Adam olmak
Bizim lise öğrencisi olduğumuz çağlarda, "kompozisyon" diye bir dersimiz vardı
Şimdi sanırım yok
Onun için çocuklarımız, kendilerini üç yüz kelime ile ifade ediyorlar artık
ÜSS ve dershane sistemi sayesinde, seçmeli test sınavı yapa yapa, bu hale geldik.
O zamanlar, hoca sınıfa girer, tahtaya bir atasözü veya deyim yazar, ve "bunun ne anlama geldiğini, anlatın" derdi.
Biz de önümüzdeki beyaz kâğıda, kara harflerle yumulur, meramımızı anlatmaya girişirdik.
Öğretmen üşenmez, oturur bütün o yazılanları okur, çizer, düzeltir, kendi yorumunu ekler ve bir not verirdi.
Bizim kuşaktan, sonradan yazar/çizer olanlarımızın çoğunun mayasında, o günler vardır.
Çünkü, öyle ha deyince çalakalem yazabilmek için, hiç değilse Türkçe bilmek gerekir.
İyi Türkçe bilebilmek içinse, bol bol okumak!
İyi okurdum
Halâ da okurum ya?
Gene o zamanlarda, okulların kitaplıkları vardı
Şimdi var mı bilmem!
Bir de Kitaplık Kolu olurdu
Ben bizim okulda, o kolun "yılmaz" bekçilerindendim!
Her Çarşamba, öğleden sonra sosyal ve kültürel faaliyetlere ayrılır, biz de toplanırdık
Zamanına göre, klâsik yazarları, ben lisenin kitaplığından okudum.
Ömer Seyfeddin, Reşat Nuri, Falih Rıfkı, Refik Halit
Aziz Nesin'in tüm değil; bazı kitapları
Belki birkaç Yaşar Kemal
Başta, İnce Memed!
Sakıncalı görülenlerin kitapları pek yoktu galiba
Kemal Tahir'i hatırlamıyorum örneğin
Orhan Kemal'i de
Onları da buldukça, harçlığımdan artırdığımla kendim alırdım
Ama batı klâsiklerinin tümü vardı
O okumaların etkisi de bugün bile aklımda kalan Osmanlıca sözcükler!
"Lâkırdı" desem, herhalde buraya daha güzel otururdu
Okuyan da sanır ki eski yazı bilip, Fuzuli falan "kıraat eyliyorum" da ondandır.
Bazan kocaman adamlar gelir, "hocam" der, "yazdıklarınızı bazen sözlüğe bakarak okuyorum"!
Kendi ayıbın!
Yazdığım dilde, daha öleli elli yıl geçmemiş yazarların kullandıkları kelimeleri, deyimleri, atasözlerini kullanıyorum; o da bazen!
Kendi kültürünüzün elli yıl önce ürettiğini okuyup da anlayamamak, kusura kalınmasın ama aydın olmakla ilgili bir durum, değil
Türkçe'yi rafine edeceğim diye kuru bir lâf kalabalığına çevirmek; bin yıl kullanılan Farsça, Arapça lâfları temizleyecem diye, yerine İngilizce, Fransızca ya da uydurmasyonca sözcükler eklemek, dili fakirleştirip, öldürür
Oysa, özgün ve zengin bir dili olmayan bir kültür, olamaz
Bu bakımdan, herkes de 16.yy'da konuşulan Osmanlı saray ya da köy ağzını bilmeli ve anlamalıdır dediğim sanılmasın.
Ama 20.yy başları ve ortalarında yazılanları anlayamayan bir ulusun aydınından da söz edilemez
Atilla İlhan, Haco Hanım Vay'ı, 19.yy Osmanlıcasını bire bir kullanarak yazmıştır.
"Efendim, gençler bu lisanı anlamıyorlar" denildiğinde, "Öğrensinler keratalar" dediydi
"Ben sana mecburum" güzel! Ya da Sisler Bulvarı veya Üçüncü Şahsın Şiiri! Nefis
Ama adamın Türkçesi'nin derinliği, onları yazabilmek için gereken dil zenginliği de bu
Ben bunca lâfı neden ettim?
Bir atasözü yazacağım da ondan:
"Adama adam gerek, adam anlar adamı; adam, adam olmayınca, naspın adam, adamı?"
İlgili adrese varmıştır...
Kolay gele
Bakalım...
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.