlama, canına kastetme metotlarını…

Kim, kimi korkutuyor; kim kimden intikam alıyor?

Türlü çeşitli komplo teorileri konusunda uzman kesilmemiz, 1962'den sonradır…

Sömürgeci gittikten; Rumlar'la da mahalleleri, köyleri ayırdıktan sonra…

Acıdır… Ama gerçek böyledir…

Kutlu Adalı'nın katlini bir yana bıraktım; Avrupa gazetesi matbaasının bombalanmasından, CTP'nin kapısında patlamayan bombalara, Hürrem Tulga'nın havaya uçurulan arabasından, Alpay Durduran'ın aracının uçurulmasına ve en son da Afrika gazetesinin kurşunlanmasından, Mutlu'ya yapılan saldırıya…

Çok fena halde özgürüz…

O kadar özgürüz ki istediğimizi bombalama, beğenmediğimizi kurşunlama özgürlüğümüz bile var…

Daha ne isteyelim Allahtan?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.