CTP seçimi niye kaybetti?

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

CTP seçimi niye kaybetti?

Aşağıdaki yazı, 23-24-25 Nisan 2009 günleri Yeni Düzen gazetesinde yayınlanmış, 2010 yılında yayınlanan CTP de Değişmelidir isimli kitabıma da alınmış bir dizinin ilk yazısıdır. Arkasından ilk kurultayda gene MYK üyesi oldum. Demek ki "delege" bunları onayladı. Şimdi Volkan Gazetesi sanki bugün söyledim gibi çarpıtarak yayınlayınca, "hallenen" bütün yoldaşlarıma duyurur, saygılarımı sunar, gerekir ve istenirse, yarın da dizinin geriye kalanını, bir daha yayınlamaktan kaçınmam…

Yazı, şu:

Aslına bakarsanız normal bir ülkede ve normal koşullarda, CTP'nin topladığı oy oranı, normal bir parti için başarıdır: %30! Sokakta yürüyen her üç kişiden birinin oyunu alan bir partiye, normal koşullarda, normal bir ülkede başarılı denilir.

Ama bizim ülkemizde, bizim koşullarımızda bu bir başarısızılık! Çünkü, beş yıl içinde %65, %56 ve %46 gibi oy oranlarını yönlendirmekten, %30'lara inmeyi başarabilmiş bir partiyi, normal ülkelerde de göremezsiniz siyasi tarihte.

Neden?

Büyük bir başarı ile çıktığımız geçen seçimin ertesi gününü hatırlıyorum: Partide herkes, kazananlara şimdi etrafımızda olanların ilk seçim başarısızılığında bizi terk edeceğini, onun için önce eski ve başarısızlıkta da partide kalacakları dikkate almamızı önermekteydi! CTP'nin klâsik tabanı, genişlemek için önceden bize oy vermeyenlerin de vermesi gerektiğini kabullenebilmiş değildi. Son güne kadar da bu ruh hali devam etti! Daha da sürüyor…

CTP klâsik bir marxist parti olarak örgütlenmiş, uzun yıllar tabanı ezim ezim ezilmiş, ve modern bir siyasi partiden çok, bir tür "Band of Brothers" haline gelmişti. Rusya deneyiminin çökmesinden sonra, parti yönetimi değişen dünya koşullarını kavramakta bir beceriksizlik göstermedi. Ama son 25 yıldır partinin eğitim faaliyeti akamete uğratıldığından, taban değişen dünyadan tümden habersiz de olmamakla birlikte, sistematik bir yeni dünya görüşü edinemedi. Bundan dolayı, o eskiden çok benimsenen, "seçim yoluyla hükümete gelmeyi" aşağılama tavrı, bugün bile devam ediyor. CTP'de milletvekili olmak istemek, aslında "huy değiştirdim, homoseksüel olacağım" demekten daha az prestij sağlayan bir tavırdır, halâ! Ama bir yandan da artık oy olmadan, hükümet olunamayacağı gerçeği de Sina Dağı gibi ortada duruyor. Ne var ki bu tavır, halkla doğrudan ilişkiyi sağlayan milletvekillerini, eli kolu bağlı, hiçbir verdiği sözü yerine getiremeyen yalancılar durumuna düşürürken, öte yandan da "örgüt" dediğimiz, aslında halkla ilişkisi insanları ikna edip oyunu alabilen milletvekillerinden daha iyi olmayan yoldaşlarımızın bütün yetkileri ellerine almalarına yol açtı. Ve çoğu zaman da ciddi hatalar yaptılar!

