Ahbap hatırı için siyaset

loading
3 Haziran, Çarşamba
£

8.51

7.58

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Ahbap hatırı için siyaset

Tarihi iki taraflı okumak gibi bir merakım vardır. Karşılıklı okumak, gerçeğe daha çok yaklaşmanıza neden olur. Tarihle ciddi biçimde ilgilenen herkes, "objektif tarih" diye bir şey olmadığını bilir! "Tarihi değil, tarihçiyi inceleyin" deyişi de bunun için söylenmiştir.


Bir yılı aşıyor, kitapçı raflarında, Feylesof Rıza Tevfik'in anılarını görüp, almıştım! Rıza Tevfik, Türk tarihinin ilginç kişiliklerinden biridir. Anlatmakla bitmez… Ama en önemli özelliği, Sevres Muahedesi'ni imzalayan heyetin üyesi olmasıdır! Oysa Meşrutiyet'in ilân edildiği gün, bu kendiliğinden durumdan vazife çıkarmış, Selim Sırrı Tarcan ile sokağa fırlayıp, İstanbul'un güvenliğini sağlama görevini, "deruhte etmiş"tir! Tabii sonradan İttihat Terakki'ye karşı propaganda yapmak amacı ile Gümülcine'ye gidip, "alâ" bir dayak yiyerek, kafayı kırdırmış olarak İstanbul'a "avdet" etmesi de bir başka güzelliktir!


Feylesof'un bakış açısını algılamadan, neden gidip de o anlaşmayı imza ettiğini kavramak, mümkün değildir çünkü adam bir yandan da Turancı'dır. Kendine bakarsanız, İsmail Gaspıralı ile Akçura, kendisinden feyiz almışlardır! Öte yandan, ikide bir: "Ben Arnavut olmakla" diye, aslının Türk olmaması ile âdeta övünür… Beri yandan kendisinin "Materyalist" olduğunu ileri sürer… Ama gidip Kâbe'nin içini Zemzem Suyu ile yıkamış olmakla, cenneti garanti ettiğini de ima eder…


Rıza Tevfik'in kişiliğinde yer bulan bunca çelişkiyi bir arada savunabilme yeteneğini, hiç kimse anlayamadığından, kendisi bir Mustafa Kemal hayranı olduğunu ve onu Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na (Damat Ferit Hükümeti'ne Bakan) önerdiğini anlattır. Niyeti halisane olmalı, çünkü kendisi de o kabinede bakandır! Muhatabı herhalde onu anlayamadığından, TBMM orduları İstanbul'a girince, hazret Türkiye'den kaçmak zorunda kalmış ve daha sonra da meşhur 150'likler listesinin köşe taşlarından biri olarak, vatana ihanetle suçlanmıştır! "Hiyanet-i vatananiyye"!


Tabi huylu huyundan vazgeçmez! İstanbul'da barınamayınca, o da gitti; Ürdün Hükümeti'nde Sağlık Bakanı oldu… Adam, fıtrattan Bakan… Memleket mühim değil! Nerde olsa, o bakanlığını yapar! İyilik yap, denize at… Balık bilmezse, hâlik bilir…


Elbette bütün bunlardan, Rıza Tevfik'in önemsiz bir adam olduğu anlamı, çıkmaz! Arada bir politik yol ayırımlarında yanlış tarafa sapmış olsa da tanıklıkları, kişisel dostlukları, hayatı boyu kurduğu ilişkiler, hem kendini ve hem de "hatırat"ını, değerli kılıyor! Hiçbir şey olmasa, kullandığı 19.yy sonları İstanbul Türkçesi'ne hakimiyeti, ona değerli bir "edip" payesi vermeye yeter de artar!


Feylesof, (halkın ona verdiği ünvandır bu) Kurtuluş Savaşı ve öncesini, bizim bildiğimizden farklı bir açıdan, Damat Ferit Paşa çevresinden, Sultan Vahidettin'in yanından anlatıyor! Zaten hiç hazzetmediği "embesil" dediği Damat Ferit Paşa ile ilişkisini de ahbabı olan padişahı kırmamak için sürdürmüş! "Embesil" kendini de heyete koyunca, "ayıp olmasın" diye reddetmemiş ve gidip hiçbir dahli olmayan o anlaşmanın altına adının yazılmasına da gene "terbiyesinden" itiraz edememiş!


Böyle diyor!


Olur mu? Olmaz mı? Vallahi siyasette olabileceğini teslim edecek kadar bulundum… Ahbap hatırı için bazen çiğ tavuk yenilir, bazen da böyle haltlar işlenir… Olabilir…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.