Kesik bir aletin hikâyesi...

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kesik bir aletin hikâyesi...

Gündelik yazı yazmak, zordur… Niçin, derseniz? Gündemdeki meselenin hepten dışında yazsanız, olmaz… Konunun bütün ayrıntılarını bilmeden kafadan sallasanız, hiç olmaz! Çünkü bir de bunun yarını var… Ne yapacaksınız? Hiç okunmayacak bir şey yazsanız, gazetenin hoşuna gitmez… Ertesi gün yalan çıkacak bir şey de yazsanız, sizi tefe koyarlar.

Böyle zamanlarda, istedikten sonra işi yuvarlamayı becerdiğimi devamlı okurlarım bilir ama içimden gelmiyor! Olmaz… Ciddi bir şey olmalı böyle zamanda…

Kıbrıs Tarihi'nden bir meseleyi ele alır şöyle bir sallarsınız ağaç misali, mutlaka bir şeyler dökülür. Okur da bayılır… Şimdi bunu yazarken aklıma geldi,: Zamanında, şimdiki Sarayönü'ndeki Lüzinyan Sarayı'nda, kafası kesildikten sonra, çükü de kesilip şimdiki Girne Caddesine fırlatılan Kral l. Peter'in hikâyesine dalayım mı?

Aşk, ihanet, politika… Hile, desise… Ve hatta, kıssadan hisse bile var…

Güzel meseledir! Karısının şerrine uğrayıp, arkadaşlarına kötü davranan 1. Peter, yatak odasında, çıplak ve giyinir vaziyette, tam da kolu ceket kolunun içinde yani kendini savunamaz durumda iken şövalye raconu gereği, bütün arkadaşları tarafından, birer kez bıçaklanmış!! Sonra da öldüğünden emin olsunlar diye, kellesini kesmişler. O esnada hazretin en yakın arkadaşı, Türkopoller'in komutanı, odaya girip bakmış ki eğlenceye geç kalmış! Yapacak bir şey kalmamış, kellesiz bedene bir kılıç da sen soksan ne yazar? Tutup, "başına ne geldiyse bundan geldi" diyerek, koca kralın bilmem nesini kesip, açık duran pencereden, bugünkü Girne Caddesine fırlatmış! Racon bu… Yoksa, "birader"liğin dışında kalacak! Anasını sattığımın üst düzey aidiyet duygusu… "Dışarıda mı kalacam? Ne münasebet, arkadaşımın şeyini keser, sokağa fırlatırım, daha iyi…"

Bu duygu ve tavrı, politikada olan herkes gibi ben de gördüm defalarca ama mesele o değil… Beni ilgilendiren, asıl başka bir mesele…

Acaba o esnada sokaktan geçen kimdi?

Sarayın penceresinden önüne düşen nesnenin ne olduğunu merak etti mi? Etmiştir, zaar… Mutlaka! Eğilip, yerden alıp, evire çevire ne olduğuna baktı mı? Baktıysa, ne olduğunu anladı mı? Anlayınca kadınsa ne hale girdi? Erkekse, elindekini nasıl savurdu? Ne yöne? Sarayönüne doğru mu? Ya biraz sonra kimin bilmem nesi ile oynadığını öğrenince, ne hissetti? Keşke on ikinci yüzyılda olsaydım da bu filmi seyredip, yüzyıllarca gülseydim…

Kral 1. Peter de kral gibi, kraldı ha! Antalya'yı gidip almış, Mısır'a bulaşan bir herif ki halini sormayın. Bu çük hikâyesi de zaten ondan çıktı… O esnada hazretin yeni sevgilisi Lady Echivaria da odadaydı…

Yâni, meselâ; böyle bir hikâyeye daldığınızda, yazı okunur… Okunur ama işin sonunda "kıssadan hisse" deyip de söyleyebileceğiniz iki kelâm lâf var mıdır? Evet, vardır ama kalsın… Hiç hoş kaçmaz şimdi söylersem… Bırakın! Söylemeyim… Arif olan anlasın…

Ne yazayım yani?

UBP kötüdür, biz iyiyiz demeye, hiç alışamadım! Tabii ki "biz" iyiyiz ve "onlar" da elbette ki kötüdür… Malûmu ilâm etmenin ne gereği var! (Bu kelime "ilan" değildir! "İlâm"… Mahkeme kararının yazılı ifadesidir anlamı! "İlân" etmekle alâkası yok! Yâni, bilinen bir şey için mahkeme kararı almaya gerek yok demektir… Son zamanların bilgisayar Türkçesi'nde bu özdeyiş de o lâkırdı da kaybolmaya, sürekli yanlış kullanılmaya başlandı da… Ortalık da avukat dolu oysa…

Sayfa doldu…

Acaba şimdi başlığı ne koyayım?

" Kahrolsun fallik diktatörlük" desem, nasıl olurdu acaba? Vaz geçtim… Ayıp…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.