İttihatçılar'a tutkunum ben

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.45

7.56

$

6.74

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

İttihatçılar'a tutkunum ben

AKP'nin ilk defa seçim kazandığı günün, sabahıydı… O zamanlar yazışmakta olduğumuz bir arkadaş grubuna, durumu nasıl gördüğümüz soruldu. Demiştim ki:

" Hürriyet ve İtilâf, İttihat Terakki'den 1912 seçiminin revanşını aldı!"

Gerçekten de 1912'den, 2002'ye kadar, aradaki kısa "mütareke" dönemini saymazsak, İttihat ve Terakki ya kendi geldi iktidara, ya da ondan türeyen partiler. CHP'nin İttihatçı'lığını kanıtlamaya herhalde gerek yok! Mustafa Kemal Atatürk, doğrudan Fedai-i Zabitan örgütü üyesi… Teşkilât-ı Mahsusa'nın da "derin kolu"… İsmet Paşa da öyle, Fethi Okyar adı geçen partinin genel sekreteri v.s. İsmet Paşa ekibine muhalif olmak üzere kurulan DP'nin kurucusu, İttihat'ın İzmir ile sekreteri Celal Bayar! Kod adı, Galip Hoca… Enve Paşa öldükten sonra Turancılık'ın bayraktarlığını halen yapmakta olan MHP'nin teorik önder olarak Ziya Gökalp'i, İttihat'ın ideoloğunu seçmiş olması da herhalde, rastlantı değil! Buraya kadar, normal! Şimdi yazacağım örneği, çoğunuz hiç işitmemiştir… Türkiye Komünist Partisi'nin iki numaralı kurucusu Ethem Nejat da İttihatçı'dır… Bursa örgütünden… Teşkilât- Mahsusa üyesi o da… Mustafa Suphi daha da ötededir ya? Şimdilik konumuz o değil…

Hepsini birleştiren ortak noktalar: a)Merkeziyetçilik, b) Halka rağmen halkçılık, c)Devletçilik'tir…

Ta işin başında, yani 1912'de, İttihat'ın bu anlayışının karşısında, bir başka anlayış var mıydı ki seçimi yitirdi?

Evet, vardı… İslâmcılar, dinci gericiler, hacı hoca takımı mı? Onlar zaten vardı ama; Osmanlı yenileşme hareketinin bir ayağı merkeziyetçi subayların başını çektiği İttihat ve Terakki, oluştururken, öteki ayağını da Prens Sabahattin'in başını çektiği bir düşünce akımı çekiyordu. Partileşme anlamında Prens, kâh başlarında durmuş, kâh durmamıştır ama fikirsel önderlik, hep ondaydı… Peki onun görüşleri nelerdi? Şunlar:

a)Adem-i merkeziyetçilik, yani yerinden yönetim, eyaletlere özerklik vermek, b) En geniş demokrasiyi sağlamak ve c) Ekonomide liberalizm… Prens'e göre imparatorluğu bir arada tutmanın, başka bir yolu, yoktu…

1912'de seçimi İttihatçılar kazandı… Önce Trablusgarp'e, İtalyan işgalini defetmeye koştular… Sonra, ordunun yarısını terhis edip, yarım ordu ile Balkan Savaşı'na girip, Selânik, Edirne dahil; bütün Rumeli'yi kaybettiler… Sonradan Edirne'yi geri aldılar ama ertesi yıl da Birinci Dünya Harbi'ne girip, az kaldı ki Anadolu'yu da yitireler… Arada, Hürriyet ve İtilâfçı'lar, bunlara muhalefet olsun için, mütareke döneminde İngiliz'lere teslim olan İstanbul hükümetlerini kurdukça, ondan sonra artık kimsenin fikir, demokrasi, ekonomik sistem tartışacak hali kalmadı! "Bunlar, hain"di… O kadar…

Ondan sonra yüze yakın yıl, ülkeyi İtthatçılar yönetti! Muhalefet bile İttihatçıydı… İllegal muhalefet bile… Dinciler, hacı hoca takımı, tekke şeyhleri, şıhlar zaten seslerini bile çıkaramıyorlardı ama asıl mühimi, okul kitaplarımızda Osmanlı yenileşmesinin, sanki de bir ayak üzerinde geliştiğinin yazılmasıdır. Prens Sabahattin ve onun liberal düşüncelerinden, hiç söz edilmedi! Oysa 1912 seçimlerini küçük farklarla kaybetmişlerdi…

Cumhuriyettten sonraki Türk siyaset dünyasında, İttihat'tan kaynaklanmayan bir tek Erbakan Hareketi idi ama o da eski geleneksel, "dinci" çevreden biriydi! En azından argümanları öyleydi…

Onun genç kadrosu, daha usta çıktı… Erdoğan-Gül ekibi, AKP'yi kurarken mi kavlediler? Yoksa sonradan mı ayıktılar bilmem, fikirlerine geleneksel bir taban bulmayı aradılarsa, Prens Sabahattin'e baş vurmuşlardır… Yenileşmeyi talep etmekle beraber, statükoyu kuranlardan çok farklı bir yol öneren, annesi hanedan mensubu bir prensi… Liberal ekonomi, yerinden yönetim ve en geniş demokrasi!

Herkes bunlara, bunun için "düşman"! Çünkü tümünün düşünsel kökenleri aynı kaynaktan beslenirken, bunlarınki tamamıyla farklı…

Ben TKP rahle-i tedrisinden geçtiğim için, İttihatçılar'ın kelle koltukta maceraperestliğine tutkunum… Nagant'ı çekip Şemsi Paşa'yı Selânik Garı'nda yere sermek; kestirme bir yoldur… "Revolver" de altı değil, yedi patlar; dikkat isterim… Kambur Atıf'ta yürek mangal gibiydi, kuşku yok! Ama Selânik de elden gitti… Yürek tek başına yetmez tamam ama, ben bayılıyorum arkadaş!

Ne dolap çevirsen, şeytanın aklına gelmeyecek kombinalar uydursan, istediğin kadar belden aşağıya vursan, "bunlar gitsin de memleket de batarsa batsın" desen bile, yine bunlar seçimi kazanıyorlar… Bu işi daha iyi beceriyorlar işte… Öyle yüreksiz falan da değiller gibi… Mal meydanda… Allah, allaaahhh…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.