Muhsin'e bile mi?
Mustafa Gökmen ile bir yerlerden dönüyorduk
İstanbul Atatürk Havaalanı VIP salonunda, o zamanlar iki ayrı bölüm var:
Sigara İçenler- Sigara İçmeyenler
Şimdi yok! Biz, elbette "içenler" bölümündeyiz
Sevgili Gökmen, bir yandan beni sigaradan kurtarmaya çalışıyor, öte yandan da benim yüzümden, sigara dumanları içinde uçak beklemek zorunda kalırdı
Kapının yanına oturduk, ben sigara içiyorum, Gökmen de zararlarını anlatıyor bana
Bir anda, kapıdan içeri etrafında bir grupla, biri girdi:
Muhsin Yazıcıoğlu!
Bizim KÖGEF yıllarının, Ülkücü Gençlik Derneği Başkanı!
Can düşmanımız yani
Zamanın, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı
Gökmen, ayağa fırladı
Belli ki tanışıyorlar
"Vay" dedi, "Başkanım
Hoş geldiniz " hararetle el sıkıştılar
Sağolsın, beni de pek seven Mustafa, belli ki kendine göre onore etmek istediğinden, Yazıcıoğlu'nun elini bırakmadan, diğer eliyle de beni takdim ederek, "Tanıştırayım" dedi, " Kıbrıs milletvekili dostum, Dr. Nazım Beratlı! Kendisi çok muhterem bir milletvekilimizdir.."
Tam da "tut kelin perçeminden" durumu
Artık, utanma, nezaket ne derseniz deyin, ayağa kalıp, Yazıcıoğlu'nun uzattığı elini sıkarken, "Memnun oldum" demek zorunda kaldım
El sıkışırken, göz göze bakışıyoruz, "Hangi partidensiniz?" diye sordu doğal olarak! Ben de doğal olarak, elini bırakmadan, "Cumhuriyetçi Türk Partisi'ndenim sayın başkan!
Bizim partiyi tanırsınız sanırım " dedim " Tabii tanırım" dedi ama sanırım bakışlarında birşeyler değişti
Benim de değişmiştir
Elimi bıraktı, yürüdü gitti
Gökmen'e sitem ettim " yahu bizim bunlarla kanlı bıçaklı olduğumuzu bilmez misin?
Ne zor duruma sokan beni de onu da?" Mustafa o çelebi haliyle, " Onlar eskide kaldı doktorum
Bak işte el bile sıkıştınız" dedi
Eminim ki Yazıcıoğlu da içinden Mustafa'ya birşeyler demiştir, o gün
Derken, bu adamın helikopterinin düştüğü, iki-üç gün arandıktan sonra cesedinin bulunduğu duyuldu
Yas tuttuğumu, söyleyemem
Ama kimsenin ölümüne de sevinmem ben
Yalnız, bu olayın arkasından, ailesi ve çevresinin ortaya attıkları iddiaları, ilgi ile izlemeye başladım
Aile, helikopterin özellikle düşürüldüğü, ondan sonra da Yazıcıoğlu ölene kadar, bilhassa "bulunmadığı" anlamına gelen, iddialar dile getirmekte, devletin bazı birimlerini suçlamaktaydı
Bir yandan da örneğin Trabzon BBP örgütünden bazı kişilerin, Hrant Dink cinayetinde "derin devlet" ile teşriki mesai ettikleri söyleniyordu!
İşte sonunda savcı bile "Ergenekon'un Trabzon Hücresi" dedi
Ölen solcu olsa, hadi bir devlet komplosunu anlıyalım ama bu düzeyde sağcı bir liderin, devlete ne zararı olabilirdi ki?
Öte yandan, aile de kapıcı Ahmet Efendi'nin ailesi değil ki! Neden böyle iddialı bir biçimde devleti suçluyorlar?
Derken, dün internete de düşen görüntüler, ortalığı alt üst etti
İki asker, düşen ve güya geç bulunan helikopterin verilerini içeren aygıtları söküp, götürüyorlar
Nasıl iştir?
Neler oluyor? Muhsin'e bile bu yapılır mıydı?
Allah allaahhh
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.