Bu sabah...

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.58

$

6.81

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu sabah...

Bu sabah, Lefkoşa'ya baktım… Gönyeli tepelerindeki bir apartmanın doruğundan… Güneş henüz ufkun altında iken, baktım bu sabah Lefkoşa'ya…

Yakınlardaki Çember'den tek tük arabalar geçiyordu, ışıkları açık… Bulutlar, pembe şarap rengiydi… Tatlı… Gökyüzü, henüz açık mavi…

Baktığım yerden, sınır-mınır görünmüyordu… Şehrin üzerinde, tül bir örtü gibi uyku serliydi… Sessiz! Karanlık mıydı halâ, yoksa aydınlık ufuktan başlayarak dökülüverecek miydi üstüne? Henüz anlaşılmazdı…

Lefkoşa'ya baktım bu sabah…

Gökyüzünden Kutup Yıldızı çekileli, bir lâhza geçmişti belki de onu göremedim… Küçücük oğlum, yanımdaki kanepede sızmış, yatağına gitmeden! Üstünü dikkatle bir daha örttüm… Yarınki makaleyi yazacak, ölmüş bir dostun şiir kitabını yayına hazırlayacak, partide vereceğim seminerin notlarını gözden geçirecektim… Karga kahvaltısını etmeden…

Yeni keşfettiğim bir grubun müziğini koydum kulaklarıma, kahvemi aldım elime, sigaramı yaktım; balkona çıktım. Lefkoşa'ya baktım bu sabah… Kulaklarımda yapyabancı bir müzik, basın yürüyüşü, oynamak arzusu verirdi normal bir zamanda olsam ama bu sabah, hiç halim yok! Lefkoşa'ya baktım çünkü, sabahın bir yerinde, şehir henüz uykudayken…

İçerde uyuyan oğlum, gelecektir evet! Ya ben neyim? Hal mi geçmiş mi? Bu kendini pembe bir tülün ardında, tek tük yanan ışıklarla, arada bir geçen araba seslerinden öte sade bir sessizlikle bana gösteren şehrin karşısında, neyim ben? Bu, birilerinin "Orta Doğu'nun Şam'dan sonraki en güzel şehri" dediği şehirde, bir başka gezginin " İstanbul'dan sonra en güzel Türkçe'nin konuşulduğu kenttir" dediği beldede, neyim? Lefkoşa'ya baktım… Bu sabah… Sabahın en güzel anında…

İsak Komnen'i gördüm şehrin gölgelerinde, 1. Peter Lusignan'ı, Mortinengo'ları, de Nores'leri, Küçük Mehmet ile Kiprianos da var mıydılar? Yoksa bana mı öyle geldi? Gördüm ama… Çünkü, Lefkoşa'ya baktım bu sabah… Pembe bir yağmur yağıyordu üstüne bulutlardan…

Lafkoşa'ya baktım bu sabah… Henüz, masum bir bakire gibi sere serpe uykuda iken! En derin ahlâksızlığımla, hırsız gibi izledim onu! Gizli gizli… Benden haberi yoktu… Kendisini uykuda seyrettiğimden, hiç! Ne kadar ayıp! Lefkoşa'ya baktım…

Genç Abdal'ı gördüm… Kara Baba seslendi bana, Fenaromeni'nin çanları "merhaba" dediler sessizce… Surlar, ölümsüz bir şarkı fısıldadı kulaklarıma… Ayasofya'nın minareleri sanki de uykudan uyandılar sabahla beraber, Yediler cevap verdiler selâmıma… Lefkoşa'ya baktım…

Bu sabah, İsa'dan sonraki ikibin on ikinci yılın, son ayının, ilk gününde; daha bu takvim düşünülmeden üç bin sene önce de var olan şehre baktım… Lefkoşa'ya… Pembe bir tülle örtünmüş, uyuyordu…

Elmas bir gerdanlık gibiydi, dünyanın boynuna takılmış! Her şeyi unuttum… Oğlum hariç…

Lefkoşa'ya baktım… Bu sabah…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.