Bu ada sizi kovalıyor

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.51

7.66

$

6.75

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu ada sizi kovalıyor

Bu adada bir iksir olduğunu biliyorsunuz… Nereye gitseniz, sizi kovalar…

Afrodit midir bu genlerimize işleyen, Omorfo Körfezinde doğup, Salamis'e kadar her yaz gecesi, bütün Mesarya'yı yalayan o meltem midir? Adonis midir, her gün denizden gelen esinti mi, her akşam Trodos Dağları'ndan bütün adaya yayılan o tarifsiz, kekik, şinya, çam kokusu mudur? Yoksa her birbirimizi kesmeye durduğumuzda, "top sesleri ile üzüntüden ağlar gibi yapraklarını döken meşe ağaçları" mı?

Bu adada bir şey var… Hepimiz, tüm Kıbrıslılar biliyoruz… Bir sihir, bir afsun…

Uzak denizlerin kıyılarında, puslu sabahlara bakarken; gözünüze bu ada görünür! Uzak kıtaların ortasından gelmiş, bambaşka bir dili genizden konuşan bir kadın; kollarınızdayken, sesi bu adanın serçelerinin, cıvıldaşmasını hatırlatır! Çok uzak diyarların, ölgün sabah güneşi birkaç dakikalığına göründüğünde, sizi adanın parlak güneşinin yaktığını sanırsınız… Her nerde bir zeytin ağacı görseniz, altında kalbinizi yakan bir kadın bulup, aşkınızı ilân etmek istersiniz…

Zenon olur, bütün bir ilkçağ dünyasını etkileyen düşünceler geliştirirsiniz… Ada peşinizdedir… "Kıbrıslı" Zenon! "Küçük Fenikeli"… Kendi alanınızda dünyanın bir numarası olursunuz, sizi Nobel ödüllerine aday gösterirler ama her yaz, küçük oğlunuz ensenize oturmuş; Sarayönü'nde yürümeden duramazsınız! Toprağı öpersiniz… Uzay şairi olursunuz, ama ölmeye ille de Girne'ye geleceksiniz… Elli yıl gitmemiş de olsanız, ada yakanıza yapışmıştır… Kimi şeyler "betinize gitmektedir"! Böyle yazarsınız… Yabancı bir dili konuşarak da yaşasanız otuz yıl, entonasyonunuzdadır bu ada…

Yoksa kekre şarabı mı Limasol'un, Baf'ın… Dionisos'un lâneti mi?

Soğuk salonlarında bir sarayın, bir kraliçenin sofrasında; uzak dağların arkasındaki bir sarayının balo salonunda, sizle hiç ilgili olmadığını sandığınız bir yerel türkünün, akıttığı gözyaşlarınızda, bu adanın olduğunu hissedersiniz! Uluslar arası bir konferansın hitabet kürsüsünde, peşinizdedir…

Soğuk bir kuzey ülkesinin, ılık hastane yatağında, kalbiniz size ihanet etmiş ölümü beklerken, fırsat bulup da her soluk aldığınızda, dışarıda doğan güne bakıp, bu adanın kokusunu koklarsınız!

Otu dikeni mi? Yanık kokulu keklikleri mi? Deli deli uçan üveyikleri mi? Bir fırtınanın ortasında Akdeniz'i geçmiş, karaya ulaştığında tir tir titreyen sığırcıkları mı, yoksa ellisi yüzü birden, turşuya konulan "selva kuşları" mı? Baharat kokulu, ağır kalçalı esmer kadınları mı yoksa?

Bu ada insanın peşinden geliyor…

Büyü müdür, afsun mu? Yoksa daha doğarken her birimize içirilen, esrarengiz bir iksir mi?

Akşamüzerleri, içinde Apollon'nun altın arabasının fırıl fırıl döndüğünü bildiğiniz, akşam güneşinin kızıla boyadığı bulutlar mıdır?

Adını bakıra veren kınalı toprak mı? Acı acı kokan dağlardaki, ovalardaki, bahçelerdeki yabani kereviz mi? Tozu dumana katarak, arabanızın camlarını kapatmanıza neden olan o küçücük rüzgârlar mı? Ovaları tozutan o küçücük hortumcuklar mı?

Meltemde sallanan dallarda, denizden yükselen buğuda, akşam üzerleri her taraftan gelen zeytin yağı kokusunda… Bir şey var!

Her nere gitseniz, her nereyi seçseniz, her nerede yaşasanız, sizi kovalıyor! Ta ki kırmızı toprağına karışana kadar…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.