Boş yazı

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.51

7.66

$

6.75

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Boş yazı

Bugün, siyaset yazmamak kararındayım… Böyle günlerde beni kurtaran iki konu vardır, diye yazarken, aklıma bir konu daha geldi, buyurun: Bir gün, yüksek bir makamda bambaşka bir konu konuşurken, adamın biri dedi ki: " Ben senin yazılarını, beğenmem…

Kendinden bahsediyorsun!" Ben de o herifi hiç beğenmem ama mesele bu değil… Bir okurun, bir yazarı beğenmeme hakkı elbette ki vardır… Gerekçesinin ne olduğu, hiç önemli değildir. Haklı ya da haksız olduğunun da hiçbir önemi yoktur. "Beğenmiyorum arkadaş!" O kadar…

Bence her okurun bu hakkı vardır… Ancak, yazarın da kendini ifade etmek hakkı, ayni oranda, yazara aittir… "Kendinden bahsediyorsun…" Buraya takıldım… Edebiyatta, çeşitli yazı türleri vardır. Roman, hikâye, makale, deneme, anı, fıkra v.s. Bunlardan biri de sohbettir… Sohbet, adı üstünde karşınızdaki biriyle konuşuyormuşsunuz gibi yazılır. Yani bir siz varsınız, bir de karşınızda oturan birisi… Ve siz, ona bir şey anlatırmış gibi yazarsınız. Benim köşe yazılarımda seçtiğim yazın türü de sohbettir. Bu konuyu uzun köşe yazarlığı hayatım süresince birkaç defa kaleme almak zorunda kaldım. Megaloman ya da narsist olduğumdan değil, seçtiğim yazın türünden dolayı, yazılarımda "ben" demek zorunda kalıyorum. Çoğu okur da bu "sohbet" tarzından hoşlanıyor… Beri yandan, bizdeki bu "ben" deme korkusunun üzerinde de durmalıyız… Neden mi? Şundan: Bırakın şimdi içinde yaşadığımız post-modern dünyayı, modernleşme çağının bile gereği, bireyin özgürleşmesi, kulların "birey" olabilmesi idi… Fransız İhtilâli'nin amaçlarından biri idi bu… Ulus, özgür bireylerin, gönüllü birliği idi… Biz, bireyleşemedik… Kafada, zihniyette bireyleşemeyince de özgün hiçbir halt üretemedik… Zakkum yaprağını kaynatıp hastalarını zehirleyen heriflerin Nobel kazanacağını sanmamızın nedeni de budur.

Tarihimizin başından taa Osmanlı'ya kadar, bizde böyle bir gelenek oluşmadı. Asya günlerimizde, sözden çıkmanın cezası, kabileden atılma idi ki bu bozkırda ölüp gitmekten başka bir anlama gelmezdi. Osmanlı'da ise, buna Selçuklu'yu katabiliriz ki bin yılı aşkın bir zaman yapar; bir tek birey vardı: Padişah… Gerisi onun kulları, memleket de onun mülkü idi… Ve yalnız o "ben" diyebilirdi… Ondan gayrısının "ben" demesi, padişaha yapılmış bir hakaretti… Osmanlı eliti, kendinden bahsederken, "bendeniz" der…

Yâni, kulunuz… Eşinden de "cariyeniz" diye bahseder… Yâni, dişi kulunuz… İşte bundan dolayı, bizde ne birey vardır, ne bireysel üretim ne de fikir üretimi… Adam kanat takmış uçmuş, neden uçtun diye, kellesi alınmıştır. Uçağı nasıl sen icat edeceksin o zaman? Düşünme ve düşündüğünü söyleme, bizde devlet eliyle değil, aslına bakarsanız, zihniyetimiz tarafından yasaklanmıştır. Tımarhane kapısına "düşünen adam" heykeli koyarız… Kim filozof olmaya sıvanacak, toplumdan dışlanmayı göze almadan?!

Dünyada pozitivizm aşılalı belki de elli yıl olduğu halde, biz güya devrimcilik yaptığımızı sanarak, her şeyi "bilimsel" yapacağımızı öne süreriz… Hangi babayiğit kalkıp da "Bilim de yanılır be baylar, saçmalamayın!"diyecek?

Birey olmakla, bireyci olmayı birbirinden ayırmak, çok zor değil ama böyle bir ortamda "sohbet" yazarsanız, arada sırada biri kalkar, size "sen kendinden bahsediyorsun" der…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.