Niko Samson'un ruhuna o girie leison duası

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.40

7.55

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Niko Samson'un ruhuna o girie leison duası

Dün Facebook'ta bir grup liberal Kıbrıslı Rum aydınla, tutuştum! Bunlar, inadına "çözümcü" ! Yalnız ufak tefek bazı istemleri var! Şaşırmayın… Çözüm olsun, diyorlar… Kendi yurdumuza sahip çıkalım! Ama işte o "küçücük" ayrıntılar yok mu? Kabul etsek, bu gece yarısı mesele biter… Özetle sizle paylaşayım:

Önce hiç biri Nikos Samson'un "Kıbrıs Elen Cumhuriyeti" ilân ettiğini duymamış! Rum tv'sinde ben kendi kulaklarımla duydum! Birinden işitmedim… Sonra… Bir defa, Türkiye, buradan "ittirolup" gitmeliymiş! Ne hakkı var? Ona neymiş? Ne karışırmış! Ve sonra, Türkiye'den her kim geldiyse, o zaten bir dakika beklemeden, "ittirolmalı" imiş! Ahiren, herkesin malı malmış ve öyle coğrafi moğrafi, iki bölgeli bilmem ne gibi garagözlüklerle, kimsenin malına dönmesinin önüne geçilemezmiş! Benim Belçika, Südet, Polonya ve Almanya'dan verdiğim örnekler de mülk edinme hürriyeti önünde bir engel olamazmış! Daha daha sonra, Londra ve Zürih de elden geçirilmeli, memleketin azınlığının, çoğunluğunun kaderini etkilemesine izin verilmemeli imiş! Bu, demokrasiye aykırı imiş… Aslında, ayrı belediyeye, ayrı meclise, ayrı kurucu devletlere de gerek yokmuşmuş ama tarihsel sebeplerle bunlara, hade gözümüzü kapayalımmış! Ama bağımsız bir devletin garantörü olamayacağına göre, o 1960 İttifak Anlaşması da mülga edilmeliymiş! Almanya ile ABD arasındaki ilişkiyi ve Japonya Anayasası'nı General Mc Arthur'un yazdığını hatırlatmam, "benzer durumlar olmadığı için" dikkate alınamazmış! Oysa işte savaş çıkardın, yenildin daha nasıl benzesin?

Bütün bunlar olduktan sonra, neden ortak bir devlette hep birlikte, barış içinde yaşamayalımmış ki?

Vallahi doğru! Zaten o zaman kimsede itiraz edecek hal kalmaz!

Sonunda, bir tanesi, sanki masada oturan benmişim gibi lâfı evirdi, çevirdi başlangıçta "Dear Nazim" derken, "Nazim Bey" (Türkçe) demeye başladı… Tabii ben, terbiyemi muhafaza edip, sadece "Kirie Chirsto" demekle yetindim! Yoksa onun da kendi Osmanlılığına atıf yapıp, "Hristo Çorbacı" da diyebilirdim… Tartışılan grupta, bir hayli de aklı başında insan vardı. Onlar, bana hak vermekte idiler… Çünkü dediğim, "bu iddialaşma ile hiçbir şey olmadı, olmayacak! Gelin birlikte bir ortak söylem yaratalım"dan ibaretti…

Bu mükâlemenin ardından, gülmeye başladım! Aklıma iki hikâye geldi:

Birincisi, tam da hatırlayamadığım o Yahudi fıkrasıdır. Hani verecekli Yahudi alacaklıya borcunu ödemeyi taahhüt ediyor ama "13.ayın ilk Çarşamba günü ödeyeceğim" der gibi bir şey söylüyor! Alacaklı gülmeye başlayınca da: "Gidi köftehor" diyor, "gördün peşin parayı, nasıl da sırıtırsın!" Aldı beni de bir gülme… Adam 1959'da ne söyledilerse, onu söylüyor! Çözüm, garanti… Her iddiasını kabul edersen!

İkinci hikâye de her Türkçe konuşanın bildiği, Aziz Nesin'in o ünlü, "Biz bu fışkıyı neden yedik?" meselesi… Be gardaş bu kafayla harp çıkardın! Adanın yarısını kaybettin! Fiilen de bugün bile istediğin kadar tanın, güçsüz taraf sensin… Deli misin? Yoksa tartışarak mı tatmin oluyorsun?

Galiba, gidip onların tv'lerinde de konuşup, bir de onlarla kavga etmemiz lâzım…

"Haklı benim!" ama alacağın yok işte… Memleket elden gidiyor, gâvvole gagon! Daha iddia?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.