Hep arkadan gelenler ve adamlarını tarih yenecektir

loading
25 Kasım, Çarşamba
£

10.64

9.48

$

7.97

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Hep arkadan gelenler ve adamlarını tarih yenecektir


Şu sırlar yayına hazırladığım son kitabımda da bir bölüm halinde ele aldığım, önemli bir konu var: Türkiye düşünce dünyası, her yeniliği kavramakta 100 sene kadar gecikiyor! O kadar ki kavradıklarında, artık gündem değişmiş ve dünya başka bir konseptle uğraşmaya başlamış oluyor.

Gerçi günümüzde resmi söylem Namık Kemal'i Türk Ulusçuluğu'nun kahramanı gibi takdim eder ama onun savunduğu hiç de bugün onu dillerine pelesenk edenlerin sandığı gibi Türk Ulusçuluğu değil; düpedüz İslâmcılık'tır! "Müslüman bir Osmanlı Milleti" yaratmak peşindedir Namık Kemal ama bu kadarı bile sürgünden sürgüne gönderilmesine, anasının ağlatılmasına ve bir Ege Adasında ölmesine, yol açmıştır. 18.yy başlarında Avrupa'yı kasıp kavuran Ulusçuluk ve Ulus Devlet fikrini, elli sene sonra ağzına almaya cüret eden Genç Osmanlılar'ın başlarına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelenlerden daha az kötü değildir! Osmanlıcılık ve İslâmcılık iddiaları ve bunlara karşı devletin değil; sözde "münevveran"ın verdiği mücadele devam ederken, imparatorluk dışından bir ses, Yusuf Akçura 1903'te "Üç Tarz-ı Siyaset" diye bir makale kaleme almış ve bunu Osmanlı toprağında yayınlayamadığından, 1904'te Mısır'da Türk Yurdu dergisinde yayınlatmıştır. Akçura sözkonusu iki siyaseti ele alarak, bunların mümkün olmadığını, Osmanlı devletini kurtarmanın tek yolunun, "Türk ulusçuluğu" olabileceğini ileri sürmüştür. Kırımlı İsmail Gaspıralı önderliğinde, Rusya'da yaşayan Türk kökenli halklar arasında gelişen burjuvazinin ve ona bağlı olarak geleneksel eğitimi reddederek, modern okullar açıp, kızların da eğitilmesini sağlayarak, Latin Alfabesi bile önerecek noktaya gelmiş bulunan Cedid (Yeni) Hareketi'nin bir sözcüsü ve asıl ideologu haline gelmiş bulunan Akçura'nun bu tavrı, imparatorlukta, "devlet parçalanır" diye kabul görmemiştir. Taa 1912'de, İstanbul'da yayınlanan Sebi-ül Reşat dergisinde o bize lise edebiyat kitaplarında okutulan Süleyman Nazif, "Türk nedir? Tatarlar'ın bir uydurması..." diye yazmaktaydı... Türk ulusçuluğu da ne Genç Osmanlılar'ın ne de Jöntürkler'in yani İttihad-ı Terakki avanesinin ciddiye aldıkları bir düşünce değildi! Bütün dert, "imparatorluğu kurtarmak", yâni "olmayacak duaya amin" demekti... 1912'de artık Selânik ve bütün Rumeli de elden gidince, bu parti, yüzünü doğuya döndü! Ama hâlâ Türk ulusçusu oldukları söylenemez! Bu defa da doğuyu fethedip, imparatorluğu sürdürme hevesi içine girdiler... Halil Paşa anılarında, 1918'de yani savaşın tekmil sonunda; Irak, Filistin, Lübnan ve Suriye de elden gitmiş iken, Bakü'ye yapılan Osmanlı saldırısını anlatırken, yanından geçen eratın, "imparatorluk için" savaştığını yazar! Dünyada imparatorluk fikri öldükten, nerede ise yüzelli yıl sonra! Kâzım Karabekir'in anılarında da Kurtuluş Savaşı bittikten sonra, yeni devletin idari yapısı tartışılırken, kendisinin Atatürk'e gidip, hanedanın korunmasını, en genç şehzadenin padişah ilân edilmesini, Mustafa Kemal Paşa'nın da "Padişah Naibi ve Diktatör" ilân edilerek, idareyi ele almasını önerdiğini açıkca anlatır. Refet Bele (İstanbul'u alan komutan)ve Rauf Orbay (Başbakan) da kendisi ile hemfikirmiş! Karabekir'e göre, Atatürk kendisine, "bunları bana İsmat ile Fevzi (Çakmak)Paşa da teklif ettiler. Bunun tabii neticesi, benim oradan padişahlığa ve halifeliğe atlamamdır" demiş ve Karabekir itiraz etmeyince de "siz bu geri fikirleri nasıl savunursunuz?" diyerek, onu azarlamış! 1923'te oluyor bunlar! Cumhuriyet'in ilânından hemen önce! Halâ Osmanlı "münevveran"ı ulus ve ulus devlet fikrine aşina değildir, imparatorluğunu koruyup kollamaya çalışmaktadır! Vahdettin gitsin, Mustafa Kemal gelsin ama padişahlık sürsün... Mustafa Kemal, ulus devleti bunlara dayatmıştır! Zorla... 1926'da eski İttihatçı kadroları asıp, tasfiye etmek suretiyle...

