Kutsiyet ve Siyaset

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.57

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kutsiyet ve Siyaset

Siyasetin başladığı yer olan Mezopotamya'da, Neolitik Barbarlığın üst aşamasında, toplumu kutsallığın sözcüsü, yani Rahip, yönetir. İlk yöneticiler, iktidarın ilk sahipleri, hekimler, sihirbazlar, büyücüler yani insanı doğal güçlerden koruma yeteneği bulunanlar olup, o toplumsal düzeyin doğal bir sonucu olarak bu faaliyetlerinde gereken gücü, KUTSALLIK' TAN alırlar.

Ama siyaset, bu dayanağını elden bırakmayı, binlerce yıldır hiç düşünmedi. Durkheim, bunu anlatırken, "toplum… biz diye yarattığı bir kutsallık etrafında örgütlenmiştir." diye yazar.

Mikhail Bakunin, Anarşizm'in babası, "Devlet güçtür ve her şeyden önce güç kullanım hakkıdır ... (ama NB) insan öyle bir varlıktır ki, tüfek uzun vadede yetersiz kalır. Onun saygısını da kazanmak için, ne türden olursa olsun ahlâki bir yaptırım da gereklidir... Öyle ki kitleler devletin yaptırım gücü karşısında boyun eğdikten sonra, ahlâki olarak, onun bunu yapmaya hakkı olduğunu da teslim etsinler." der.[1] Lenin de ünlü Devlet ve İhtilâl'inde, şöyle yazar: " Filozofların kafasında, devlet 'düşünün gerçekleşmesi' ya da Tanrı'nın dünya üzerindeki egemenliğinin, felsefe diline aktarılmış biçimidir... Tanrısal adaletin gerçekleştiği ya da gerçekleşmesi gereken alandır. Devlete ve devletle ilgili her şeye karşı beslenen o boş dindarca saygı, bu anlayıştan doğar."[2] Max Weber, "Egemenlik sürekliliğini sağlamak üzere, kendini hiç bir zaman yalnızca maddi, duygusal, ya da ülküsel duygulara seslenmekle sınırlamaz. Bunlara ek olarak, kendi 'yasallığı' konusunda, bir inanç oluşturup geliştirmeye çalışır" demektedir.[3] Hobbes, "devlete itaat, Tanrı'ya itaattir ve boyun eğmek, tapınmaktır" diye yazmaktadır.[4] Lévy ise Batı'nın iktidarı tanrısallığın aynasında yansıtmaktan hiç vazgeçmediğini, bugüne kadar geleneksel dinsel bağdan daha iyi bir sosyal bağ bulamadığını, siyasetin dinin bir yüzünden başka bir şey olamayacağını ve hiç olmadığını söyler.[5]

Althusser'in "İdeolojik Aygıt", Gramsci'nin "Egemen hegomanya" dedikleri de budur, aslına bakarsanız!

Régis Debray : "Siyasetin kaynağı mistiktir. Julien Benda bu yüzden 'devlet, parti, sınıf bugün açıkça Tanrıdırlar' demektedir!"[6] diye yazar! Kim olduğunu biliyorsunuz değil mi? Bolivya dağlarında Che'nin yoldaşı idi… Bunu yukarıdaki bütün "devlet" ifadelerine şamil kılınız!

Popper de yazar ki: "Daha Roma'da, Vox populi, vox dei derlerdi… " Yani, "halkın sesi, tanrının sesidir"! Kimisi, sınıfı, bazısı partiyi, hemen herkes devleti kutsar ama eski Romalılar, "halkı" da kutsarlarmış! Yerseniz!

Niyazi Berkes'e göre: "Kutsiyet alanının (yani ibadethanenin) dışında, hiçbir şey kutsal değildir!" Oysa, siyasette, herhangi bir siyasi olguyu, tartışmanın dışında tutmak üzere ona kutsiyet atfedip, karşıtlarını susturmaya çalışmak, tarih kadar eski bir sahtekârlık olup, etkinliğini sürdürmeye, devam ediyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.