Alın son seçimin delege seçimini: Örneğin Güzelyurt'ta adayların tümü de "göçmen"! Yerli aday yok! Biri Baflı, biri Baf/Polemitya karışımı… Dördü de Limasollu! İkisi doğrudan Polemitya'lı… Oysa bölgede Polemitya doğumlu nüfus sadece 1500 kişi… Limasollu'lar da hade hade %25! Buyurun ondan sonra, Yeşilırmak'ta, Yedidalga'da, Bağlıköy'de, Lefke'de, Doğancı'da, Gaziveren'deki sonuçlara da bakın! TC kökenli seçmene hitap edecek aday, yok… Buyurun Gayretköy ve Mevlevi'ye bakın…Lefke Karadağ'a bakın… Lefke'li aday yok… Buyurun o sandıkları da gözden geçirin… Delegelerin nerede ise %25inin soyadı, dört aileden… Buyurun! Buyurun Yeşilyurt'a bakın… Sandık sonuçlarına… UBP, Lefke'den üç aday koyup, ikisini çıkardı! Üstelik, tercihlerde de arkalarından gelene 600 oy fark atmışlar… Buyurun size örgüt kararı!

Kim kimi suçlayacak şimdi? MYK mı seçti bu listeyi?

Vekil ne yapacaktı? Mecliste elini kaldırsın, yeterdi… Kaldırdık! Yetmedi… Bu yapısal bir sorundu, kimseyi suçladığım falan sanılmasın! Çünkü ben her zaman bu partide karakeçi rolündeyim. Doğru bildiğimi söyler, bedelini de öderim… Gene üstüme arros edileceğinin de bilincindeyim ama umurumda değil…

İkinci ciddi hata: Parlamenter sistemde, bakanlar milletvekillerinden seçilir… Biz, ne parlamenter, ne başkanlık, ne yarı başkanlık; alelacaip bir hükümet kurduk! İşin başında, bu hatayı desteklediğimi kabul etmeliyim. Ama yol yüründükçe, oy kaygısı olmamakla, halka karşı sorumluluk duygusu duymamanın ani şey olmadığı ortaya çıktı. Seçime üç gün kalarak, Girne'deki bir berbere seksen milyar vergi gönderilmesi, insanların evinin elektriğinin kesilmesi (ben milletvekili maaşı ile elektrik faturasını ödeyemezken, vatandaş garip nasıl ödesindi ki?) kabine ile halk arasındaki iletişimsizliğin başlıca göstergesi idi… Sonuç: Bakanların çoğunluğunun, delegeyi bile geçememesi, geçenlerin de kaybetmesi! Örneğin sevgili kardeşim Özkan Murat, iki defa bakanken seçim kaybeden bir politikacı olarak, politik tarihe geçti! Herhalde bundan öteye bir politik iddia ileri sürmesini ciddiye alacak birini de bulamaz! Devletin yarısı elinde iken seçim kaybeden adam, ancak tarikatte önemini sürdürür… Yazık oldu Özkan gradosundaki bir adama!

Üçüncü ciddi hata: Bürokratlarımızın nerede ise tümü, yanlış seçilmişti!

Yoldaşlarımız, bulundukları koltukların kendilerine seçilen milletvekilleri tarafından bahşedildiğini son güne kadar anlayamadılar. Hepsi de "devlet adamı" oldu! "Aşağılık politikacılar"ın telefonlarına cevap verilmemesi için mesela İskân Müsteşarı'nın emir verdiği söylentileri, kulaklarımıza kadar defalarca ulaştı. Sağlık Bakanlığı Müdürü'nün, "Nazım da kim oluyor" dediği vatandaşın, bir daha bize nasıl oy vereceğini, kimse düşünmedi! Daha da gülüncü, vatandaş bize oy vermezse o koltukta oturulmaya nasıl devam edileceği de kimsenin umurunda olmadı! İskemleler arkadaşlara Allahın bir lûtfu olarak verilmişti ve kaydı hayat şartıyla iktidarda kalacaklardı, oysuz, moysuz…

Dördüncü ciddi hata: MYK ne başarısız bakanları ne de başarısız bürokratları görevden alamadı! Aldık almasına ama başbakan hiçbirini uygulamadı ve biz de geçen gün MYK'da yüzüne karşı kendisine de söylediğim gibi, " o zaman seni başbakanlıktan alıyoruz" diyemedik!

