Bahar

loading
3 Ağustos, Pazartesi
£

9.14

8.22

$

6.98

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bahar

"From the Halls of Montezuma

to the Shores of Tripoli
We fight our country's battles
On the land as on the sea…"

Amerikan deniz piyadelerinin marşının ilk dörtlüğü yukarıdadır… "Montezuma' nın dehlizlerinden, Trablus'un kıyılarına kadar / Ülkemizin savaşlarında vuruştuk/ Denizde olduğu gibi, karada da…" diye başlar ve gider "marine"lerin marşı! Trablus'un kıyılarına kadar…

Çünkü, ABD daha kurulurken, Libya ile başı belâda idi… O zamanlar Osmanlı yönetiminde olan ve Batı Ocakları diye anılan Libya/Tunus ve Cezayir'e bağlı gemiler, Atlantik Okyanusu'na çıkıyorlar ve ABD ile Avrupa arasındaki ticareti engelliyor, bazı gemileri soyuyor, bazılarını da esir alıyorlardı. Zamanında, bu işi çözmdekle görevlendirilen ABD diplomatları, sonradan Başkan da olan Thomas Jeferson ve ünlü Benjamin Franklin'dir! Bunlar Cezayir Dayısı ( valinin ünvanı buydu: Dayı!) ile görüşmek üzere Trablus'a gelmişler ve hayli uzun süren bir maceradan sonra, padişahın onaylaması üzerine, Osmanlı, okyanustaki Amerikan gemilerinin güvenliğini sağlamak üzere, ABD'yi yıllık bir vergiye bağlamıştır! Bu anlaşmadan sonra Dayı, ABD'ye gidip diplomatik bir ziyaret gerçekleştirmiştir!

Milli marşlarında Trablus'un adının geçmesinin nedeni bu! Ama aynı marş, bugünkü dünya devinin, daha kurulurken, Libya ile ilgili olduğunun da göstergesi! Kaddafi zamanında Sirte Körfezi krizi çıkıp da "ABD'nin ne işi var burada" denildiğinde, baba Bush idi galiba, bu marşı örnek göstererek, güvenliklerinin, Trablus kıyılarında başladığını söylediydi! Tabii o zamanlar, Trablus'da 12 bin "Kul" yâni doğrudan Türk asker yaşamaktaymış! Zaten Dayı'nın adı, kim olduğunu ele veriyor: Karamanlı Yusuf Paşa… "Kuloğlu" yani bu askerlerden doğma çocukların seferde çıkardığı asker sayısı da 60 bin imiş… Belâyı çıkaranın kim olduğu böylece açıklık kazanıyor ama diyeceğim o değil! ABD'nin Libya'daki çıkarlarının tarihi kadar eski olduğunu anlatmaya çalışıyorum…

Bunlar Kaddafi'yi yeme operasyonunun adını Arap Baharı koyduklarında ve hedefi de "Batı Demokrasisi" diye açıkladıklarında, bu sütunda, "Hade yahu!" anlamına gelen bir yazı yazdıydım! Kabileler halinde yaşayan, yüz bin tane ayrılık noktası icat edip, bir ulus bile oluşturamamış bir Arap toplumunda, "batı tipi demokrasi"? Yemeyin bizi… Libya'daki Bahar, muhaliflerin iktidarı ele geçirince "İslâmi Kurallara dönüleceğini" açıklamaları ile "batı demokrasisi" iddiasının, mayna olmasına neden oldu ama görmezden gelindi! Eski lider Muammer Kaddafi'nin kanlı canlı yakalanıp, kafasına vurula vurula, bir yandan da filme çekilerek, medyatik bir biçimde katledilmesi de demokrasi iddiasının fos çıkmasına neden olduydu! Adamı döverek öldüren çapulcu, bir yandan ayakkabılarını çalarken, öte yandan da "Allah-ü Akbeeeerr" diye bağıra bağıra, aslında anladığı İslâm'ın da birazcık çöl tipi, kabile usulü olduğunu ilan etmişti ama mesele değildi… O kadarcık kusur, değil kızı, kadının kendisinde de olsa, yutulacaktı artık!

Geçen gün de bir filme kızmışlar, gidip ABD'nin elçisine kıydılar! Hükümetleri, özür diledi!

Bu bahar, güzel bir bahar yalnız biraz sıcak! Kafası kızan, istediğini yakar! Ne demokrasiymiş ya? "Çıkarım var, elçiyi bile feda ederim" deseler, olmaz … Bir şey uydurmak, Allahın emri…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.