HEP ARKADAN GELENLER II

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

HEP ARKADAN GELENLER II


Mustafa Kemal, 10 Kasım 1938'de ölür. Ulus ve ulus devlete inanmış tek Osmanlı paşası! Arkasından, onun ikinci adamı diye bilinen İnönü, onun yerine geçer. Ve hayatta kalmış bütün Mustafa Kemal muhaliflerinin itibarını iade etmek bir yana, o yukarıda adını andığımız bütün cumhuriyet muhaliflerini, meclise doldurur. Sözde, tarihle, kadrolarla barışılmaktadır. Ya da, "ulusal birlik" sağlanmaktadır. Aslında İsmet Paşa, son yıllarında karşı çıktığı, çevresinden uzaklaştığı Mustafa Kemal'in geride kalan kadrolarına karşı, kendi kadrosunu, elde kalanlarla oluşturmaktadır. Onbeş sene önce cumhuriyete, hilafetin kaldırılmasına, hanedanın ilgasına karşı çıkanlardan biri, meclis başkanı bile olur! Ulus devlet, kendilerine zorla, 1926 idamları ile dayatılanlar, "ulus devlet"in başına geçerler!

Eski saraylılar, enderun mensupları, Osmanlı "münevveranı" yeni cumhuriyetin yöneticileridirler artık! Tek devrimci ölmüş, altıyüz yıllık zihniyet, iktidara geri gelmiştir. "Milli Şef" devri budur! İnönü kendi adına para basar, Osmanlı sultanları gibi... "Kutsal devlet", imparatorluk zihniyeti ile "ulus devlet"e tahvil edilir ve bir defa daha, "müesses nizam"ın, "nizam-ı âlem" olduğu ileri sürülmeye başlanır. Nokta değişirse, dünya batacaktır! Ne ulusun, ne de ulusçuluğun, ne de ulus devletin özünü, anlamını, içeriğini ve felsefesini benimseyerek, anlayarak, öğrenerek değil de zorla, sehpa tehdidi ile kabullenen bu çevrenin, var olduğunu ileri sürdüğü anlayış da bir anlayış değil, bir şablondur! Güya kutsal kitap siyasetten çıkarılır ama yerine "NUTUK" konur! Padişahlık kurumu, Atatürk Kültü ile idame ettirilir! Eski tabuların yerine, yenileri icad edilir! Bir tek kudsiyette değişiklik gerekli görülmez: DEVLET! O her zaman kutsaldır ve kutsal kalmalıdır! 600 yıldır devam eden ve 300 yıldan beridir de ortadan kaldırılmasına uğraşılan nizam-ı alem zihniyeti, ana saplantılarının adı değiştirilerek, yeniden iktidara gelir! GARDROP ATATÜRKÇÜLÜĞÜ!


Mustafa Kemal, bunların yaptıkları propaganda ile "sterilleştirilir"! Kendileri ona değil; onu kendilerine benzetirler! Mütareke İstanbul'unun sosyete salonlarının bu en büyük kazanovası, dünya güzeli yüzlü genç paşa, utanılmasa namazında- niyazında, mazbut bir adam diye takdim edilecektir. Alkol alışkanlığı yüzünden sirozdan ölen adamın, akşam sofralarında içmediği, sadece sohbet ettiğini ileri süren, "resmi akademisyenler" türetilir! Meclis'te defalarca "J.J Rousseu okuyun efendiler" diye konuşma yapan adamın, "egemenliğin paylaşılmazlığı " kuralını ileri süren ilk kişi olduğı iddia edilir! Olur olmaz heryere, ruhsuz bir adet "büst"ü dikilerek, ruhundan soyutlanır! Olur olmaz her konuda, bir "özdeyiş" söylediği varsayılarak, söylemediği şeyler de uydurularak, ciddiyeti zedelenilir! Ve Osmanlı'nın bu tek gerçek devrimcisinin, kişiliği, ruhu, düşünceleri, eylemleri ya da hedefledikleri değil ama "kuru" adı etrafında, yeni "Nizam-ı Âlem" belirlenir! Tekrar içe kapanılır, onun cumhuriyetinin ilk yıllarındaki gibi aktif, girişimci, liderlik yapan dış politikasının yerine, Osmanlı'nın son üçyüz yılındaki gibi dünya dengelerini birbirine karşı kullanarak, statükoyu koruma ve bunun devamından azami çıkar sağlama politikasına dönülür... Onun dünyayı anlama ve gerekirse önüne geçme politikası, (Balkan Paktı, Sovyetler Birliği'nin nasıl dağılacağını yetmiş yıl önceden görmesi ve General Mc Arthur'a yaklaşan ll. Dünya Savaşı ile ilgili olarak yaptığı gelecek projeksiyonu bunun kanıtlarıdırlar); tam tersine dönüp, kapalı sınırlar ardında dünyadan kopup, kendi sesinin yankısından mutlu olup, dünyayı ve yaşamı sürekli olarak ıskalayarak, Çetin Altan'ın deyimi ile "Türk'e Türk propagandası" yapmaya, dönüştürülür!