Osmanlı toprağının hali pür melâli bu iken, Türk ulusçuluğu ve ulus devlet fikrinin asıl gelişip yükseldiği yer, Kırım, Kazan ve Bakü olmuştur. Süleyman Nazif'in ""Tatarlar" dediği adamlardır, Türk ulusçuluğunu geliştirenler! İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Mirseyit Sultangaliev, Turar Rızkulov, gibi Kazan ve Kırım Tatarları; Fethali Ahundov, Ahmet Agayef, Mehmet Emin Resulzade, Hüseyinzade Ali, Neriman Nerimanov gibi Azeriler, Zeki Velidi Togan, Sadri Maksudi Arsal gibi Başkırtlar; Osmanlı "münevvarnı"na rağmen bu ulusçuluğun teorisini yazmışlar, mücadelesini vermişler ve çoğu da bu yolda ölmüşlerdir. Mustafa Kemal'in en önde gelen iki danışmanı da zaten Yusuf Akçura ile Ahmet Agayef ( Ağaoğlu)dur!

Bütün bu süreçlerde, bizimkiler Kıbrıs'ta yaşayan Türkler, bu mücadelenin acaba neresindedirler?

Mirat-ı Zaman gazetesinden öğrendiğimize göre daha 1895'lerde, Limasol'un Siligu köyünde okulun açılış konuşmasını yapan köy öğretmeni, "müsavat, uhuvvet, ittihat, teşebbüs-i şahsinin desteklenmesini" istemekte ve köylülere bu yolda tavsiyeler yapmaktadır! Bunlar, İstanbul'daki İttiaht ve Terakki "münevverleri"nin aklına, nerede ise yirmi yıl sonra gelen sloganlardırlar! İttihatçılar'ın fedai takımı Teşkilat-ı Mahsusa'nın en önemli üyesi Kuşçubaşı Eşref, 1967'de bir doktora çalışması için kendisini ziyaret eden Dr. Phillip Stoddartt'a açıklamıştır ki 1903'te padişahın Surre Alayı'nı basıp dağıttıktan sonra, ll.Abdülhamit kendisini asmak için dünyanın dörtbir bucağında ararken, o Kıbrıs'ta teşkilat hücrelerince saklanmıştır! Henüz, ne Anadolu ne de Rumeli'de saklanabileceği bir yer, yoktur! 1880'de istibdad idaresi İngilizlere başvurarak, Kıbrıs'ta yayınlanan Ümid gazetesinin Türkiye'ye sokulmasını yasaklatmıştır, ulusçu fikirlerinden dolayı! (Bizim Sabo'nun zannedip yazdığı gibi, adada yayınlanan ilk Türkçe gazete, 1891'de yayınlanan Zaman değilmiş!)

M.Remzi Okan, Söz gazetesinin ilk sayısında, "Yolumuz Kırımlı İsmail'in yoludur" der! Kırımlı İsmail, İsmail Gaspıralı'dır! 1911'de Müsevvitzade Cemal Efendi'nin yazıp yayınladığı ve Harid Fedai hocanın Adsız Kitap diye yeniden bastırdığı kitaba bir göz atanlar, Kıbrıs'taki aydın hareketin, İstanbul'dan ne kadar şikâyetçi olduklarını göreceklerdir. Nitekim Cemal Efendi'nin ağabeysi Ahmet Raik Efendi'nin de Bakü'de yayınlanan Füyuzat Dergisi'ne yazılar gönderdiği, son zamanlarda ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Kıbrıs Türkleri, Osmanlı münevveranı'ndan nerde ise elli yıl önce ulusçuluğu keşfetmiş, ve kendileri gibi dünya ile ilişki içinde olan Kırım ve Bakü'deki ulusçu aydınlarla temasa geçmişlerdir! Deyim yerinde ise buradaki ulusçu akımın etkilendiği merkez, Kırım, Kazan ve Bakü'dür, işin başında! Ve o zaman da buraya başımıza İstanbul'un atadığı yöneticiler, oraya hoş görünecekler diye dünyadan kopuk bir düşüncenin peşinde, kendi keselerini doldurup, bu milleti rezil etmişlerdir, 1911'den seslenen Müsevvitzade Cemal Efendi'nin hâlâ haykıran sesine bakarsak!

Konuya ve nedenlerine devam edeceğiz...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.