Bahar yazıları yazmanın günü geldi…

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.48

7.59

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bahar yazıları yazmanın günü geldi…

Son günlerde yazılacak o kadar çok şey var ama beni gene bahar vurdu! Siyaset yazmaktan, ikrah geldi, her sene bu zamanlarda olduğu gibi… Bıraktım kimiEleri bir süre daha rahat etsinler… Veya rahat olduklarını zannetmeye devam… Eski bir bahar yazımı paylaşayım dedim, bu gün de… Belki okurun da keyfi yerine gelir, dünyanın kapkara olmadığını fark eder…

Geçen gün evde otururken, karşı pencereden görünen elektrik telinde tünemiş, tüyleri siyahtan maviye çalan bir kırlangıç görmekle, yerimden fırladım… Bahar gelmiş ve ben kış kıyamet, sel/dere yazıları yazmaktayım. Lefkoşa'ya geleli, kırlarla ilişkim mi kesildi, nedir? Baharı, elektrik telindeki kırlangıçtan mı hissedecektim ben?

Ninemim evinde, merteğe bitişik kırlangıç yuvasında, ana yavrularını beslerken, göğsündeki sarıya çalan bej tüylere, yanaklarındaki kahve rengine dalar giderdim. O mu geldi aklıma, yoksa baharı kapalı yerde hissetmek fenama mı gitti, bilmem…

Çocukluğumda, oturduğumuz sokaktaki eski Osmanlı konağının kerpiç duvarlarındaki kovuklara, kürümle gelen ebabülbülleri geldikleri ilk akşamüzeri görürdüm oysa… Sokakta oynuyor olurduk ve ebabülbül sürüsü, bir kamyonunkinde yüksek gürültüsü ile cıvıl cıvıl geçen yaz sonu boş bıraktıkları kovuklara saldırırdı. Sanki hava o anda değişir, kışın ürperten serinliğini, insanı sarıp içine alan, ılık bahar havası çekerdi…

Çocuktuk… Hayatın insanlara ne cilveler hazırladığından henüz haberimiz yoktu… Kuşları sevinçle karşılar, sırtımızdaki kazakları sıyırır, top peşindeki koşuyu, hızlandırırdık. Henüz geceleri bir maraton şeklinde sürdürdüğüm okuma nöbetleri, gözlerimi etkilememiş, gözlüğüm mözlüğüm yoktu… İlk okulun son sınıfında başıma bu gözlük belası musallat olunca, futbol hayatım çok kısa sürdü… Hade gizli gizli söyleyeyim, kimse duymasın, çok kabiliyetli de değildim zaten. Babamın hatırı kalmasın diye oynardım…

Sokağın şenliğinin keyfini yitirmesi ile benim gözlük maceram arasında, doğrudan bir ilişki de yoktur aslında. Kış girişi biz gözlüğü kuşandık, Aralık'ta "fasarialar" başladı! Ne tadımız kaldı, ne tuzumuz… O sene, 1964 yılının baharında, sanırım kuşa bülbüle bakacak halimiz zaten kalmamıştı ama 1966'da mücahit olduk, ne ebabülbül kaldı ne gül! Kendimizi mi okuldan çıkıp mevziye koşarken o ebabülbüllere benzetirdim, onları mı bize? Bilmem. Gürültü, cıvıltı geri mi gelmişti?

O zamanlar nöbetten çıktığımızda, eğitim de yoksa, sokaklarda dolaşırdık. Arada geçen gün gördüğüm gibi bir kırlangıç, asfalta pike yapar, yuvasındaki yavrularına götüreceği, alçaktan uçan bir sineği alır, giderdi.

Kırlangıcı gördüm… Aklıma neler düştü…

Bahar geldi, hoş geldi… Kırlara mı vurayım gene, Mesarya'ya mı salayım kendimi? Karpaz'a mı? Kaç baharı ıskalayarak geçirdik acaba hayatımızda? Saydınız mı hiç?

Seçim var Türkiye'de gene… Seçim her beş yılda bir olur, baharsa her yıl gelir, evet doğru… Ama baharda hayatın yeniden başlaması, evrenin yeniden doğuşunu gönlünde hissedemeyen adam, ne edecek seçim kazanıp da?

Hayatı mı durduracak? Dünyayı geriye mi döndürecek? Zamanı mı iteleyecek, omuzunu dayayıp? "Aslolan aşktır Hatçem!" mi demişti şair?

Aslolan, bahardır… Sonrası kendiliğinden gelir… Yürüyün ülkemizin kırlarının renklerine bürünelim… Gelincik kırmızısına! Papatya sarısına…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.