Diyebilir miydik? Hayır! Çünkü başkan sadece kurultaya karşı sorumludur! ve moral olarak da şimdi ekşinin altında bana "yumruğunu masaya vursaydın" diyenler, bir zamanlar rahmetli Özker Özgür'e karşı yumruğu masaya vurduğumda, güçlünün arkasına geçip, anamın ağlatılması esnasında, kafama birer yumruk da onlar atmışlardı… Öyle masaya yumruk atmak, "at" diyenlerin samimiyetine güvenmeden yapılabilecek bir iş değildir ve o acı ilacı bir defa içtikten sonra bu konuda yeterli tecrübem vardı en azından.

Beşinci ciddi hata: İlk yıllarda, "katılımcılık" ile "iktidarı paylaşmanın" ayni şey olmadığını bir türlü anlatamadığımızdan, sendikalara teslim olduk; sonra da kavgaya tutuştuk. Çünkü her istediklerini yapmak mümkün değildi ama alıştırıldıydılar. Özellikle sendikacı kökenli milletvekili ve bakanlar tarafından… Ne zaman ki "yahu bir de durun" dendi, meydan muharebesi çıktı…

Altıncı ciddi hata: Bu hükümet neden kurulmuştu? Kıbrıs'ı barışa götürmek için! İlk üç yıl Papadopulos'la heba edildi! Amenna… Ama aslolan Kıbrıs'a barış getirmek olduğuna göre, asıl hedef o olduğuna göre, o hedefe varana kadar görev hükümette kalmak olduğuna göre, sizi destekleyen bütün taraflar ve hatta kendi üyelerinizle bile kavgaya tutuşmanın anlamı neydi? Üç-beş arkadaş bakan olur olmaz ortaya çıktı ki meğer bunlar İsmet Paşa'dan da mühim devlet adamları… Vergi salar, santral kurar, yol yapar, doğrusunu yapar; hükümetten de gidersek gideriz! Eh, şimdi de Talât'ın yanına umarım UBP Zorlu Töre'yi verir de kına yakarız… MYK'da on defa "arabayı atların önüne koyduk, bu mesele bitene kadar bırakın bu revizyon işlerini, gerisini zaten AB müktesebatı halledecek, çözüme fikse olalım" her dediğimde, bana "hizmet" dendi! Güzel hizmet ettik, aferin bize…

Ve seçim kampanyası: DP hiç miting yapmadan bizim yarımız kadar oy aldı! Kimseyi aşağılamak istemem ama benim gibilerin tuvalette yazabileceği reklam metinlerine ödediğimiz parayı buraya yazarsam, isyan çıkar… Barçın ile ben karşı çıktık yalnız! Kalabalık toplamakla oy toplamak, farklı işler… Mitinge karşı mıyım? Hayır! Ama Ferdi'nin o iki tv programı olmasaydı, daha da düşük oy alırdık, unutmayalım… Gürültü patırtı ile oy toplamak devrinin sona erdiğini de unutmayalım… Bundan sonra seçim kampanyalarını da ona göre yapmayı aklımızın bir köşesine yazalım…

Şimdi gemi batınca, yol gösteren çok olur durumuna düşmek istemem… Ne yapılmalıydı ya geçmeyeceğim. Ama bundan sonra ne yapılmalıdır'ı da yarın yazacam…

Ama bu "başarısızlık"ı, kimse başkana, MYK'ya, Bakanlara, miletvekillerine, örgütlere yüklemeye kalkmasın! Hepimizi hep beraber, kellemizdeki zihniyetle suçluyuz onu değiştirmeliyiz… Bu öyle yaşla, cinsiyetle, şunla bunla değil; kelle ile ilgili bir sorun!

Yoksa bu globalizm çağında kâh Leninci, kâh Stalinci, kâh sosyal demokrat, kâh liberal, kâh yeşilci bir parti olamaz… Olmaya kalkarsa, dağılır gider… Aklımızı başımıza toplayalım…

Volkan'ı bir tarafa bırakın… O zaten beceremediği manipülasyon girişimlerini bildiği gibi yapsın! Bu yazılanlara üç yıl sonra karşı çıkacak bir Allahın kulu varsa, "hayır öyle olmadıydı" diyebilecek biri varsa, buyurun… Bazıları karnından konuşmayı bıraksın… Bu oyunları ben otuz yıldır göğüsleyerek yürüyorum…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.