Çözüm kültürü...

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.45

7.56

$

6.74

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Çözüm kültürü...

26 Aralık 2006 günü, İstanbul'da yaşayan Kıbrıslıtürkler'in kurduğu KIBES; Tünel'deki Richmond Oteli'nde, bir toplantı düzenlemişti. Kıbrıs, Londra, Atina, Berlin ve İstanbul'dan çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin katıldığı bu toplantıda, sivil toplum örgütleri, adada geciken çözümle ilgili kaygılarını sergilemişti. CTP heyeti içinde benim de katıldığım bu toplantının ikinci günü söz alarak, aşağıya özetini aldığım konuşmayı yaptıydım:

"Bu toplantıyı düzenleyenlerin kaygılarına katılmamak elde değil. Gerçekten de referandum sonrasında, toplumlar arasındaki sıcaklık, eski yüksekliğini korumadığı gibi, her iki tarafta da ulusçu düşünceler, eskiye oranla giderek güçleniyor ve eğer biz bu masanın etrafında toplananlar buna izin verirsek, en sonunda bu süreç adamızın kalıcı olarak bölünmesi tehlikesini, taşıyor.

Kıbrıs Sorunu bugün halâ devam ediyorsa, bunda belki de barış güçlerinin de sorumluluğu vardır. Kendi toplumlarımız içinde, içe kapanık, kendimizden başkasının sesinin duyulmasına fırsat vermeyen bir yöntemle barış mücadelesi yapacağımıza, harcadığımız emek kadarını, karşı tarafı da anlamaya, onun sesini de duymaya harcasaydık belki de bugünkü durumda olmaya bilir, halâ Kıbrıs'a nasıl bir barış getirebileceğimizi tartışıyor, olmazdık...

Bugüne kadar devam ettirdiğimiz yöntem sonucunda, bulunduğumuz yer nedir? Sorunun ne olduğu konusunda bile hemfikir değiliz. Biz, "bu ulusal sorundur" diyoruz; siz bir "işgal sorunu" olduğunu ileri sürüyorsunuz. Çözüm konusunda da Türk tarafında bir azınlık iki ayrı devletten, Rum tarafında bir azınlık, Elen karakterli bir üniter devletten bahsediyor, barış güçleri arasında herkes federasyon diyor, ama içeriğine gelince görülüyor ki Kıbrıslırumlar bundan başka bir şey; Kıbrıslıtürkler ise başka bir şey anlıyorlar…

Bu tartışmada, terminolojiye saplanmamalıyız. Ben başka görüşler de olduğunu bile bile ve onları da dinlemeye hazır olarak, "iki halk" derim. Bir başkası "tek halk" der… İtham etmeden, oturup dinlemeden, tartışmadan, kimse görüşünü dayatmamalıdır. Ortak bir payda bulmanın başka yolu, yoktur. "İki halk, bölünmeye yarar" denilebilir ama ona karşı," Tek halk iddiası da etnik hegomonyacılığa varabilir" yanıtı verilebilir… Dayatarak fikir birliği olabilir mi? …

Sözünü ettiğim yeni anlayışı, birinin yaratıp, bize dayatması gerekmez. Zaten hiçbir dayatmanın, yaşam şansı, yoktur. Bunu biz, hep birlikte yaratabiliriz. Ülkemizde, çözümsüzlüğün karşılıklı iki politikası; vardır… Çözümsüzlüğün, iki taraflı kültürü de vardır! Ama çözümün, politikası olmasına karşın, ortak bir kültürü; yoktur… Antonio Gramsci, … statüko'yu ikiye ayırır: a) Politik Hegomonya; b) Sivil Hegomonya…

Politik Hegomonya, statükonun zor kullanan güçleridir. Polis, asker, mahkemeler, hukuk v.s. Sivil Hegomonya ise müesses nizamın zor kullanmadan, halkı kendi haklılığına ve güç kullanma tekelinin meşru olduğuna ikna eden, kültürel hegomonya'dır. Din, eğitim sistemi, sanatlar, kültürel faaliyetler v.b. Gramsci,… Batı Avrupa'da, bu iki ayrı hegomonya'ya karşıt; ilericilerin hem politik ve hem de sivil alanda alternatif kendi hegomonyalarını üretip, geniş halk kitlelerini ikna etmeden hedefe varamayacaklarını, ileri sürer… Çözümsüzlük kültürüne karşı alternatif bir ortak çözüm kültürü yaratamazsak, adamızın kalıcı bir biçimde bölündüğüne, tanık olabiliriz…

Sözüm bitince, Rum hükümet partisinin temsilcisi, "Şok olduğunu" söylediydi! Şimdi olanlara bakıp, ben şok dahi olamıyorum!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.