Günler aydın olsun

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Günler aydın olsun

Günaydın,

Doğaya yabancılaştıkça kendimize yabancılaştığımızın farkındasınız değil mi? İnsan, kendini doğayı değiştirecek güce sahip zannettiği andan itibaren, bir yandan "insan" oldu, evet. Çünkü üretmeye başladı... Ama obür yandan da her adımda "insan"lıktan çıktı, değil mi?

"İnsan" olmanın gereğidir sanırım bütün o sorumluluklar, mecburiyetler, üretmek zorunda olmaklar... Ama öte yandan da her biri adım adım bizi doğadan kopmaya götürmektedir. Aslımızdan soyutlanmaya. Ve üstelik, bu bir aldanıştır. Çünkü hiç kaçarımız yok, döneceğiz en sonunda doğaya. Kendimizi doğa üstü sansak da, doğayı yenebileceğimizi vehmetsek de...

Ya hayatın içinde arada bir yoklar bizi doğa, iklim olarak, yer sarsıntısı olarak, rüzgâr olarak, su olarak... Hatırlatır! Ben burdayım be hey gafiller... Siz benden oldunuz, bana döneceksiniz...Benim önemsiz ayrıntılarımsınız" der…

Ya her baharda "yeniden doğuş"un evrenselliğinin büyüsü ile sarar sarmalar! Gelincik çiçekleri ile, Lapsanalar, Ekşiliceler... Açan binbir türlü çiçek... Göçmen kuşlar... Bütün hayvanlarla birlikte, bizim de aklımıza düşen aşklarla, deliye çevirir…

" Sen 'insan' olmakla, ne olduğunu sandın? Henüz benim hikmetimin sırrını çözemeden, her şeyi bilir sandığın bilginin gülünç boyutu ile, bana yabancılaştığını mı sandın? Benim üzerimde birşeyler ürettiğini, benden çok birşeyler bildiğini mi sandın? Ne kadar çabuk? Ne kadar aymazca? İşte önemsiz ayrıntılarımdan birisin... Binlerce ot, yüzbinlerce böcek gibi bir varlıktan başka nesin ki sen?" diye hatırlatır kendini bize…

Giyinir allarını, morlarını... Süslenir... Ölümcül kokular sunar... Ölümcül gün batımları, gün doğumları gösterir bize…

Ve biz, kendimizi gerçeğin en katı örneği zannederken, aslında yalan olduğumuzu anlatır, anlamak isteyene... Bir zamanlar, bir yerlerde yazdığım, "beşbin yıl sonra 'ben' olmayacağım ama Panağra Boğazı'nın şabboyları olacak" dedirtir... Aklı ve yüreği yetene! Beş bin mi demişim o zamanlar? Bırakın, yüze bölün, "elli" diyeyim bugün…

Günaydın…
Günaydın...
Her sabah doğan güneşe...
Akşam üzerlerinin çıldırtan eflâtunlarına...
Tarlaların gelinciklerine...
Lefke'nin turunç çiçeği kokularına...
Denizin köpüklerine...
Dağdan esen rüzgârlara...
Kıbrıs'a...
Hayat'a...
Evrene...
Günleraydın...

Macun yenilip, leymonadda içilen günlere… Altı pençeli ayakkabılara, bir dükkân vitrininde seyredilen televizyonlara… Yazlık sinemalara, tahta kasa otobüslere. Akraba ziyaretlerine… Gömlek düğmesine asılan yaseminlere…

Günaydın…

Gün, bahar günü, bize hatırlatıyor doğanın önemsiz bir ayrıntısı olduğumuzu. Sandığımız, vehmettiğimiz ya da birbirimize göstermeye çalıştığımız gibi, önemli mahlûklar değil; aslında esamisi bile okunmayan, gelip geçici bir miktar ayrıntının bile, önemsiz ayrıntıları olduğumuzu.

"Mavilere allara/ Yeşillere dallara" demiş şair! Evet ve işte o kadar! Onun kadar ve ona göre varız varsak…

Günaydın…

Osmanlı parayla adam tutar, yoldan geçen hünkâra, "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var" diye bağırttırırdı, kavlince! Yani ben de kendi kavlimce, sadece "günaydın" diyorum…

Günler aydın… Herkesin günü aydın olsun! Her türlü "devletlu"nun, "ulfetlû"nun, "ismetlû"nun ve "haşmetlû"nunki de…

Ya da kendini öyle sananlarınki de diyelim, işimize bakalım…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.