Gönyeli'ye yağmur yağıyordu...

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Gönyeli'ye yağmur yağıyordu...

Son zamanlarda, bir miktar Liberal Kıbrıslı Rum aydınla, internette Kıbrıs Sorunu tartışmaya sardırdığımı, geçenlerde de yazmıştım. Şimdiye kadar hep sol görüşlülerle konuştuğumuz için, bu bana ilginç geliyor! Farklı görüşten ama adada bir çözüm isteyen, aydın Rumlar!

Bir hayli meselede anlaşamadığımızı ama şaşkınlık verecek bin türlü ayrıntıda da ortak zevklere sahip olduğumuzu bu yaşta görmek, bu adanın garabeti olsa gerek! Biz bunları ta başından bilebilseydik, acaba ne olurdu? Geçen akşam, ahbabımla sohbet ederken, jest olsun diye, ona müziğini çok sevdiğim Yorgos Dallaras'ın söylediği o muhteşem Grek türküsünü attım: S'Agapo! Yanıt, çattadak geldi: Sezen Aksu! O da Sezen'e hayranmış! Ben de seviyor muymuşum? Tabii seviyorum, hangi Türk sevmez Sezen'i? Karşılığında, bir de Parios patlattım… Cevap, bir Haris Aleksiu/Sezen Aksu düetiydi…

Böylece, Kıbrıs Sorunu'nun nedeni ve çözümü konusunda ortak düşünmeyi henüz beceremesek bile, müzik zevkimizin örtüştüğü çıktı ortaya! Ben de bir Hüsnü Şenlendirici/Vasili Skleas düeti gönderdim! " Müziğin milleti yoktur" dedi, mesele kapandı.

Sol görüşlü Kıbrıslı Rum aydınlarla bunları farklı buluyorum, haliyle… Onlar, sanki de bizi de memnun etmek için konuşup, dönüp bildiklerini yaparken; bunlar daha çok "neden" öyle davrandıklarını anlatmaya çalışıyorlar! Kendilerini izah etmeye uğraşıyorlar! Bu daha yararlı bir tutum! Çünkü bir yandan siz onları anlamaya çalışırken, öte yandan da kendinizi anlatma olanağı veriyor size!

Geçen akşam, müzikal yumuşamanın ardından, arkadaşım bana niçin ille "evlerine dönmek istediklerini" anlattı… Özeti, "Döneceğimiz yok ama adalet duygumuz, paramparça oldu. Biz Yenağra'daki evimizi terk edeli nerdeyse yüz sene olacak! Şimdi kim, niçin gidip oraya yeni bir ev yapacak? Ve neden orda yaşamak isteyecek ki? Ama sanki bu hakkımız teslim edilirse, evimizin gaspedildiği duygusunu aşacağız! Çoğunluğumuz ucuz bir fiata satacak! Ama ruhen tatmin olacağız…" dedi… Güzel! "Gel şimdiden sat, kurtul!" dedim…

Yanıtıma, bir soru ile karşılık verdi:

" Siz orda, mutlu musunuz? Birçok Kıbrıslı Türk arkadaşım var, soruyorum! Mutlular…" Aradaki kapılar açılmadan önce, kendilerine bizim burada "işgalcinin" kırbacı altında inlediğimiz propagandası yapıldığından, soruyu yadırgamadım… Mutluluk, göreceli bir kavram! Böyle birden sorulunca, insan kendini yargılamak zorunda kalıyor! Mutlu muyum?

Oturup, uzuuun bir yanıt yazdım: Gündelik hayat anlamında mutlu olduğumu ancak geleceğin ne olacağının belirsizliğinin beni ürküttüğünü, anlatan bir cevap!

Meğer ben o cevabı yazarken, yağmur başlamış! Siz Haldun Taner'in Şişhane'ye yağan yağmurun, Brezilya'daki kahve ihracatçısını nasıl batırdığını anlatan o hikâyesini okudunuz mu? Biz, o cevabı yazdık ve sonunda da "evet mutluyum" dedik Uruma karşı! "Send" düğmesine basınca, gördük Vehbi'nin Kerakkesi'ni… İnternet, gitmiş…

Bir damla yağmur düşünce internetin gittiği; rüzgâr esince elektriğin kesildiği, havada rutubet olunca trafoların patladığı bir diyarda, çöpler içinde yaşayıp, ona buna "mutluyum" demek, sanırım inandırıcı değil!

Şimdi düşünüyorum, netin kesilmesinin sebebini uyduracak yalanı bulur bulmaz, yazacam başka bir mesaj! Ve "mutluyum tabii, sen ne sandın?" Diyecem… Uruma koz mu verelim?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.