Ve eşyanın tabiatına uygun olarak, Osmanlı'nın eski; cumhuriyetin yeni "bürokratları", o "yalnız devrimci"nin ölümünden sonra, imparatorluklarının son üçyüz yılında ne yaptılarsa, onu yapmaya başlarlar:


Nizam-ı Âlem'i değişmez ve kutsal ilan edip, dünyada olanları anlayamamak ve sürekli olarak geç kalmak! Bu zaafı da içeride boş övünme ile bir projeksiyona çevirip; iktidarı, devletin sahipliğini ve bunun sağladığı avantajları, elden hiç bırakmamak!


Geçen yazıda, dünyada imparatorluklar yıkılırken, imparatorluk diye tutturup; ulus devlete zorla biat ettirildiğini gördüğümüz bu egemen düşünce biçimi; bu kez de bunu "Nizam-ı Âlem" haline getirince, yeniden geç kalmanın sarmalına düşer.


Ünlü "hatip", Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in yanıbaşında durup, örneğin "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir..." emrinin metnini kaleme almış, ünlü ve "büyük" Türkçü Hamdullah Suphi, 1945'te Derviş Manizade'ye, "Bizim Misak-ı Milli dışındaki adalarla ilgimiz yoktur" der! 1948'de ünlü Ahmet Emin Yalman, "Eğer İngiltere ada üzerindeki mesuliyetlerine devam etmek istiyorsa, bizim tabii siyasetimiz, İngiltere'yi desteklemektir" diye yazar! 1950'de Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, hem de mecliste "Bizim Kıbrıs diye bir meselemöiz yoktur... İngiltere'nin Kıbrıs'ı başka bir devlete devretmek niyeti ve eğiliminde olmadığına dair, kanaatimiz tamdır!" der... (Ne kanaatmiş ama beş sene sonra olacakları göremeyen bir vizyon!) Sadece dört yıl sonra, Menderes, Sadak'ın "kanaati"ni terketmiş olmalı ki, Cihat Baban'a "adanın tümünü alacağını" söyler! Ayni yıl İsmet İnönü, "Adanın statüsünün devamından yanayız" diye demeç verir! 1955'te Yunan Dışişleri Bakanı Averoff, TC'nin Atina büyükelçisi Settar İlksel'e "adayı taksim edelim" der! Menderes, o yılın Ağustos'unda Londra'da Kıbrıs'ı görüşmek üzere toplanan konferansa gitmekte olan Türk heyetine verdiği söylevle, Yunanistan'ı yanıtlar:" Bir vatan, terzinin önündeki kumaş parçası gibi neresinden istersen kesilecek bir kumaş parçaso değildir!" üstat, tümünü istemektedir! 1956'nın Aralık ayında da TBMM kürsüsünde, ayni Menderes "ulusal davanın hedefini" ilân eder: Taksim!


Kıbrıslı Türk aydınlar, 1895'te olduğu gibi 1950/60 arasında da hep önde giderler... Kâh Manizade, Karagil ekibi; kâh Kaymak, Berberoğlu, Dr.Küçük ekibi, kâh en sonunda Küçük/Denktaş ekibi; bütün o yıllar boyunca yolları eskiterek; kurulu düzeni nizam-ı alem sanıp, hiç değişmeyeceğini umarak, hatta değişmemesine dualar ederek, kendi sesinin yankısı ile siyaset yapan bu ekibe, dünya gerçeklerini, ll. Dünya Savaşı sonrası sömürgeciliğin yıkılmakta olduğunu, Kıbrıs'ın da bu arada, elden gideceğini anlatmaya çalışırlar! Onlar, geriden gelmeyi sürdürürler! Taa ki, 1963 Aralığı'na kadar! (Bu arada, öne geçmeye kalkan Zorlu'yu da bin türlü suçlama ile idam ederek!) Hatta 1974 Temmuz'una kadar, bu geriden gelme sürdürülür!


Temmuz/Ağustos 1974'te, fiili bir durum ve yeni bir statüko doğar!


Ve bu çevre, bu imparatorluğa çakılıp, ulus devleti zorla kabullenmiş; ll. Dünya Savaşı sonrasını, l.Dünya Savaşı sonrasının koşulları ile karıştırarak anlayamamış, sömürgeciliğin bittiğini göremeyip, Cezayir kurtuluş savaşına karşı çıkarak BM'de hep o ayıbı taşımış; Orta Doğu'yu anlayamayıp İsrail'i ilk tanıyanlar arasına katılıp, bütün Arapları karşısına almış; Kıbrıs'ta da İngiliz "yahu sen ne karışmıyorsun bu işe?" diyene kadar, "ada İngiliz'e kalmalıdır" politikası gütmüş bu çevre, şimdi de Mümtaz Soysal'ı, Onur Öymen'i (sahi o neden MHP'de değil?), Deniz Baykal'ı; medyadaki ve hariciyedeki uzantıları ile, yeni yepyeni "nizam-ı âlem"lerini, savunuyorlar! Gene geride kaldılar, 1895'te olduğu gibi... Ve Kıbrıslı Türk aydınlar, yine 1911'de Müsevvitzade Osman Cemal Efendi'nin yaptığını yapıyorlar...


"Dünya değişiyor efendileeeer... Gelin hep beraber bu yeni dünyada yerimizi alalım" diye bağırıyorlar..."Başımıza musallat ettiğiniz yöneticilerimiz, size hoş görünecekler diye, bu milleti rezil edecekleeeeeer... Açın gözünüzü" diye, çırpınıyorlar...


Hep geriden geldiler...Ve tarih onları hep haksız çıkardı...


banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.