Ölümcül kimlikler

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.41

7.58

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Ölümcül kimlikler

Bu yazının ilk defa yayınlanması değil bu! Şubat ayında da yayınlanmıştı… Ama galiba, bazı konular var ki hiç gündemden düşürmemek gerekir!

Son zamanlarda Avrupa'da ve Orta Doğu'da çok güncel olan bir yazar var: Amin Malouf… Malouf, Lübnanlı, Hristiyan bir Arap… Kimlik ile ilgili çok önemli bir kitabı var: Identity… Önce İngilizce'sini verdi bana o arkadaşım, okudum… Sonra da Türkçe de yayınlanmış olduğunu öğrendim: Ölümcül Kimlikler… Onu da okudum…

Malouf, Hristiyan bir Arap… Fransızca eğitim almış olduğundan, kendini Fransız gibi de hissedebiliyor. Ninelerinden biri Türk! Osmanlı zamanından… Ailesinde Müslümanlar da olduğu için, ve zaten İslam'ın dili Arapça olduğundan, İslamiyet'le de ilişkili bir Hristiyan Arap ki eserlerini Fransızca yazıyor… Fransa'da yaşıyor… Adını andığım kitabında, "Güney Amerika'dan Semerkant'a kadar, insanların tümüyle ortak değerler taşıyan bir kimliğe sahibim" diyordu, ki haksız da sayılmaz…

Identity'de, böyle bir kimliğin sahibi olarak, göçmen işçi sorununu kimlikle birlikte ele alıyor. Bence mutlaka okunması gereken bir kitap… Özellikle başka bir yerde doğup, hayatını başka bir ülkede sürdürmek zorunda kalanlar açısından. "Göçmen" diyor, "yurdunu terk ederken, geride bıraktığı anılarına, akrabalarına, yurduna karşı kendini suçlu hissederek gider. Uzun zaman bunun acısını yaşar… Bu acıyı gömer, yeni geldiği toplumla özdeşleşmeye çalışır. Kendine yeni toplumuna uygun bir lâkap uydurur meselâ! O toplumdan sıkı dostluklar edinmeye çalışır… Yerel aksanla o dili konuşmaya çabalar… Yeni toplumunun popüler işlerini yapmaya çalışır… Ama her ne yapsa, yeni toplumu ona kendilerinden olmadığını yaşamının her anında hatırlatır. Cildinin rengi farlıdır, aksanı hiçbir zaman yereli yakalayamaz, hayatının başından beri oluşturduğu alışkanlıkları sağdan soldan pıtrak gibi kendilerini gösterip, onu yabancılaştırırlar… Adı farklıdır, lâkabı hiçbir zaman tutmaz… Bulunduğu toprağın tarihine yabancı olduğundan gelenekleri ile uyum sağlayamaz v.s. Bunu fark edince, yâni asla ilk kuşakta özümsenemeyeceğini kestirince, bulunduğu yere de düşman olur ve o derindeki suçluluğu meydana çıkarıp, eski memleketine öykünmeye başlar. Kendisi bir cenneti terk etmiştir sanki. Eski memleketinden ayrıldığı andaki bütün değerler, ona mükemmelmiş gibi görünmeye başlar… Ve dönüp, onlara sarılır… Oysa aradan geçen zamanda, kendi eski memleketinin değerleri de değişmiştir. En sonunda bir gün, eski ülkesine bir ziyaret yapabileceği maddi koşulları oluşturup da geri döndüğünde, bir de bakar ki, artık orda da yabancıdır! Eski ülkesi ile de uyum sağlayamaz! Kendinin kökü sandığı toplum da değişmiştir… Göçmen, ilk kuşakta bu hayal kırıklığı ile yaşar. İkinci kuşaktan itibaren, yeni memleketine uyum sağlamaya başlar… Bunun için, birkaç kuşak geçmesi gerek.

Bilindiği gibi, şu anda dünya üzerinde 500 milyon göçmen işçi yaşıyor. Dünyanın en büyük uluslarından bile kalabalık… Yeni ülkesinde yabancı; eskisinden de kopmuş! Evrensel bir sorun bu… Çünkü ikinci kuşaklar da genellikle, yeni toplumun periferinde kalıyorlar. Küçük bir azınlık, asimile olmayı başarıp, o ülkede tutunuyor… Yüksek bürokrat, milletvekili, işadamı v.s. oluyor… Ötesi, olduğu yerde kalsa vay; geri dönse vay… Ne yeni olabilmiş, ne eski kalabilmiş… Çünkü arada eski de değişmiş…

Okuyun, birçok şeyi anlamamıza yardımcı olur…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.