Ölümcül kimlikler
Son zamanlarda Avrupa'da ve Orta Doğu'da çok güncel olan bir yazar var: Amin Malouf Malouf, Lübnanlı, Hristiyan bir Arap Kimlik ile ilgili çok önemli bir kitabı var: Identity Türkçe de yayınlanmış: Ölümcül Kimlikler
Malouf bir Arap Ama Hristiyan Üstelik Fransızca bir eğitim almış olduğundan, kendini Fransız gibi de hissedebiliyor. Ninelerinden biri de Türk! Ailesinde Müslümanlar da olduğu için, ve zaten islamın dili Arapça olduğundan, İslamiyetle de ilişkili bir Hristiyan Arap! Ama eserlerini Fransızca yazıyor
Lübnan savaşı kendisine çok ağır geldiğinden, orayı terk etmiş, Fransa'da yaşıyor Adını andığım kitabında, "Güney Amerika'dan Semerkant'a kadar, insanların tümüyle ortak değerler taşıyan bir kimliğe sahibim" diyor
Identity'de, böyle bir kimliğin sahibi olarak, göçmen işçi sorununu kimlikle birlikte ele alıyor. Özellikle başka bir yerde doğup, hayatını başka bir ülkede sürdürmek zorunda kalanlar açısından. "Göçmen" diyor, "yurdunu terk ederken, geride bıraktığı anılarına, akrabalarına, yurduna karşı kendini suçlu hissederek gider.
Uzun zaman bunun acısını yaşar Bu acıyı gömer, yeni geldiği toplumla özdeşleşmeye çalışır. Kendine yeni toplumuna uygun bir lâkap uydurur meselâ! O toplumdan sıkı dostluklar edinmeye çalışır Yerel aksanla o dili konuşmaya çabalar
Ama her ne yapsa, yeni toplumu ona kendilerinden olmadığını yaşamının her anında hatırlatır. Cildinin rengi farklıdır, aksanı hiçbir zaman yereli yakalayamaz, hayatının başından beri oluşturduğu alışkanlıkları sağdan soldan pıtrak gibi kendilerini gösterip, onu yabancılaştırırlar Adı farklıdır, lâkabı hiçbir zaman tutmaz
Bulunduğu toprağın tarihine yabancı olduğundan gelenekleri ile uyum sağlayamaz v.s. Bunu fark edince, yâni asla ilk kuşakta özümsenemeyeceğini kestirince, bulunduğu yere de düşman olur ve o derindeki suçluluğu meydana çıkarıp, eski memleketine öykünmeye başlar.
Kendisi bir cenneti terk etmiştir sanki. Eski memleketinden ayrıldığı andaki bütün değerler, ona mükemmelmiş gibi görünmeye başlar
Ve dönüp, onlara sarılır Oysa aradan geçen zamanda, kendi eski memleketinin değerleri de değişmiştir. En sonunda bir gün, eski ülkesine bir ziyaret yapabileceği maddi koşulları oluşturup da geri döndüğünde, bir de bakar ki, artık orda da yabancıdır! Kendinin kökü sandığı toplum da değişmiştir
Göçmen, ilk kuşakta bu hayal kırıklığı ile yaşar. Ancak, ikinci kuşaktan itibaren, yeni memleketine uyum sağlamaya başlar "
Bunu yazan, Fransızca eğitilmiş, Hristiyan bir Arap'tır ki Fransa'da yaşıyor Evrensel bir mesele demek bu Bilindiği gibi, şu anda dünya üzerinde 500 milyon göçmen işçi yaşıyor. Dünyanın en büyük uluslarından bile kalabalık
Yeni ülkesinde yabancı; eskisinden de kopmuş! Çünkü ikinci kuşaklar da genellikle, yeni toplumun periferinde kalıyorlar. Küçük bir azınlık, asimile olmayı başarıp, o ülkede tutunuyor
Yüksek bürokrat, milletvekili, işadamı v.s. oluyor Ötesi, olduğu yerde kalsa vay; geri dönse daha da vay Ne yeni olabilmiş, ne eski kalabilmiş Çünkü arada eski de değişmiş
Tavsiye ederim, bize çok yararlı olabilecek bir kitaptır: Ölümcül Kimlikler
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.