Yılmaz Güney
Yayın Tarihi: 12/12/11 07:00
okuma süresi: 3 dak.
Mahsun Kırmızıgül, Serdar Ortaç Ahmet Kaya "Kürtçe kaset yapacağım" dedi diye kafasına çatal kaşık atıldığı gece, sütre gerisine çekilip, şimdi tatlı su Kürtçüsü kesildi ya!
Zaten sevmezdim, şimdi illet de oldum!
Televizyonun birinde oynayan Kürtçülük "meşazlı" pespaye dizisine bakınca, şimdi de "hayattaki Yılmaz Güney" rolüne soyunduğunu ilk söyleyen, ben değilim
Hoş Yılmaz Güney de birkaç yüz tane kalitesiz filmden sonra içindeki cevheri ortaya çıkarmıştı ama hiç değilse, "gününün" gelmesini beklerken, sütre gerisinde değildi.
Yazdığı bir hikâyeden dolayı hapse düşmüş, okuduğu İktisat Fakültesi'ni de böylece bitirememişti.
Rahmetlinin, bir yandan devrimci hikâye, roman yazıp, Mahir Çayan'ı evinde saklamasına öte taraftan kumarhane işletmesine, kabadayılık etmesine, "Çirkin Kral" diye bir tip yaratıp, kovboy filmi bile çevirmesine; büyük bir anlayış göstermek mümkün olmasa da arada Seyit Han gibi, önemli filmlerde oynadığını da inkâr etmek, hakkaniyetli olmaz.
Kürtçülüğü de ayrı bir tartışma konusu olabilir
Bütün filmlerine bayıldığımı, söyleyemem
Örneğin ilk seyrettiğimiz yaşlarda bayıldığımız, halâ türküsünü söylediğimiz Arkadaş, övdüğümüz kadar değildi
Acı, Endişe v.b yapıtları, çok daha güzel; şimdi bunca yıldan sonra bakınca
Ama bu Mahsun denilen adama illet olunca, gidip DVD'cide, eski Yılmaz Güney filmi aradım
Olmaya ki ben bu "meşazlı" filmlere pek bir merak salan, adama haksızlık ediyorum!
Bir bakayım, belki de çocuk gerçekten iyi sinemacı!
İki tane Yılmaz Güney filmi buldum!
Biri, başyapıtı:
Umut
Öteki de Cannes'da Altın Palmiye ödülünü aldığı,
Yol!
Oturdum, önce Umut'u seyrettim
Siyah beyaz, 1970 yapımı bir film
Mesaj ise işte mesaj!
Sosyal gerçekçilik ise aha, bak da gör!
Estetik mi?
Hikâye mi?
Oyunculuk mu?
Yönetmenlik mi?
"Al gözüm, seyreyle "
Eh, az biraz sefaletin yüceltilmesi ve Kürtçülük de var ama, yedire yedire
Umut'u çıkardım, "Yol"u taktım
Bir defa, hikâye daha kompleks!
Dialoglar daha oturmuş
Görüntüler kullanılan teknik değiştiğinden, daha güzel
Sosyal gerçekçilik, doruğa varmış
Filmin sonunda, Cebbar (Tarık Akan) töre gereği öldürmesi gereken karısı ölmesin diye çırpınırken, zaten sulu gözlüyüm, ağladım
Şimdi be efendi
Senden kırk yıl önce bu işleri yapan birinin rolüne soyunmadan önce, onu aşmak gerekmez mi?
Bu kadar mı ucuz bu Türkiye'de her şey?
Her konu?
Her isim?
Her iş?
Yılmaz Güney'in kişiliğini bir yana bıraktım
Sanatsal kişiliğinin ancak karikatürü olabilecek bir adamın, macerasını seyretmeyi, reddediyorum
Zaten sevmezdim, şimdi illet de oldum!
Televizyonun birinde oynayan Kürtçülük "meşazlı" pespaye dizisine bakınca, şimdi de "hayattaki Yılmaz Güney" rolüne soyunduğunu ilk söyleyen, ben değilim
Hoş Yılmaz Güney de birkaç yüz tane kalitesiz filmden sonra içindeki cevheri ortaya çıkarmıştı ama hiç değilse, "gününün" gelmesini beklerken, sütre gerisinde değildi.
Yazdığı bir hikâyeden dolayı hapse düşmüş, okuduğu İktisat Fakültesi'ni de böylece bitirememişti.
Rahmetlinin, bir yandan devrimci hikâye, roman yazıp, Mahir Çayan'ı evinde saklamasına öte taraftan kumarhane işletmesine, kabadayılık etmesine, "Çirkin Kral" diye bir tip yaratıp, kovboy filmi bile çevirmesine; büyük bir anlayış göstermek mümkün olmasa da arada Seyit Han gibi, önemli filmlerde oynadığını da inkâr etmek, hakkaniyetli olmaz.
Kürtçülüğü de ayrı bir tartışma konusu olabilir
Bütün filmlerine bayıldığımı, söyleyemem
Örneğin ilk seyrettiğimiz yaşlarda bayıldığımız, halâ türküsünü söylediğimiz Arkadaş, övdüğümüz kadar değildi
Acı, Endişe v.b yapıtları, çok daha güzel; şimdi bunca yıldan sonra bakınca
Ama bu Mahsun denilen adama illet olunca, gidip DVD'cide, eski Yılmaz Güney filmi aradım
Olmaya ki ben bu "meşazlı" filmlere pek bir merak salan, adama haksızlık ediyorum!
Bir bakayım, belki de çocuk gerçekten iyi sinemacı!
İki tane Yılmaz Güney filmi buldum!
Biri, başyapıtı:
Umut
Öteki de Cannes'da Altın Palmiye ödülünü aldığı,
Yol!
Oturdum, önce Umut'u seyrettim
Siyah beyaz, 1970 yapımı bir film
Mesaj ise işte mesaj!
Sosyal gerçekçilik ise aha, bak da gör!
Estetik mi?
Hikâye mi?
Oyunculuk mu?
Yönetmenlik mi?
"Al gözüm, seyreyle "
Eh, az biraz sefaletin yüceltilmesi ve Kürtçülük de var ama, yedire yedire
Umut'u çıkardım, "Yol"u taktım
Bir defa, hikâye daha kompleks!
Dialoglar daha oturmuş
Görüntüler kullanılan teknik değiştiğinden, daha güzel
Sosyal gerçekçilik, doruğa varmış
Filmin sonunda, Cebbar (Tarık Akan) töre gereği öldürmesi gereken karısı ölmesin diye çırpınırken, zaten sulu gözlüyüm, ağladım
Şimdi be efendi
Senden kırk yıl önce bu işleri yapan birinin rolüne soyunmadan önce, onu aşmak gerekmez mi?
Bu kadar mı ucuz bu Türkiye'de her şey?
Her konu?
Her isim?
Her iş?
Yılmaz Güney'in kişiliğini bir yana bıraktım
Sanatsal kişiliğinin ancak karikatürü olabilecek bir adamın, macerasını seyretmeyi, reddediyorum
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvarGözden Kaçmadı
#gozdenkacmadiDiğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları
09/10/22
31/08/22
06/08/22
03/08/22
01/08/22
01/08/22
31/07/22
30/07/22
17/07/22
28/06/22
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.